CHP GENEL BAŞKAN KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN, ANAFARTALAR ZAFERİ’NİN 101. YILDÖNÜMÜ İÇİN BÜYÜK ANAFARTALAR KÖYÜ’NDE DÜZENLENEN KUTLAMALARDA YAPTIĞI KONUŞMA (10 AĞUSTOS 2016)  
10.08.2016
44043
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKAN KEMAL KILIÇDAROĞLU, ANAFARTALAR ZAFERİ’NİN 101. YILDÖNÜMÜ İÇİN BÜYÜK ANAFARTALAR KÖYÜ’NDE DÜZENLENEN KUTLAMALARDA KONUŞTU

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Biz bu ülkeyi acılarla, dramlarla  kurduk. Birilerinin gelip ülkeyi bizim elimizden alıp, ’Efendim ben şunu yapacağım, ben bunu yapacağım, Cumhuriyeti kaldıracağım’ demeye hakkı yoktur, izin de vermeyeceğiz." dedi.  

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Anafartalar Zaferi’nin 101. yıl dönümü dolayısıyla Gelibolu Yarımadası’ndaki Büyük Anafartalar Köyü’nde düzenlenen törende yaptığı konuşma şöyle:

Hepinize teşekkür ediyorum. Teşekkür ederim. Benim gururum sizlersiniz, benim onurum sizlersiniz, bu ülkenin geleceği olan gençler ve o gençleri yetiştiren anneler. O nedenle hepinize şükranlarımı sunuyorum.

BU TOPRAKLAR ŞEHİT FIŞKIRAN TOPRAKLARDIR
Mübarek topraklardayız. Bu sabah hepimiz erken saatlerde yataklarımızdan kalktık buraya gelmek için. Ama bundan 101 yıl önce insanlar sabah gün doğarken cephelerdeydi. Omuzlarında silahları, olabildiğince beslenme olanaklarını sağlayarak bir emir bekliyorlardı düşmana saldırmak için. Ve binlerce kişi, binlerce evladımız şu anda bu topraklarda yaşıyor. O nedenle bu topraklar şehit fışkıran topraklardır. Kefenli, kefensiz yatan binlerce evladımız var burada. Bunları aradan 101 yıl geçmesine karşın unutmadık, unutturmayacağız. Çocuklarımıza, torunlarımıza da söyleyeceğiz. Bütün konuşmalarımda söylerim. Cumhuriyet bize altın tabak içinde sunulmadı. Bizim sınırlarımız birileri tarafından belirlenmedi. Bizim sınırlarımız birileri tarafından cetvelle çizilmedi. Her kilometresinde, her metresinde, her santiminde alın teri var, kan var, gözyaşı var. Cumhuriyetimiz bu kadar değerlidir ve cumhuriyetimizi sonuna kadar savunmak da hepimizin görevidir. İnancımız ne olursa olsun, kimliğimiz ne olursa olsun, yaşam tarzımız ne olursa olsun bu güzel topraklarda birlikte ve kardeşçe yaşamak zorundayız. Bunu her ortamda söylemeye özen gösteriyorum.
101 yıl önce burada savaşlar vardı. Dünyanın en güçlü ordularına karşı savaş veriliyordu. Osmanlı’ya “Hasta adam” unvanı takılmıştı. Çünkü Osmanlı çöküş sürecini yaşıyordu. Eğer Çanakkale Savaşını kazansalardı bir imparatorluğun başkentini ele geçirmiş olacaklardı. Trenler bekliyordu, imparatorluğun başkenti ele geçirilirse saray nereye taşınacak diye onun çalışmaları yapılıyordu.
Dolayısıyla bu savaş, Çanakkale Savaşı sadece bizim tarihimizi belirleyen bir savaş değil, dünya tarihini belirleyen önemde bir savaştır. Dolayısıyla bu savaş bir ölüm kalım savaşının ötesinde bir toplumun özgürlük savaşıdır. Bir toplumun gelecek savaşıdır. Bir toplumun egemen güçlere direnmesi savaşıdır. O nedenle bu savaş hepimizin en önemli kutsal savaşıdır.

