CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, “SEYDİŞEHİR HALK BULUŞMASI”NDA KONUŞTU  
22.03.2017
13923
Yazı Boyutu: A- A+

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, “SEYDİŞEHİR HALK BULUŞMASI”NDA KONUŞTU

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Sandığa giderken bayrağınızı düşünün, vatanınızı düşünün, çocuklarınızı düşünün, torunlarınızı düşünün. Bunun partilerle bir ilgisi yok. Bu Türkiye’nin geleceğiyle, demokrasisiyle ilgili bir sorun” dedi.

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun Konya Seydişehir’de yaptığı konuşma şöyle:



Efendim hepinize merhabalar. Beni dikkatle dinlemenizi istiyorum. Gün düşünme günü, memleketimizi seviyorsak, birlikte yaşamak istiyorsak, kavgadan uzak, gerilimden uzak birbirimizi sevgiyle, saygıyla anarak yaşamak zorundayız. Bizim, bu ülkede yaşayan her vatandaşın hakları vardır. Nerede yaşarsak yaşayalım, ister Urfa’da, ister Trakya’da, ister Muğla’da, ister Seydişehir’de, ister Konya’da, ister Çankırı’da. Bu ülkede aynı bayrağın altında birlikte huzur içinde yaşamak istiyoruz. Huzur içinde yaşamanın yolu her birbirimizin haklarının güvence altına alınmasında yatar. Güvence altına alınacak bizim haklarımız. Böylece benim gibi düşünmeyen insan da rahatlıkla konuşabilecek, düşüncesini açıklayabilecek.

BU ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ SADECE BUGÜNÜ DEĞİL GELECEĞİMİZİ, TORUNLARIMIZI DA İLGİLENDİRİYOR

Şimdi Nisan’ın 16’sında sandığa gideceğiz. Bu bir seçim değil, bir iktidar gelecek, bir başka iktidar gidecek seçimi değil. Başbakan değişecek, yeni bir Başbakan gelecek seçimi değil. A partisi, B partisi olayı da değil, bu bir demokrasi olayıdır. Anayasaya “Evet” mi diyeceğiz yapılan değişiklikle “Hayır” mı diyeceğiz? Olay bu olaydır. Dolayısıyla her vatandaşım anayasa değişikliğine neden “Evet”, neden “Hayır” dediğini iyi bilmek zorundadır. Bakın bir daha söylüyorum, anayasa değişikliğine ayın 16’sında sandığa giderken Nisan’ın neden “Evet” diyeceğiz, neden “Hayır” diyeceğiz bunu iyi bilmek zorundadır. Ve oyumuzu da ona göre kullanmak zorundayız. Çünkü bu anayasa değişikliği sadece bugünü değil geleceğimizi, torunlarımızı da ilgilendiriyor. Ona göre karar verirken bayrağımızı düşüneceğiz, milletimizi düşüneceğiz, vatanımızı düşüneceğiz, çocuklarımızı düşüneceğiz ve torunlarımızı düşüneceğiz. Elimizi vicdanımıza koyacağız ona göre oy kullanacağız. Oy kullanırken düşüneceğiz doğrusu, eğrisi nedir vicdanımızda ölçeceğiz, tartacağız, biçeceğiz ve ondan sonra gidip oyumuzu kullanacağız.

