CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU: BU SÜREÇ, MİLLİ KURTULUŞ SAVAŞI SÜRECİMİZİN İKİNCİ ADIMIDIR  
26.02.2017
28133
Yazı Boyutu: A- A+

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU:

BU SÜREÇ, MİLLİ KURTULUŞ SAVAŞI SÜRECİMİZİN İKİNCİ ADIMIDIR

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Bu süreç, Milli Kurtuluş Savaşı sürecimizin ikinci adımıdır. 80 milyon vatandaşımın tek tek sorumluluğu var. Kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz. Demokrasi mi istiyoruz, tek adam rejimi mi istiyoruz? Oylanan budur, gerisi lafügüzaftır. Ya bu ülkede demokrasi, düşünce özgürlüğü, siyasi partiler olacak, TBMM güçlü olarak varlığını sürdürecek; ya da otoriter tek adam yönetimi olacak.” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun; CHP Eski· Mi·lletveki·lleri·, PM Üyeleri· ve İl Başkanları Toplantısında yaptığı konuşma şöyle: 



Sayın Genel Başkanlarım, değerli yol arkadaşlarım, hepiniz hoşgeldiniz. Bize değişik zamanlarda özellikle anayasa değişikliği görüşmelerinden sonra bizler ne yapabiliriz, nasıl katkı verebiliriz diye telefonlar geliyordu. Bu bizi gururlandırıyordu. Gerçekten de geçmişte sorumluluk üstlenmiş, bugün o sorumluluğun biraz dışında olan ama ülkesine karşı sorumluluğunu yitirmemiş arkadaşlarım bizde bir görev üstlenmek istiyoruz diyorlardı. Bu toplantımızın ana amacı bu.

BİR YOL AYRIMINDAYIZ

Değerli yol arkadaşlarım, 2016’da, 2015’te, 2017’de değişik konuşmalarımda şöyle bir cümle kullandım, “Türkiye cumhuriyet tarihinin en derin krizlerinden birini yaşıyor” diye. Bunu ilk kez 2015’in Mayıs ayında ifade ettim. Bugün geldiğimiz noktada o derin krizin Türkiye için bir beka sorununa dönüştüğünü görüyoruz. Gerçekten de Türkiye gelecek açısından ciddi bir sorunla karşı karşıya. Bizi bir araya getiren temel nokta da bu. Türkiye’nin bekası. Hepiniz çok iyi bilirsiniz biz cumhuriyetimizi kolay kurmadık, bağımsızlığımızı kolay elde etmedik. Ciddi mücadeleler var, olağanüstü çabalar var, şehitlerimiz var, gazilerimiz var, yapılan görüşmeler var, Lozan var, Sevr var. Bütün bunları düşündüğümüz zaman Türkiye Cumhuriyetinin birliğini ve dirliğini sağlamak için 1920’lerden başlayarak önce cumhuriyeti kurmak, TBMM’yi toplamak gibi çok ama çok önemli adımlar atıldı. 1920’lerden bu yana pek çok acı tablolarla karşılaştık. Ama bugün geldiğimiz noktada geleceğe dönük umutları yeşertmek zorundayız. Biz varsak, biz derken sadece CHP’lileri kast etmiyorum, ‘bu ülkede demokrasi olsun’ diyen kim varsa, ‘bu ülkede insanlar özgürce düşüncelerini açıklamalı’ diyen kim varsa, ‘biz beraber birlikte yaşayabiliriz, düşüncelerimiz farklı olsa bile bir araya gelip uygarca tartışabiliriz’ diyen kim varsa herkese sesleniyorum. Bir yol ayrımındayız.