BU SAVAŞ, GAZİ MUSTAFA KEMAL GİBİ BİR KAHRAMANI TARİH SAHNESİNE ÇIKARMIŞTIR
Değerli arkadaşlarım, bu savaşın ortaya çıkardığı bir gerçek daha var. Bu savaş Gazi Mustafa Kemal gibi bir kahramanı tarih sahnesine çıkaran bir savaştır. 34 yaşında gencecik bir subay burada görevlendiriliyor. Başındaki komutan Liman Von Sanders. Mücadele ediyor. Ama belli tarihleri sizin bilginize sunarak olayları kısmen de olsa anlatmaya çalışacağım.
6 Ağustos 1915; 101 yıl önce. Arıburnu ve Conk Bayırı’na düşman askerleri saldırmaya başladılar.
7 Ağustos; Mustafa Kemal Atatürk Kuzey Grubu komutanlığına bir rapor veriyor. Raporda kullandığı cümleler aynen şöyle; “Düşman gece yarısından başlayarak topçusuyla şiddetli ateş altına aldı, 18. ve 27. Alay cephelerine saat 04.30’da hücum etmişse de Allah’ın yardımıyla ağır kayıplar verdirerek hücum sonuçsuz kalmıştır.”
8 Ağustos; bir rapor daha verilir. 8 Ağustos’ta Conk Bayırı düşmüştür. Bir dağılma sürecini görür Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Bir sorun olduğunu görür, komutada bir sorun olduğu çıkar ortaya. Ve Mustafa Kemal Atatürk Liman Von Sanders’i arar, birlikte yaptıkları konuşma çok önemlidir değerli arkadaşlarım. Liman Von Sanders, “Durumu nasıl görüyorsunuz? Nasıl bir önlem düşünüyorsunuz?” diye Mustafa Kemal Atatürk’e sorar. Mustafa Kemal Atatürk “Durumu nasıl gördüğümü size anlatmıştım. Bu dakikada uygulanacak tek bir önlem var” der. Liman Von Sanders “Nedir o önlem?” diye sorar. Gazi Mustafa Kemal gayet net, gayet açık bir cümleyle şunu söyler, “Emrinizdeki bütün kuvvetleri benim komutama verin” der. Liman Von Sanders, “Çok gelmez mi?” diye Mustafa Kemal Atatürk’e sorar. Mustafa Kemal Atatürk’ün verdiği cevap, “Az gelir, çok değil.” Ve 21.45’te o gün akşam bütün kuvvetleri Mustafa Kemal’in emrine verir. Ve Mustafa Kemal 9 Ağustos’un ilk şafağında saldırıya geçer. Bütün kuvvetlerine, az önce burada tarihçi arkadaşlarım da söylediler, “Size ölmeyi emrediyorum” der. Birinci cephe gider, hiç kimse sağ kalmaz. İkinci cephe gider, hiç kimse sağ kalmaz. Binlerce insan yaşamını yitirir ve böylesine bir süreç içinde bu topraklar şehit kanlarıyla sulanır ve bu topraklar düşmana teslim edilmez. Mustafa Kemal için Churchill’in söylediği bir laf var ya, “100 yılda bir toplumlara böyle bir lider gelir. Ama 20.yüzyılda bu lideri Türkler kaptı, bu lider Türkiye’de ortaya çıktı” der. Ve Mustafa Kemal Atatürk dünya tarihinin önemli liderlerinden birisidir.
Mustafa Kemal’den birileri hoşlanmayabilir. Ama şunu hiç kimsenin unutmaması lazım. Eğer bu ülkenin minarelerinde 5 vakit ezan okunuyorsa, eğer bu ülkenin insanları eşit yurttaş olarak bu ülkenin caddelerinde, sokaklarında rahat gezebiliyorsa, eğer bu ülkede biz kadın – erkek eşitliğini sağlayabiliyorsak, eğer biz cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandırıyorsak, bunların temelinde, harcında Mustafa Kemal’in alın teri vardır. Kimse bunu unutmamalıdır.
Fahrettin Altay Paşa şu yorumu yapar Conk Bayırı zaferinden sonra. “Mustafa Kemal 10 Ağustos’ta yalnız İstanbul’un değil bütün bir memleketin işgalini önlemiştir. Artık ümitleri kalmayan İngilizler iki ay sonra Gelibolu yarımadasını boşaltıp çekilmeye mecbur olmuşlardır” der. Savaşın bütün acımasızlığı bu topraklarda görülmüştür değerli arkadaşlarım. Herkes ölüme koşmuştur. “Allah, Allah” diyerek ölüme koşmuştur. Hiç kimse düşünmemiştir ne olacak diye. Tek düşündükleri vardır ben kendi ülkeme yabancı asker postallarını getirtmem, yabancı askerin postalları benim ülkeme ayak basamaz demiştir. Bu idealle çarpışmıştır. Bu çaba, bu emek 101 yıldır unutulmuyor, bundan sonra da unutulmayacaktır.