CUMHURBAŞKANI PARTİZAN OLURSA 80 MİLYONU TEMSİL EDEMEZ

Şimdi değerli kardeşlerim biliyorum bizi dinleyen hemen hemen her partiden vatandaşım var. Önce şunu söyleyeyim, bütün vatandaşlarıma bir soru sormak isterim. Sayın Cumhurbaşkanı yeni seçilecek olan- referandum oldu diyelim- yeni seçilecek olan bir Başkan, Başkan tarafsız mı olmalı, yoksa partizan mı olmalı? Buna karar vermek zorundayız. Eğer tarafsız olacaksa Başkan, 80 milyonu temsil edecekse, cumhurun temsilcisi olacaksa, bayrağı taşıyarak bütün Türkiye’yi, 80 milyonu temsil edecekse tarafsız olması lazım. Niye tarafsız olması lazım? Çünkü oy versin vermesin, hangi partiden olursa olsun, hangi inançtan olursa olsun, hangi kimlikten olursa olsun 80 milyonu bir kişi temsil edecek. Onun adı da Cumhurbaşkanı. Eğer Cumhurbaşkanı tarafsız olmazsa, partizan olursa 80 milyonu temsil edemez. Mesela ben 80 milyonu temsil edemem. Sayın Bahçeli 80 milyonu temsil edemez. Sayın Binali Yıldırım 80 milyonu temsil edemez. Saadet Partisinin Genel Başkanı 80 milyonu temsil edemez. Ne ben, ne Binali Bey, ne Sayın Devlet Bahçeli biz arabamızda Türk bayrağı taşıyamayız. Türk bayrağını taşıyacak olan cumhuru temsil eden, 80 milyonu temsil eden Cumhurbaşkanı olacak. Dolayısıyla Cumhurbaşkanının tarafsızlığı temel noktası, ana kaynağı 80 milyonu temsil etmesidir.

O nedenle sandığa giderken hangi partiden olursak olalım, hangi kimlikten olursak olalım kadın, erkek, yaşlı, genç, biz 80 milyonu temsil eden bir kişiyi seçiyorsak onun tarafsız olması lazım. Tarafsızlığın bu kadar önemi vardır. Neden çok önemlidir bir şey daha anlatayım. Sayın Cumhurbaşkanının yani seçilecek olan Başkanın tarafsız olmasının nedeni devletin sigortası olmasıdır. Yani devlette bir sorun çıktığı zaman bütün iktidar, muhalefet herkesi çağırır derki “Beyler Türkiye’nin bir soru var bu sorunu nasıl çözelim veya bir uyumsuzluk var bu uyumsuzluğu nasıl kaldıralım?” Örneği var mı? Örneği var. 15 Temmuz darbe girişimi yaşadık mı? Yaşadık. Hep beraber darbeye karşı çıktık mı? Hep beraber darbeye karşı çıktık. Ne oldu sonra? Sayın Cumhurbaşkanı siyasi partilerin liderlerini nerede topladı? Dedi ki, benim başkanlığımda toplanacaksınız. Gittik mi? Gittik. Niye toplandık? Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, hükümet bir darbeyle karşı karşıyaydı ve dolayısıyla darbe karşısında her siyasi partinin onurlu duruşu gerekiyordu demokrasiyi savunmak için. Gittik karar aldık mı? Aldık. Ne oldu? Sayın Cumhurbaşkanı devletin sigortası olarak herkesi çağırdı görüşünü aldı. Şimdi deniyor ki, yeni değişiklikle seçilecek başkan aynı zamanda partinin Genel Başkanı olacak, aynı zamanda partinin Genel Başkanı olursa tarafsız olamaz. Niye tarafsız olamaz? Ben tarafsız değilim, Sayın Bahçeli de tarafsız değil, Sayın Binali Yıldırım da tarafsız değil. Ne yaparız biz yemin içerken? Tarafsızlık üzerine yemin etmeyiz biz. Çünkü biz, hiçbir milletvekili de tarafsızlık üzerine yemin etmez. Tarafsızlık üzerine yemini devletin hakimi eder, futbol karşılaşmalarında hakem eder ve Sayın Cumhurbaşkanı derki ben tarafsız davranacağım diye TBMM’de yemin eder. Tarafsızlık bizim devletin geleneğinde bu kadar önemlidir. Ne zamandan beri? Cumhuriyetin kuruluşundan beri böyledir. O nedenle tarafsız davranmak önemlidir.