12 EYLÜL’DE, 1971’DE DARBE YAPANLAR APOLETLİYDİ, ŞİMDİ SİVİLLER AYNI DARBEYİ YAPIYOR

Bizi bir yol ayrımına getiren temel nokta nedir? Hafızalarımızı yenileyelim değerli arkadaşlarım. 4 Mayıs 2016’da bir saray darbesi yaşadık. İlk kez oluyor. Yüzde 49,5 oyla seçilen bir başbakan davet edildi ve elinden istifa dilekçesi alındı. Bizim siyasi rakibimizdi ama onun haklarını savunmak bize düştü. Görevden alınırken bile kimse onun haklarını savunmadı. Arkasından 15 Temmuz darbe girişimi oldu. Bu darbe girişimine ben kontrollü bir darbe girişimi dedim. Bazı çevreler alınganlık gösterdiler ne demek kontrollü darbe girişimi diye. Şu çağrıyı onlara yaptık, şu soruyu sorduk. Bu darbe girişiminden sizin önceden haberiniz var mıydı, yok muydu? Bu sorunun yanıtı şu ana kadar alınmış değil. Arkasından 20 Temmuz sivil darbesi. 20 Temmuz’da yapılan sivil darbe. Şu anda biz bir darbe sürecinin içindeyiz OHAL’in ilanıyla. 12 Eylül darbesine bakın. 1971 darbesine bakın aynı süreci şimdi yaşıyoruz. O dönemde darbe yapanlar apoletliydi, şimdi siviller aynı darbeyi yapıyor. On binlerce kişinin görevine son verildi, hapishanelerde yer yok. Asıl 15 Temmuz darbe girişiminde bulunanların sivil ayağı, siyasi ayağı henüz çıkmış değil ortaya. Israrla duruyoruz bunun siyasi ayağını ortaya çıkarın diye. Ama siyasi ayağı ortaya çıkmıyor, çıkaramıyorlar. Bugün geldiğimiz noktada, tıpkı 12 Eylül darbecilerinin yaptığı gibi bir anayasa değişikliğiyle karşı karşıyayız. Rejim değiştiriliyor. Biz rejim değiştiriliyor dediğimiz zaman hayır diyorlar niye rejim değişsin. Cumhuriyettir diyorlar bizim rejimimiz. Ama parlamenter demokratik sistem içinde bir cumhuriyet. Tek adam rejimiyle siz parlamenter demokratik sistemi askıya aldığınız zaman, rejimi değiştiriyorsunuz demektir. Yetkileri bir kişinin üzerine tümüyle yıkıyorsunuz, veriyorsunuz. Tek kişi her şeye egemen oluyor.

HİÇ KİMSENİN CAN VE MAL GÜVENLİĞİ OLMAYACAK

Değerli yol arkadaşlarım, bakın değerli arkadaşlar, yapılan değişiklik yürürlükteki anayasamıza göre de kendi içinde ciddi çelişkiler yaratıyor. Çünkü oturulup düşünülmüş, tartışılmış bir değişiklik değil. Anayasa Hukuku hocalarına sorulup ya arkadaş bu anayasa değişikliğini yapıyoruz veya arkadaşlar biz bu anayasa değişikliğini yapıyoruz bu değişikliğin anayasanın diğer maddeleriyle bir ilgisi var mıdır, yok mudur? En azından bir bütünlük sağlayalım düşüncesi hiç olmamış.

Örneğin değerli arkadaşlarım, gerçekten insan bazen şaşırıyor. Cumhurbaşkanının tarafsız olması anayasanın temel ilkesi. Yapılan değişiklikle Cumhurbaşkanının tarafsızlığı askıya alınıyor. Çünkü aynı zamanda başkan bir siyasi partinin de Genel Başkanı olacak. Bir siyasi partinin Genel Başkanı tarafsız olamaz. Bir milletvekili tarafsız olamaz. Zaten yemininde de tarafsızlık yoktur. Ama anayasada başkanın, cumhurbaşkanının parlamentoda yapacağı yeminde tarafsızlık ilkesi var, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu! Halkımız böyle diyor. Kaldı ki, Sayın Cumhurbaşkanı açıkladı bir insanın karakterinde tarafsızlık olur mu? Olmaz. Doğru diyor. Ben bir partinin Genel Başkanı olacaksam tarafsız olamam. Benim partimin programı vardır, benim partimin ilkeleri vardır, benim partimin hedefleri vardır. Ben onlar için çalışacağım demektir.

Kendi içinde temel bir çelişkiyi yaratan bir anayasa değişikliğine ne diyeceğiz değerli arkadaşlarım. Yargı bağımsız ve tarafsız olacak diyorlar. Hepimiz bunu istiyoruz. Yargının bağımsız ve tarafsız olması temel haklarımızın güvence altına alınması açısından çok önemli. Peki değerli arkadaşlarım, bir partinin Genel Başkanı, altını bir daha çiziyorum, bir partinin Genel Başkanı Anayasa Mahkemesinin 15 üyesinden 12’sini tayin ederse orada yargı bağımsızlığından söz edilebilir mi? Başkalarından örnek vermeyim kendimizden örnek verelim. Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı Anayasa Mahkemesine 12 tane üye atıyor, 15 üyeden 12’sini atıyor. HSYK’nın üyelerinin yarısını atıyor ve dönüp diyoruz ki, yargı bağımsız ve tarafsız olacaktır. Bir siyasetçi eğer hakim tayin ediyorsa orada yargı bağımsızlığı olmaz. Kendi iç çelişkilerini kendi içinde yaratıyor.