BU MÜCADELEDE HİÇBİR AYRILIK GAYRILIK YOKTUR
Değerli arkadaşlarım, bu çabanın arkasında, bu mücadelenin arkasında hiçbir ayrılık gayrılık yoktur. Bu topraklarda yatanlar; Gaziantepliler var, Diyarbakırlılar var, Hakkarililer var, Trabzonlular var, Tekirdağlılar var, Çankırılılar var, Yozgatlılar var. Yani bütün Anadolu ve Trakya burada yatıyor. Hepimizin babaları ve dedeleri burada yatıyor. Onların kimliğini kimse sorgulamadı. Onların inançlarını kimse sorgulamadı, onların yaşam tarzlarını kimse sorgulamadı. Ama hep beraber bir ideal uğruna ölüme gittiler. Çocuklarına, torunlarına daha güzel bir Türkiye bırakmak için. Biz onların mirasçıları olarak daha güzel bir Türkiye’yi çağdaş uygarlığın ötesine taşımak zorundayız. Bize verilen miras, bize verilen görev budur ve bu görevi yerine getirmek her birimizin namus borcudur. Bunu hepimiz yerine getireceğiz.

BİZ, İNSAN SEVGİSİNİ DE TARİHİN SAYFALARINA YAZDIRAN BİR ULUSUZ

Mustafa Kemal Atatürk savaşın ne olduğunu en iyi bilen kişidir. Bütün hayatı savaş meydanlarında geçmiştir. Ama Gazi şunu söyler; “Savaş, zorunlu olmadıkça bir cinayettir” der. Savaştan hoşlanmaz. Ama benim ülkeme saldırıyorsanız ben kendimi savunmak zorundayım, topraklarımı savunmak zorundayım, onurumu savunmak zorundayım, çocuklarıma, ülkeme iyi bir miras bırakmak zorundayım der. Ve ellerine kına yakıp cepheye asker gönderen anneleri de Mustafa Kemal Atatürk hiç unutmamıştır. Sadece bizim annelerimizi değil, buraya gelen ve bizim Mehmetçikle çarpışan anneleri de unutmamıştır. Bu kadar derin bir hoşgörüsü ve insan sevgisi vardır Gazi Mustafa Kemal’in yüreğinde. Şöyle söyler; “Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar, burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçikle yan yana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindeler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır” diyor. Bu kadar derin bir hoşgörüyü tarihin sayfalarına yazmıştır.
Her yıl buraya Avusturalya’dan, Yeni Zelanda’dan gençler gelirler. Çünkü bilirler ki atalarının mezarı buradadır. Biz onlara düşmanlık hiçbir zaman beslemedik. Onlar bizim düşmanlarımız değil. Onlar da bizi düşman görmüyorlar. Bu savaş, uluslar arasında bir barışın, bir kaynaşmanın da sembolü oldu. Onun için onlar da Mustafa Kemal’in bu sözlerini unutmuyorlar. Onların anneleri de Mustafa Kemal’in bu sözlerini unutmuyorlar. Diyorlar ki, onlar Mehmetçiklerle beraber koyun koyuna birlikte yatıyorlar. Bizim çocuklarımız da orada huzur içinde yatıyor diyorlar. Dolayısıyla biz, insan sevgisini de savaşla beraber tarihin sayfalarına yazdıran bir ulusuz.
 
GENÇ TÜRKİYE CUMHURİYETİ, MAZLUM MİLLETLERE DE ÖRNEK OLMUŞTUR
Elbette Çanakkale’yi geçemediler. Ama 13 Kasım 1918, yani 3 yıl sonra Çanakkale’yi geçtiler ve düşman gemileri Sarayburnu önlerinde Dolmabahçe’ye karşı demirlerini attılar. 13 Kasım’da Mustafa Kemal de İstanbul’dadır. Salih Bozok yaveri söyler, “Düşman gemileri burada”. Mustafa Kemal, Anafartalar’da nasıl kararlı bir tutum takınmışsa aynı şeyleri Salih Bozok’a söyler, “Hiç meraklanma, geldikleri gibi gideceklerdir” der ve onlar geldikleri gibi gittiler.
Cumhuriyet böyle bir ortamda kuruldu. Hani diyoruz ya Çanakkale Savaşları Kurtuluş Savaşının önsözüdür diye. Evet, ilk sınav burada verilmiştir. Düşmana karşı ilk sınav burada verilmiştir. Daha sonra iç ve dış düşmanlara karşı Anadolu’da verilmiş ve genç Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Cumhuriyetin özelliği şudur; hiç kimse birisinin kulu, kölesi değildir artık. Padişahın kulu yoktur artık. Cumhuriyetin özgür bireyleri vardır. Kadınlar köle değildir, kadın - erkek eşittir. Cumhuriyet demokrasiyle taçlandırılmıştır. Dolayısıyla cumhuriyet, sadece bizim cumhuriyetimiz olmanın ötesinde bütün mazlum milletlerin örnek cumhuriyeti haline dönüşmüştür. Bütün İslam dünyasına bakın, o dönemle beraber Türkiye Cumhuriyeti’nden sonra yeni cumhuriyetler kurulmuştur ve yeni cumhuriyetler kurulurken hep Mustafa Kemal örnek alınmıştır.