MİLLİ İRADEYİ BİRLİKTE SAVUNACAĞIZ

Şimdi başka bir soru daha. Anayasa değişikliğine ben gidip “Evet” oyu vereceğim diyen vatandaş Cumhurbaşkanı tarafsız olmasın iradesini ortaya koyar. O irade saygın mıdır? Saygı duyacağız vatandaşımız öyle diyorsa. Ama Cumhurbaşkanı tarafsız olmalı, cumhuru temsil etmeli, bayrağı taşımalı, dolayısıyla devletin sigortası konumunu korumalı diyorsa, gideceğiz hep beraber “Hayır” oyunu kullanacağız. O oyun da “Evet” oyu kadar saygınlığı vardır. Ben hiçbir zaman vatandaşıma git illa “Evet” oyu kullan veya git illa “Hayır” oyu kullan demiyorum. Sadece şunu söylüyorum, elini vicdanına koy sandığa öyle git, çoluğunu, çocuğunu, Türkiye’yi düşün ve oyunu öyle kullan. Benim istediğim bu ve ben bunu istiyorum.

Başka bir şey daha, önerilen ve oylanacak olan anayasa değişikliğine göre yeni seçilecek olan başkan istediği zaman ve istediği durumda meclisi feshedebilecek. Şimdi değerli kardeşlerim, meclisi oluşturan 550 milletvekili milletin iradesiyle oraya seçilmişlerdir. Yani 80 milyonun bir anlamda temsilcisi Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Türkiye Büyük Millet Meclisine vatandaşın seçip gönderdiği 550 milletvekilini bir kişi kalkıp ben milletin iradesini tanımıyorum, meclisi feshediyorum, buyurun beyler yeniden seçime gidelim deme hakkı olmalı mı, olmamalı mı? Olay bu. Eğer diyorsa ki, olsun bir kişiye verelim istediği zaman 550 milletvekilini feshetsin ve dolayısıyla yeniden seçime gidelim deniyorsa “Evet” oyu kullanılacak. Hayır efendim böyle saçma şey olmaz, biz seçtik, Ankara’ya gönderdik 550 milletvekili, milletin sorununu çözecekler dolayısıyla ortak akıl orada var hiç kimse milletin iradesini ben tanımam diyemez diyorsanız “Hayır” oyu kullanacaksınız bu kadar basit. Olay bu kadar basittir. Milli iradeyi birlikte savunacağız. Biz demiyor muyuz milli irade? Sabah milli irade, akşam milli irade, öğle milli irade, ikindi milli irade. Bir kişi geliyor ben milli iradeyi tanımayacağım buyurun beyler yeniden seçime gidelim. Doğru mu? Doğru değil arkadaşlar bu olmaz. Milli iradeye hepimizin saygı göstermesi lazım.

Bir şey daha söyleyeyim. Bir partinin Genel Başkanı hakim tayin etsin mi, etmesin mi? Eğer bir partinin Genel Başkanı hakim tayin ederse mesela ben hakim tayin ettim, benim tayin ettiğim hakime benimle aynı siyasi görüşe sahip olmayan vatandaş güven duyar mı? Der ki, bunu Kılıçdaroğlu tayin etti bu Kılıçdaroğlu’nun hakimi, ben de başka bir partidenim bu asla benim lehime karar vermez diye düşünürse haklı mı? Haklı. Onun için diyoruz mahkemeler siyasetin emrinde olmamalı. Mahkemede sadece ben mi adaleti arıyorum? Hayır. Her partiden vatandaşımız mahkemede adalet arar. O zaman bir partinin Genel Başkanı hakim tayin etsin bir şey olmaz deniyorsa “Evet” oyu kullanılacak. Hayır hakim bağımsız olmalı, adalet dağıtmalı, vicdanına göre, hukukun üstünlüğüne göre karar vermeli deniyorsa gidilecek “Hayır” oyu kullanılacak bu kadar basittir.