Anayasamız yine yürürlükteki anayasamız “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyor. Madde gayet açık, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Genel Kurulda milletvekili arkadaşlarım hepsi gördüler duvarında kocaman yazar ‘Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir’ diye. Ve anayasa şunu söyler, devam eder, “Egemenliğin kullanılması hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz.” Millete aittir, hiçbir kişiye, sınıfa ve zümreye bırakılamaz. Biz şimdi ne yapıyoruz? Bir kişiye veriyoruz egemenliği. Anayasa başka söylüyor, yapılan değişiklikler başka. Hangisi doğru? Daha garip olanı ise şu; yine anayasa söylüyor, “Türk milleti egemenliğini yetkili organları eliyle kullanır.” Yetkili organları eliyle, organı eliyle demiyor dikkatinizi çekerim. Organları eliyle kullanır diyor. Nedir o organlar? Yasama, yargı ve yürütme. Bu organlar eliyle kullanır. Bütün yetkiyi bir kişiye bağladığınız zaman otomatikman bu maddelerin tamamını askıya almış oluyorsunuz. Peki yargının  tarafsız olmamasının ya da bütün yetkilerin bir kişiye bağlanmasının ne sonucu olacak? Tek cümleyle, hiç kimsenin can ve mal güvenliği olmayacak. Başka bir şey, yine anayasa, “Yasama yetkisi Türk milleti adına TBMM’nindir” diyor anayasa. Yasama yetkisi Türk milleti adına TBMM’nindir ve devam ediyor bu cümle. “Bu yetki devredilemez” diyor. Yeni anayasa değişikliğiyle devletin yapısı ve işleyişiyle ilgili düzenlemeleri TBMM değil, başkan belirleyecek. Yetki devrediliyor. Ama anayasanın bir başka maddesinde de yetki devredilemez diyor. Kendi içinde çelişkiler var.

GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E VERİLMEYEN YETKİ BİR KİŞİYE VERİLİYOR

Değerli arkadaşlarım, aynı zamanda bu meclisi bir kişi hiçbir gerekçe göstermeden feshedebilecek. Fesih yetkisi var. Kapattım diyor, yeniden seçimlere gidin diyor. Her toplantıda söylerim sizler de gittiğiniz her yerde anlatın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e verilmeyen yetki bir kişiye veriliyor neden, hangi gerekçeyle? Bizi o seçmedi ki, bir kişi seçmedi ki bizi. Seçen millet, milletin oylarıyla geliyoruz. Ama milletin oyları bir kişi için geçerli değil. Milli irade de geçerli değil. Kişi diyor ki, “Milli irade benim arkadaş” diyor “80 milyonu bırakınız onları” diyor. “Yeri, zamanı gelince ben o isimleri kullanırım ama şimdi siz 80 milyonu bir tarafa bırakın. Milli irade benim, ben istediğim zaman parlamentoyu feshederim” diyor. Her kahvede, her toplantıda, her yerde vatandaşlara sorun. Sizin seçip Ankara’ya milletvekili olarak sizin sorunlarınızı çözmek için gönderdiğiniz milletvekillerini, bir kişi bir sabah kalkıp ben feshettim bu meclisi arkadaş yeniden seçimlere gideceğiz demesi sizin içinize siniyor mu, sinmiyor mu, doğru mu, yanlış mı? Bunu sormak zorundayız. Vatandaşlarımızın çoğu henüz bu gerçekleri bilmiyor. Altını çiziyorum, çoğu henüz bu gerçekleri bilmiyor.

