23 Nisan 2018 tarihli TBMM’nin 98.Yıldönümü-Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Özel Oturumu Konuşması  
23.04.2018
15142
Yazı Boyutu: A- A+

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN TBMM’NİN AÇILIŞININ 98. YILDÖNÜMÜ-ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI ÖZEL OTURUMU KONUŞMASI 

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun TBMM’nin Açılışının 98. Yıldönümü-Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı Özel Oturumunda yaptığı konuşma şöyle:



Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, televizyonları başında bizleri izleyen saygıdeğer vatandaşlarım ve geleceğimiz, umudumuz olan sevgili çocuklar; Cumhuriyet Halk Partisi adına 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nızı kutluyor, bu güzel günün aydınlık ve huzur dolu günlerin müjdecisi olmasını diliyorum.

Sevgili çocuklar ve değerli milletvekilleri, bu yüce çatı altında yapılan ilk konuşma, Sinop Mebusu Şerif Bey’e aittir. 23 Nisan 1920’de bir cuma günü Hacı Bayram Veli Camii’nde kılınan cuma namazının ardından Anadolu’nun dört bir yanından gelen milletvekilleri Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi binasında bir araya gelirler.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin saat ikiye çeyrek kala başlayan ilk Genel Kurul toplantısına en yaşlı üye sıfatıyla Sinop Milletvekili Şerif Bey Başkanlık yapar. İstanbul’un işgaline atıfla Şerif Bey "Ezelden beridir hür ve bağımsız yaşayan milletimiz bu esaretini kesin ve kararlı bir biçimde reddetmiş ve derhâl vekillerini toplamaya başlayarak yüce Meclisini vücuda getirmiştir. Bu yüce Meclisin Reisi sıfatıyla ve Allah’ın yardımıyla milletimizin iç ve dış tam bağımsızlığı dâhilinde geleceğini bizzat düzenleyerek ve bütün dünyaya ilan ederek Millet Meclisini açıyorum." demiştir ve bu konuşmayla sesini dünyaya duyurur Türkiye Büyük Millet Meclisi.

Türkiye Cumhuriyeti devletini kurma yolunda kararlı ve azimli çalışmalarını sürdürürler.

Milletin Meclisi artık onurlu yürüyüşünü başlatmıştır, en büyük güvencesi ise milletin kendisidir.

1923’te Gazi Mustafa Kemal Atatürk şöyle der: "Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır, o da millî egemenliktir. Yalnız bir makam vardır; o da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir."

Milletine bu kadar güvenen, milletini bu kadar yücelten devlet adamı tarihte çok az bulunur. Halkını baş tacı yapıp milletin egemenliğini millete emanet eden bir lidere tarihte çok az rastlanır. Atatürk daha Millî Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcında, 22 Haziran 1919’da Amasya Tamimi’yle halkına güvenini şöyle ifade etmiştir: "Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır."

Değerli milletvekilleri, bu devleti kuranların millete olan güvenleri sözde kalmamış, ilk anayasa olan 1921 Anayasası’nda 1’nci madde olarak şu cümle yer almıştır: "Hâkimiyet bilâ kayd ü şart milletindir." Aynı ilke, 1924 Anayasası’nda 3’üncü madde olarak yer almıştır. Bugün yürürlükte olan Anayasa’mızın 6’ncı maddesi de egemenlikle ilgilidir. Madde aynen şöyledir: "Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz."