Şimdi bakınız bir şey daha. 18 yaşında milletvekili getiriyorlar. Olsun mu? Olabilir. 18 yaşında çocuğumuz milletvekili seçilecek, ömür boyu askerlikten muaf olacak, 2 yıl milletvekilliği yaptıktan sonra da milletvekili emekli aylığını kazanmaya hak kazanacak. Şimdi ben sormak istiyorum, gerçekten Seydişehirli kardeşlerime sormak istiyorum 18 yaşında çocuğu olup da milletvekili olacaktır diye inanan bir kardeşim var mı? 18 yaşında milletvekili olacak, işi yok, gücü yok. Burada işsizlik var mı? Bende biliyorum Türkiye’nin her tarafında işsiz, dünya kadar işsiz vatandaşımız var. 18 yaşında milletvekili, ömür boyu askerlikten muaf ve El Bab’a gitmeyecek, PKK’yla mücadeleye gitmeyecek, milletvekilliği yapacak, maaşını alacak ondan sonra 2 yıl milletvekilliğinden sonrada ilerde emekli olursa milletvekili emekli aylığını almaya hak kazanacak. Böyle ballı bir işi simitçinin oğluna, bakkalın oğluna, manavın oğluna, lokantacının oğluna verirler mi? Vermezler. Ben de biliyorum vermezler. Diyorsa ki vatandaşım olsun ya, varsın kendi çocukları 18 yaşında milletvekili olsun benim gariban oğlum eksi 35 – 40 derecede gitsin PKK’yla mücadele etsin, Suriye’nin gençleri burada, benim gençlerim de El Bab’a gitsin şehit olsun diyorsa gidip “Evet” oyu kullanacak. Hayır böyle saçma şey olmaz diyorsa gidip “Hayır” oyu kullanacak. Bu kadar basit.

BU ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ MEMLEKETİN HANGİ SORUNUNU ÇÖZÜYOR?

Bakın bunun partilerle ilgisi yok altını çiziyorum. A partisinin çocuğu gidecek de B partisi mensubunun çocuğu gitmeyecek mi? O da gidecek. Partilerle ilgisi yok, siyasi görüşle ilgisi yok. Bu bir tercih meselesidir. Her vatandaşım oturacak buna göre tercihini yapacak. Bu doğrudur diyorsa “Evet” oyunu kullanacak, hayır bu doğru değildir diyorsa “Hayır” oyunu kullanacak. Bizim temel amacımız sandığa giderken düşünmektir. Bunun ne A partisiyle, ne B partisiyle, ne Başbakanla, ne Sayın Cumhurbaşkanıyla bunların bir ilgisi yok. Bunlar Türkiye’nin geleceğiyle ilgili kararlardır. Dolayısıyla Türkiye’nin geleceğiyle ilgili karar verirken hepimizin oturup düşünmesi lazım.

Başka? Şu; 550 milletvekilimiz var. Bana göre sayısı fazla ama anayasa 550 demiş eyvallah. Şimdi sayıyı 600’e çıkarıyoruz. 600’e çıkmanın 5 yıllık maliyeti 187 trilyon lira. Eğer vatandaşımız ya 550 milletvekili yetmiyor 600 milletvekili olsun varsın canları sağ olsun, ben parayı vermeye hazırım diyorsa sandığa gidecek “Evet” oyu kullanacak. Ama 600 milletvekili olmaz yazık günahtır, 550 zaten bizim neyimize yetmiyor 550 milletvekili olsun deniyorsa o zaman “Hayır” oyu kullanacak. Bunun A partisiyle, B partisiyle ilgisi yok. Bu bir seçim değil, bu tamamen bir anayasa değişikliği referandumu. Bir tercihte bulunacağız.