TBMM’nin önemi nedir? Neden bu kadar üzerinde duruyoruz TBMM’nin? Birden fazla nedeni var. Bir; tarihsel nedenler var. Bu meclis Milli Kurtuluş Savaşını yöneten meclistir. Bu meclis Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e başkomutanlık yetkisini belli sınırlarla veren meclistir. Bu meclis, 1924 anayasası görüşülürken meclisi feshetme yetkisi Atatürk’e verilmek istendiğinde “Bizi buraya millet gönderdi, bir kişi kalkıp feshedemez” diyen meclistir. Ve bu meclis bu nedenle Gazi unvanını alan bir meclistir. Dünyada başka bir örneği yok. Bu meclis Kıbrıs Barış Harekatını yöneten meclistir ve bu meclis 15 Temmuz darbe girişimini püskürten bir meclistir. Üzerinde titrememiz gereken bir meclisi anayasa değişikliğiyle yetkilerini elinden alıyoruz, yetkisiz bir konumda oraya bırakıyoruz. Ve her vatandaşımıza sizden istirhamım, gittiğiniz, görüştüğünüz her vatandaşımıza şu soruyu da sorun. 550 milletvekili sizin neyinize yetmiyordu da 600’e çıkarıyorlar. Niye 600’e çıkarıyorlar? Hangi gerekçeyle 600 milletvekili? Parasını onlar ödeyecekler. 178 milyon lira 5 yıllık maliyeti. Emekliliklerini saymıyorum. Onları da dahil ettiğinizde zaten kim bilir kaç katrilyon olacak? Bu milletin sırtına bunu yıkmaya ne hakkınız var diye soru sormamız gerekiyor.

NEDEN BİR KİŞİYE BÜTÜN YETKİLERİ VERİYORUZ!

Başka bir şey daha. Anayasanın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen hükümleri var. “Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik sosyal hukuk devletidir” diyor anayasa. Demokrasinin özü nedir? Bireyin yani vatandaşın haklarını güvence altına alan sistem demektir demokrasi. Halkın kendi kendisini temsilcileri aracılığıyla yönetmesi demektir. Bir adım daha atarsak katılımcı demokrasi dediğimiz ve giderek o alana evrilen bir sistemdir demokrasi. Teminatı nedir? Güçler ayrılığıdır. Yasama, yargı ve yürütmedir. Siz bütün yetkileri bir kişiye bağlandığınız zaman demokrasiyi askıya almış oluyorsunuz. Olmayan bir demokrasiyi tartışıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, buraya gelmeden önce Türk Dil Kurumunun sözlüğünü açtım, sözlüğe baktım diktatör nedir diye. Türk Dil Kurumunun sözlüğünde aynen şu yazıyor, “Bütün siyasi yetkileri kendinde toplamış kimse diktatör denir” diyor Türk Dil Kurumu sözlüğü, devletin resmi kurumu. Başbakanlığa bağlı. Yanlış mı? Yanlış değil. Doğru mu? Evet doğru. Yetkileri dağıtmak varken, hakları güvence altına almak varken, neden bir kişiye bütün bu yetkileri veriyoruz ve hangi gerekçeyle veriyoruz? Bunun mevcut Cumhurbaşkanıyla da ilgisi yok değerli arkadaşlarım. Bir anayasa bu, sürekli olacak bir düzenleme.

“DEMOKRASİ Mİ İSTİYORUZ, TEK ADAM REJİMİ Mİ İSTİYORUZ”, OYLANAN BUDUR

Bakın daha vahim bir örnek anlatayım size. Mevcut uygulamada Cumhurbaşkanı yurtdışına çıktı diyelim veya hastalandı hastaneye yattı. Cumhurbaşkanının yerine seçimle gelen birisi TBMM’nin Başkanı vekalet ediyor. Neden TBMM’nin Başkanı? Çünkü TBMM Başkanı bütün parti gruplarına eşit ve tarafsız davranmak zorundadır. Peki Cumhurbaşkanlığı makamı? O da tarafsız olmak zorundadır. Neden? Cumhurun Başkanı. Meclis Başkanı neden tarafsız? Bütün siyasi partiler orada, bütün siyasi partilere eşit davranmak zorundadır. Yeni anayasa değişikliği devreye girerse ne oluyor? Cumhurbaşkanı yurtdışına gittiğinde seçimle gelmeyen birisi vekalet edecek. Ne zaman olur seçimle gelmeyen kişilerin vekaleti? Darbe dönemlerinde olur. Kenan Evren darbeyi yaptı geldi seçimle mi geldi? 12 Mart’ta seçimle mi gelindi? Hayır. Ne kadar tehlikeli bir sürecin içine Türkiye’nin sokulduğunu bilmenizi isterim. O açıdan bu süreç Milli Kurtuluş Savaşı sürecimizin ikinci adımıdır. Benim sorumluluğum yok mu? Var. Ama 80 milyon vatandaşımın tek tek sorumluluğu var. Kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz. Demokrasi mi istiyoruz, tek adam rejimi mi istiyoruz? Oylanan budur değerli arkadaşlarım. Gerisi lafügüzaftır. Ya bu ülkede demokrasi olsun, düşünce özgürlüğü olsun, siyasi partiler olsun, TBMM güçlü olarak varlığını sürdürsün, her türlü düşünce rahatlıkla dile getirilsin. Ya bu olacak veya otoriter tek adam yönetimi olacak. Ne derse o olacak. Hakim ona bakacak karar vermek için. Anayasa Mahkemesi ona bakacak karar vermek için. Parlamento ona bakacak nasıl bir kanun çıkaralım diye. Bu tehlikeli bir yapıdır.