Bu bağlamda, 24 Haziran 2018’de yapacağımız seçimlerle görev süresini dolduracak olan 26’ncı Dönem milletvekillerinin; yani bizlerin, yani sizlerin çocuklarımıza, torunlarımıza, sevdiklerimize bırakacağı en güzel miras, 15 Temmuz 2016 Cuma akşamı FETÖ darbe girişimine karşı topyekûn direnmiş olmaktır. Bu, bizim, çocuklarımıza bırakacağımız en güzel mirastır. Milletvekili arkadaşlarımız bu kutsal çatının altında toplanarak sadece darbecilere karşı parlamenter demokrasiyi savunmakla kalmamış, darbe girişimini bastırmaya çalışan güvenlik güçlerimize ve direnme hakkını kullanarak darbecilerin karşısına çıkan vatandaşlarımıza da güç vermiştir. Bu vesileyle, 15 Temmuz gecesi şehit olmuş tüm vatandaşlarımızı, güvenlik güçlerimizi rahmetle anıyorum; gazilerimize şükranlarımı sunuyor, o gece Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan 107 milletvekili arkadaşımı bir kez daha yürekten kutluyorum.

Değerli arkadaşlarım, bir cuma günü açılan Gazi Meclisimizin yine bir cuma günü gerçekleşen darbe girişimini başarısız kılan iradesine güç veren ruh, hiç şüphesiz, Atatürk’ün arkamızdaki duvara nakşedilmiş sözleridir: "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." Bu söz, sadece milletimizin egemenlik hakkını değil, aynı zamanda o hakkın nasıl kullanılması gerektiğini de bize anlatır. Dolayısıyla 15 Temmuz 2016’da darbecilerin başarısız kalması nedeniyle "kahraman" sıfatını hak eden 26’ncı Dönem milletvekili arkadaşlarımızın bir kısmı, üzülerek ifade ediyorum, 20 Temmuz OHAL darbesiyle milletimizin egemenlik haklarını ve bu hakların kullanıldığı Türkiye Büyük Millet Meclisinin temel yetkilerini, üzülerek ifade ediyorum, devretmişlerdir. Hep birlikte, çocuklarımıza, 15 Temmuz 2016’da FETÖ darbe girişimini başarısız kılma mirasının yanında, sizin çocuklarınıza bırakacağınız tek adam rejimi kurma kararı mirası vardır ki -üzülerek söylüyorum- bu, kötü bir mirastır. Biz, bu mirasın parçası olmadık ve parçası olmadığımız için de son derece mutluyuz.

Değerli milletvekilleri, egemenliğin kullanılması… 20 Temmuz darbesini şiddetle reddediyorum, şiddetle reddediyorum, şiddetle reddediyorum; 20 Temmuz darbesini şiddetle reddediyorum! Halkın birliği ve bütünlüğünü savunduk. Bu Meclisin yetkilerini birileri el kaldırarak başka bir kişiye devredemez! Bunun mücadelesini vermek bizim boynumuzun borcudur.

Sizler yetkilerinizi başkalarına devredebilirsiniz ama bu Meclisin, Gazi Meclisin yetkilerini hiçbir makam, hiçbir kişi başka bir makama veremez ve devredemez!

(Dinleyeceksiniz, dinleyeceksiniz!)

Egemenliğin kullanılması hiçbir surette, hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılmaması için "kuvvetler ayrılığı" ilkesi getirilmiştir.

Bütün demokrasilerin ana omurgasını "kuvvetler ayrılığı" ilkesi oluşturmaktadır. Yani yasama, yürütme ve bağımsız yargı demokrasilerin olmazsa olmazıdır.

Kuvvetler ayrılığı aynı zamanda gücün demokratik kurallar içinde denetlenmesidir. Seçimlerin dört veya beş yıl içinde yapılması o ülkede demokrasi olduğunu göstermez. Demokrasinin gücü de varlığı da güçlü bir "kuvvetler ayrılığı" ilkesine bağlıdır. "Güçler ayrılığı" ilkesinin olmadığı bir ülkede seçimlerin sadece bir anlamı vardır: "Sandıktan çıkarım, istediğimi yaparım." Biz bunu kabul etmiyoruz.

Bu anlayışın egemen olduğu bir ülkede millî irade bir kişinin iki dudağına teslim edilmiş demektir. Ayrıca, bu anlayışın egemen olduğu bir ülkede seçilenler halka hesap vermezler. Oysa demokrasilerin özünde seçilmişlerin halka hesap vermesi temel kuraldır.