Başka? Şu; bir kişiye olağanüstü yetkiler veriyoruz, her türlü yetkiyi veriyoruz. İstediği kadar bakanlık kuracak, istediği kadar başkan yardımcısı olacak, istediği zaman meclisi feshedecek, istediğini müsteşar yapacak, istediğini genel müdür yapacak. Hiçbir bakan milletvekili olmayacak, hiçbir başkan yardımcısı milletvekili olmayacak. Deniyorsa ki bu yetki doğrudur, bir kişiye bu kadar yetki verelim, memleketi bir kişi yönetsin bizim ayrıca düşünmeye, düşünce yaratmaya ihtiyacımız yok deniyorsa gidilecek “Evet” oyu kullanılacak. Efendim böyle saçma şey olmaz, biz 550 milletvekilini meclise boşuna mı gönderdik, onlar oturacaklar kanun çıkaracaklar, kaç bakanlık olacak, kaç başkan yardımcısı olacak bunun bilinmesi lazım. Birisi gelir 3 tane der, birisi gelir 5 bin tane der. Sınır? Hiçbir sınır yok. Bu kadar yetki verilmez deniyorsa o zaman da “Hayır” oyu kullanılacak. Bunun siyasi partilerle bir ilgisi yok. Bütün kardeşlerimin, bütün arkadaşlarımın düşünerek sandığa gitmesi lazım bu kadar basit. Esnaf düşünecek, sanayici düşünecek, işsiz düşünecek, herkes düşünecek. Şunu da düşünün, bu anayasa değişikliği memleketin hangi sorununu çözüyor? Öyle ya bir anayasa değişikliği, referanduma gidiyoruz. Memleketin hangi sorununu çözüyor? Taşeron işçisinin sorununu çözüyor mu, emeklinin sorununu çözüyor mu? Suriye, Irak, Libya, Mısır, AB sorununu çözüyor mu? İşsizlerin sorununu çözüyor mu? Terör sorununu çözüyor mu? Bunlarla ilgili hiçbir düzenleme yok, hiçbir şey yok. O zaman bu anayasa değişikliği niye geliyor? Bunun sorgulanması lazım. Her vatandaşımın bunu kendi vicdanına sorması lazım niye geliyor? Ben anlamış değilim mesela 600 milletvekili, soruyorum arkadaşlar, Sayın Başbakana da soruyorum. Niye 600? 18 yaşında milletvekili ömür boyu askerlikten muaf niye, hangi gerekçeyle? Hangi çocuk için getiriyorsunuz siz bunu? Bunların sorgulanması lazım. Bu kadar yetki, bir kişiye veriyoruz istediği kadar bakanlık kuracak. 5 tane mi bakanlık? Canı sıkılır 5 değil 25 bakanlık yapar. Diyebilirsiniz ki, bugün nasıl kuruluyor? Bugün bir bakanlık kurulması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin karar alması lazım, kanun çıkarması lazım. Şimdi meclis devre dışı, kanun çıkarmayacak bakanlıkla ilgili kanunu bir kişi kararnameyle çıkaracak. Ne oluyor biliyor musunuz? Bir kişiyi ikna ettiğimiz zaman 24 saat içinde Türkiye Cumhuriyeti devletini ele geçireceğiz. Bir daha söylüyorum herkesin kulağına küpe olsun diye bir daha söylüyorum, bir kişiyi ikna ettiğiniz zaman en geç 24 saat içinde Türkiye Cumhuriyet devletini ele geçirirsiniz. Nasıl? Söyleyeyim, nasıl? Bir kişiye öyle yetkiler veriyoruz ki, bütün müsteşarları, bütün komutanları, bütün il müftülerini, bütün genel müdürleri, bütün emniyet müdürlerini 24 saat içinde en geç değiştirebilirsiniz. Niye 24 saat diyorum? Çünkü hazırlık gerekiyor da onun için 24 saat diyorum. Kararname bir günlük iş, bir günde tamamını değiştirirler.

BU BİR PARTİ MESELESİ DEĞİL, BU BİR MEMLEKET MESELESİDİR

Ne diyorlardı FETÖ terör örgütü 30-35 yılda paralel devlet kurdu. Şimdi 30-35 yıl uğraşmanıza gerek yok. Bir kişiyi ikna edeceksiniz. Diyeceksiniz ki, şunlar müsteşar listesi, şunlar komutanların listesi, bunlar milli istihbarat teşkilatı, emniyet genel müdürlüğünün listesi, bunlar devletin müsteşarları, bunlar emniyet genel müdürlüğü ve emniyet müdürleri, bunlar defterdarlar, bunlar bilmem kim… Hepsini aldım yerlerine şunu tayin ettim. 24 saat. Bir sabah kalkacağız ki, Türkiye’deki bütün yönetim değişmiş. Bu yetki verilir mi? Eğer böyle bir yetki verilsin diyorsanız gideceksiniz “Evet” oyu kullanacaksınız. Böyle bir yetki verilmez, Türkiye Cumhuriyeti bu kadar ucuz bir devlet değildir diyorsanız gideceksiniz “Hayır” oyu kullanacaksınız bu kadar basit. Bunun partilerle ilgisi var mı? Hayır, yok. Partilerle ilgisi yok bunun. Neyle ilgisi var bunun? Bunun bayrakla ilgisi var, vatanla ilgisi var, vatan, vatan!  Vatanla ilgisi var. Türkiye’nin geleceğiyle ilgisi var.