BİRİLERİ BU SAVAŞI UNUTTURMAK İSTİYOR
Dolayısıyla değerli arkadaşlarım, hepimize düşen görevler var. Burada az önce bir türkü dinledik ‘Çanakkale içinde vurdular beni’… Bunu dinlerken duygulanmamak mümkün değil. Burada ölenleri anmamak mümkün değil. Binlerce kişi burada kefensiz yatıyorsa ve bu topraklardan şehitler fışkırıyorsa bunu unutmamamız gerekiyor. Burada geldik onları anıyoruz, ruhları şad olsun diyoruz. Onları asla unutmamalıyız. Bu Anadolu türküsü, bu Anadolu ezgisi ne acılarla karşılaşıldığını gösteren bir Anadolu ezgisidir. Eğer biz bunu unutursak emin olun çocuklarımızın yüzüne bakamayız. Olayları gerçek tarihiyle toplumumuza anlatamazsak, çocuklarımıza anlatamazsak, emin olun kendi ülkemize ihanet etmiş oluruz. Çok ağır bir veballe karşı karşıyayız. Birileri bu savaşı unutturmak istiyor. Birileri Çanakkale’yi alıp başka bir yerlere çekmek istiyor. Binlerce kefensiz şehidi unutmamalıyız, unutturmamalıyız. Onların yaptığı mücadele, mübarek kutsal bir mücadeledir bu mücadele. Bu mücadelenin kavgacısı ve sürdürücüsü olmak zorundayız. Bu türküyü en iyi okuyanlardan birisi de rahmetli Ruhi Su, olağanüstü sesiyle, olağanüstü müziğiyle bunu okur. Lütfen indirin ve bir dinleyin. Sakin bir odada, sakin bir ortamda dinleyin. Acıyı görürsünüz, gözyaşını görürsünüz, mücadele azmini görürsünüz. Gencecik fidan gibi çocukların nasıl mücadele ettiklerini bu türkünün ezgilerinde öğrenirsiniz ve dinlersiniz. O nedenle türküyü kim bestelemiş bilmiyoruz ama acıyı ve gözyaşı, hasreti orada görmek mümkün. Biz böyle acılarla, böyle ezgilerle, böyle dramlarla bu ülkeyi kurduk, birilerinin gelip ülkeyi bizim elimizden alıp efendim ben şunu yapacağım, ben bunu yapacağım, cumhuriyeti kaldıracağım, şunu yapacağım demeye hakkı yoktur, izin de vermeyeceğiz.

ŞEHİTLERİMİZİN BİZE BIRAKTIĞI BU TOPRAKLARI, ÇAĞDAŞ UYGARLIĞA TAŞIMAK ZORUNDAYIZ
Son zamanlarda acı bir olayla karşılaştık. Cumhuriyet tarihinin en kanlı darbe girişimiyle, parlamenter demokratik sistemimize kast edilmek istendi. Bunun mücadelesini birlikte verdik, vereceğiz, vermek zorundayız. Cumhuriyetimizi tam demokrasiyle taçlandırmak zorundayız. Adı üstünde tam demokrasiyle. Medya özgürlüğünün olduğu, yargı bağımsızlığının olduğu, kadın – erkek eşitliğinin olduğu, herkesin aşının, işinin olduğu mutlu bir Türkiye’yi yaratmak zorundayız. Birbirimize sevgiyle, hoşgörüyle yaklaşmak zorundayız. Tanımadığımız insana bile selam vermek, ona gülümsemek zorundayız. Hep söyledim yine söylüyorum. Eğer bir ülkenin kadınları gülümsüyorsa o toplumda huzur var demektir, o toplumda güzellik var demektir. Kadının ön sezgisi çok yüksektir. Toplumun nereye gittiğini en iyi o bilir. O sezgiden yola çıkarak söylüyorum. Bize düşen kadını gülümsetmektir. Evinde de, yuvasında da, caddede de, sokakta da, her alanda, pazarda da onun gülümsemesini sağlamaktır. Bunu yapabilirsek daha güzel çocuklar yetişecek bu ülkede. Daha güçlü bir demokrasimiz olacak bu ülkede ve biz şehitlerimizin bize bıraktığı bu toprakları daha güzel bir ortama, çağdaş uygarlığa taşımak zorundayız.
Beni dinlediğiniz için hepinize şükranlarımı sunuyorum. Hepiniz sağ olun, var olun diyorum. Yolumuz aydınlık olsun. Çanakkale’yi unutmayın, Mustafa Kemal’i unutmayın, verdikleri mücadeleleri unutmayın, şehitlerimizi unutmayın ve unutturmayın. Hep beraber Türkiye’yi çağdaş uygarlığa taşıyalım. Hep beraber çocuklarımıza daha güzel, onurlu bir Türkiye bırakalım. Hepinize en içten selamlar, saygılar sunuyorum.
Sağ olun, var olun diyorum.