Üzülerek ifade edeyim ki bugün hükûmet edenler bırakın millete hesap vermeyi, bir daha söylüyorum, bugün hükûmet edenler bırakın millete hesap vermeyi yasama organının asli unsuru olan milletvekillerinin soru önergelerine dahi cevap vermemektedirler, lütfedip bu cevabı vermemektedirler. Bu, yürütme organının yasama organını tanımaması demektir. Açıkça söylüyorum, böyle bir tablo bu Meclisin saygınlığına gölge düşürür. Ben bundan rahatsızım, sizlerin de rahatsız olması lazım. Milletvekili olarak önerge veriyorsunuz, on beş gün içinde cevap verilmesi lazım. Bırakın on beş günü, on beş ay içinde cevap verilmiyor. Siz milletin hakkını sormayacak mısınız, milletvekilinin hakkını sormayacak mısınız, Gazi Meclisin hakkını sormayacak mısınız?

Değerli milletvekilleri, yasama, yargı ve yürütme gücünü, yani egemenliği bir kişiye teslim ettiğinizde hukukun üstünlüğü yok olur, üstünlerin hukuku geçerli olur yani egemenlik bir kişiye, zümreye ve sınıfa bırakılmış olur. Yine üzülerek ifade edeyim ki bugün bu tabloyu yaşıyoruz ve bütün dünya bu tablonun tanığıdır. Bu bayram gününde bu gerçekleri bu çatının altında dile getirmek benim görevim ve sorumluluğumdur. Çünkü bu Meclis Millî Kurtuluş Savaşı’nı yöneten bir Meclistir ama üzülerek ifade edeyim ki, bugün yetkileri büyük ölçüde elinden alınmış bir Meclistir.

Değerli milletvekilleri, bakınız, yedi yıl önce bu Mecliste yaptığım 23 Nisan konuşmasında şunları söyledim: “Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratikleşme tarihi, bu Meclisin yetkilerini savunma ve genişletme tarihidir. Bugün dahi bu yüce Meclisin yetkilerine göz dikenler bu hususu hiçbir zaman akıllarından çıkarmasınlar.” Yedi yıl önce söylemişiz, evet, yedi yıl önce bunları söylemişiz. Bugün Meclisin gasp edilen yetkilerine ses çıkarmayanları, duymazlıktan gelenleri, Meclisin hakkını aramayanları tarih asla affetmeyecektir.

Değerli milletvekilleri, son sözlerim çocuklarımıza, geleceğimizin teminatı olan, umudumuz olan çocuklarımıza. Sevgili çocuklar, 23 Nisan, aynı zamanda dünya çocuklarına armağan edilmiş ilk ve tek bayramdır. Özgürlüğe, eşitliğe ve bilime bağlı toplumlar, Mustafa Kemal’in işaret ettiği gibi, fikri hür, vicdanı hür, namusu hür, irfanı hür nesiller yetiştirebilirler. Biz çocuklarımızı bilime dayalı, sevgiyle dolu, yüzünü geleceği dönmüş bir eğitim sistemiyle yetiştirmek istiyoruz. Biz çocuklarımızı küreselleşen dünyayla uyumlu, haberleşme ve iletişim olanaklarını etkin bir şekilde kullanan ve yaşadıkları dünyayı sorgulayan bireyler olarak yetiştirmek istiyoruz. Bizim çocuklarımıza karşı bir borcumuz var, daha güçlü, daha özgür, daha zengin bir Türkiye’yi onlara bırakmalıyız çünkü biliyoruz ki özgür ve eşit bir gelecek özgürce yetişen nesillerle mümkündür. Biz bunu başarma azim ve kararlılığındayız.

Değerli milletvekilleri, şu anda cezaevinde televizyonu başında bizi izleyen Milletvekilimiz Enis Berberoğlu başta olmak üzere, tüm milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. Milletimize adalet ve huzur dolu bir gelecek diliyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.