Ne diyorduk? Bayrağımız içi al bayrak diyoruz değil mi? Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır diyoruz değil mi? Toprak uğrunda ölen varsa vatandır diyorduk. Şimdi biz her şeyi bir kişiye teslim edeceğiz. Diyebilirsiniz ki, bir kişi var çok değerlidir, olabilir. Yarın? Hepimiz faniyiz başka birisi geldi, o da tam tersini yaptı. O da gelebilir niye gelmesin. Bütün bunları düşünün değerli arkadaşlarım, sandığa giderken bunlar düşünülsün benim istirhamım bu. Yoksa buraya bir parti propagandası yapmaya gelmedim. Bakın hiçbir tarafta bizim partinin bayrağı yoktur. Çünkü bu bir parti meselesi değil, bu bir memleket meselesidir hep beraber düşüneceğiz. Bu benim sorunum değil, bu ülkenin ülkücüsü onun da sorunu, bu ülkenin mütedeyyini onun da sorunu, bu ülkenin AKP’lisi onun da sorunu, bu ülkenin MHP’lisi onun da sorunu, bu ülkenin SP’lisi onun da sorunu, hepimizin ortak sorunu. Hepimiz bu memlekette birlikte, kardeşçe yaşamak istiyoruz. Birlikte. Birliğin özü, anayasadır. Anayasa toplumu ayrıştırmaz, toplumu kutuplaştırmaz, anayasa toplumun uzlaşma, ortak uzlaşma belgesidir. Şimdi bu anayasayla toplum ikiye bölünmek isteniyor ikiye. Yazık günahtır bu memlekete.

DEVLET BİR KİŞİYE EMANET EDİLEMEZ

 

Dün bir ildeydim, 1915 Çanakkale’den söz ettik. Çanakkale’ye yedi düvel geldi mi? Geldi. Her karışında onlarca şehit var mıdır? Vardır. Her karışında kan var mıdır? Vardır. gözyaşı var mıdır? Vardır. Çanakkale türküsü söylenirken gözü dolmayan bir vatandaş var mı Allah aşkına? Çanakkale içinde vurdular beni, ölmeden mezara koydular beni diye. 14-15 yaşında çocuklarımız Çanakkale’de şehit oldu ve bırakmadılar. Sonra ne oldu biliyor musunuz? 3 yıl sonra bir kişi gitti imza attı, bütün o gemiler Çanakkale’den geldi, Marmara’da demirledi. Bir kişinin getirdiği tehlikeyi anlatmak için bundan daha güzel bir örnek yoktur arkadaşlar. Bir kişi imzaladı yedi düveli sokmadığımız Çanakkale’den bütün gemileriyle geldiler Dolmabahçe’nin önünde demirlediler. O açıdan sandığa giderken hep beraber düşüneceğiz, tarihimizi düşüneceğiz. Bizim tarihimiz şanla, şerefle doludur. Bizim tarihimizde ortak mücadele vardır. Çanakkale’de yatanlar hangi partiden diye sorsam bana cevap verebilir misiniz? Dersiniz ki Çanakkale’de yatanların partisini nasıl sorarsın sen diye beni eleştirirsiniz ve haklısınız. Orada hepimizin babaları ve dedeleri yatıyor. Biz mücadeleyi boşuna yapmadık, Cumhuriyeti kolay kurmadık. Türkiye Cumhuriyetinin sınırlarını başka devletler çizmedi biz çizdik biz.

Büyük Ortadoğu Projesini unutmayın. Büyük Ortadoğu Projesi, tek adam rejimi vardı değil mi Ortadoğu’da? Saddam’ı gördünüz ne oldu? Gitti. Ne oldu Irak? Parçalandı. Suriye’yi gördük değil mi? Tek adam vardı. Ne oldu? Suriye parçalandı. Libya’yı düşünün, ne vardı? Tek adam vardı. Ne oldu? Libya diye bir devlet kalmadı arkadaşlar. Bizim üzerimize oynanan oyunlar çok tehlikeli oyunlardır. Devlet bir kişiye emanet edilemez, devlet bir kişiye teslim edilemez. 80 milyon bir kişiye teslim edilemez. Bunun sonu acı olur. Bunun vebali vardır. Ben gittim “Evet” oyunu kullandım, Türkiye’yi bir kişiye teslim ettim demenin vebali çok ağırdır. Bir daha altını çiziyorum, vebali çok ağırıdır.

Ben genç bir bürokratken İstanbul’da, Fikirtepe’de bir okulda gittim 12 Eylül darbe anayasasına “Hayır” oyu verdim ve ben bugün bunu gururumla torunuma, çocuklarıma, oğullarıma anlatıyorum. Bu onuru hepimizin taşıması lazım, demokrasiyi yok etmek istediler izin vermedik dememiz lazım, hangi partiden olursak olalım, hangi kimlikten olursak olalım. Bu ülkede beraberce yaşama iradesini ortaya koyuyorsak birlikte mücadele edeceğiz. Milliyetçi miyiz? Hepimiz milliyetçiyiz. İnançlı mıyız? Hepimiz inançlıyız. Bayrağımızı seviyor muyuz? Hepimiz seviyoruz. Vatanımızı seviyor muyuz? Hepimiz seviyoruz. Peki, bunları nasıl ifade edeceğiz? Bir tek yolu var, demokrasi içinde. Demokrasi sadece benim ihtiyacım değil, hepimizin ihtiyacı.

Diyebilirsiniz ki, peki bu sistemin hiç eksiği yok mu? Var tabi. Nedir eksiği? Yüzde 10 seçim barajı, niye var? Niye yüzde 10 seçim barajı var? Niye yüzde 1 oy alan partinin Genel Başkanı meclise niye gelmesin, niye konuşmasın? Yüzde 10 seçim barajını kim getirdi? Darbeciler getirdi. Savunan kim? Ben savunmuyorum çünkü darbeyi savunmuyorum, darbecileri de savunmuyorum, darbe hukukuna da karşıyım ben. Bu ülkede demokrasi olsun diyorum, onu savunuyorum. Ben eminim her vatandaşım demokrasiyi savunacak. Bunun mücadelesini yapacağız. Siyasi ahlak kanunu niye çıkmıyor? Esnaf kardeşlerim burada, ahilik vardır değil mi, ahiliğin kuralları vardır, o ahlak kurallarıdır ahilikte. Doktorlara bakın yemin ederler, hakimlere bakın, avukatlara bakın her mesleğin ahlak kuralı var. Ahlak kuralı olmayan Türkiye’de tek bölüm var, alan var o da milletvekilliği. Niye milletvekillerinin ahlak kuralı olmuyor? İhale takipçisi milletvekili mecliste ne işi var? Yolsuzluk yapanın mecliste ne işi var? Milletvekilliği ahlaki kuralları da belirlerler, siyasi ahlak kanunu çıkmalı. Bakın biz bunu savunuyoruz. Milletin vekillerini millet seçmeli diyoruz. Ne demek bu milletin vekillerini millet seçmeli? Şu, sizin önünüze bir liste konuyor A partisi, B partisi, C partisi diye. Siz listeye oy veriyorsunuz milletvekillerine değil, listeye oy veriyorsunuz. A partisinin listesine gidip mührü basıyorsunuz, milletvekilini seçmiyorsunuz. Oysa dürüst bir demokraside, sağlıklı işleyen bir demokraside milletin vekilini doğrudan doğruya milletin seçmesi lazım, ne olması lazım? Seçim kanunun değişmesi lazım. Seçim kanunu kim getirdi? 12 Eylül darbecileri getirdi. Niye değiştirmiyorlar? Buyurun değiştirelim, demokrasiyi güçlendirelim, parlamentoyu güçlendirelim, milli iradeyi güçlendirelim. Bunu savunuyoruz.

BİR KİŞİYE YETKİ VERİYORSUNUZ, PARLAMENTODAN GÜVENOYU BİLE İSTEMİYOR

Söyleyecek çok söz var ama işin özü şu, deniyor ki, “Hayır” çıkarsa kaos mu olur? Hiçbir şey olmaz. “Hayır” çıkarsa ne olur? Sayın Cumhurbaşkanı zaten 2019’a kadar yerinde zaten Cumhurbaşkanı olarak görevini yapacak. Niçin? Millet seçti, hepimiz saygı duyacak mıyız? Elbette duyacağız. Sayın Binali Yıldırım Başbakan zaten görevini yapacak. TBMM görevini yapacak. TBMM yeniden seçime gider mi? Ona kararı bir kişi değil, ona kararı meclis alır. Meclis gelir, bir kanun teklifi gelir, yeniden erken seçim olsun diye karar çıkar, erken seçim olur, kimse itiraz eder mi? Etmez. Çünkü kararı kim aldı? Kararı milli irade aldı. Kimse itiraz etmez. Başka? Bizler de yerimizde duruyoruz zaten, herkes yerinde duruyor. Bir kişiye yetki veriyorsunuz parlamentodan güvenoyu bile istemiyor. Bugün diyelim ki, en çok oyu alan partinin Genel Başkanı Sayın Binali Yıldırım hükümet kuruyor, hükümet kurduktan sonra götürüyor listeyi Sayın Cumhurbaşkanına, Sayın Cumhurbaşkanı onaylıyor, sonra bir hükümet programı hazırlıyor geliyor meclise. Meclisten güvenoyu istiyor, bana güvenin diyor, ben Türkiye’yi yöneteceğim diyor. Meclis güvenoyu veriyor. Yeni kurulacak sistemde Başkan meclisten hiç güvenoyu istemiyor. Hiç, gerek yok diyor. Milletvekili sözlü soru bile soramıyor. Ne demek sözlü soru biliyor musunuz değerli arkadaşlarım? Diyelim ki, Seydişehir’de bir vatandaş gitti, başhekim kendisini dövdü. Valiye gitti, savcıya gitti kimse ilgilenmiyor. Bir milletvekili meclise Sağlık Bakanına bir soru sorar der ki, Seydişehir’de şu vatandaş gitti hastanede dövüldü, başhekim dövdü onu bunun hesabını bize ver. Bakan çıkar kürsüde onun hesabını verir, vermek zorundadır. Ya özür diler ya da der ki o vatandaşın kabahati vardı böyle bir olay oldu veya ben o başhekimi görevden aldım. Yeni modelde bu soruyu kimse soramayacak çünkü bu da kalmıyor. Şimdi siz bunlara doğrudur diyorsanız gidip “Evet” oyu kullanacaksınız. Bu yanlıştır böyle şey olur mu diyorsanız gidip “Hayır” oyu kullanacaksınız. Bu işin kuralı budur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Baştan söylediğimi bir daha söylüyorum, sandığa giderken bayrağınızı düşünün, vatanınızı düşünün, çocuklarınızı düşünün, torunlarınızı düşünün. Bunun partilerle bir ilgisi yok. Bunun Türkiye’nin geleceğiyle, Türkiye’nin demokrasisiyle ilgili bir sorun olduğunu düşünün. Demokrasi hepimize lazım, bir kişiye yetki verirseniz kalkar bütün mal varlıklarınıza el koyabilir bir kararnameyle başka bir şey yapmaya gerek yok, tek kararnameyle. Ama bugün normal demokratik bir sistemde bir kişinin mal varlığına el koymak için mahkeme kararı gerekiyor. Yoksa kolay kolay can ve mal güvenliği bir kişiye teslim edilemez.

Hepinize tekrar en içten selamlar, saygılar sunuyorum. 


Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Konya’nın Seydişehir İlçesine giderken aracını durdurup yol kenarında çalışmakta olan işçilerle selamlaştı, bir süre sohbet etti.

CHPnet

SİTELERİ