BU BİR TÜRKİYE SORUNU, BU BİR MEMLEKET SORUNU!

Neden çok tehlikeli bir yapıdır değerli arkadaşlarım neden? Daha büyük bir tehlikesi var o vekaleti falan da bırakalım bir tarafa. Bir kişiyi kandırdınız mı, başkanı kandırdınız mı devasa Türkiye Cumhuriyetini ele geçiriyorsunuz. Bir kişiyi kandırdınız mı Türkiye Cumhuriyeti devletini ele geçiriyorsunuz. Vatandaşımız diyecek ki nasıl ele geçirecek? Çok basit. Sadece yayınlayacağı kararnameler. Hazırlıkların tamamını yapacak, müsteşar kim olacak, genel müdür kim olacak, büyükelçi kim olacak, vali kim olacak? Bütün bunların hepsini yapacak, devletin bütün kadrolarını bir öğleden sonra tamamını değiştirecek ve devleti ele geçirecek. Genelkurmay Başkanı kim olacak, Kuvvet Komutanları kim olacak, bunların tamamını bir öğleden sonra yayınlanacağı kararnameyle tamamını değiştirecek tamamını. Böyle bir devlet olur mu arkadaşlar? Olayın ne kadar tehlikeli boyutlara ulaştığını ve Türkiye’nin nasıl bir maceraya sürüklendiğini hep birlikte görüyor muyuz? Bunları anlatmak zorundayız. Bunun AKP’yle, Cumhuriyet Halk Partisiyle, MHP’yle, HDP’yle, Vatan Partisiyle, Saadet Partisiyle ilgisi yok arkadaşlar. Bu bir Türkiye sorunu, bu bir memleket sorunu!

O nedenle ben bütün vatandaşlarımı göreve davet ediyorum, göreve çağırıyorum. Mücadele,  birlikte mücadele edeceğiz. Eğer biz bu mücadeleyi yeterince yapamazsak kendi çocuklarımıza hesap veremeyiz.

Konuşmamın başında söyledim. Bizim de çorbada tuzumuz olsun, biz de mücadele etmek istiyoruz, biz de çalışmak istiyoruz diye bize gelen telefonlar, bize yapılan öneriler ışığında burada toplandık. Ne kadar zor bir sorumluluğu üstlendiğimizin herhalde farkındayız. Bu çalışmanın böyle büyük mitingler düzenleyerek falan sonuca ulaşması mümkün değil. Bu çalışma doğrudan doğruya ev ev, kapı kapı dolaşarak yapılması lazım. Kahve kahve dolaşılarak yapılması lazım, anlatılması lazım bütün vatandaşlara... Ben bu çağrıyı her gittiğim yerde- üniversite öğrencilerinden tutun emeklilere kadar her yerde- yapıyorum, her yerde söylüyorum.

20 Temmuz darbesini de her gittiğimiz yerde hatırlatın. 20 Temmuz sivil darbe. OHAL olağanüstü hal kararname çıkacak. Kışın kullanılacak araba lastiğinin OHAL’le ne ilgisi var? Kararnameyle düzenleniyor. Maarif Vakfında görev alanların huzur hakkı. Terörle ne ilgisi var? Kararnameyle düzenleniyor. Okulların kapatılması, açılması neyle düzenleniyor? Kararnameyle. Şu anda zaten fiilen TBMM’nin yetkileri elinden alınmış durumda. Sorun ne? Sorun şu; TBMM Başkanı çıkıp şu açıklamayı yapmaya cesaret edemiyor. “Siz parlamentonun yetkilerini gasp edemezsiniz” diyemiyor, söyleyemiyor. Sorun burada. Herkes üstlendiği görevi yerine getirse sorun çözülecek.

BİR KİŞİNİN İRADESİYLE, TÜRKİYE HER TÜRLÜ MACERANIN İÇİNE SOKULABİLİR

Halka neden evet oyu kullanacaklarını anlatamıyorlar. Dayandıkları birinci gerekçe neydi? “Hayır oyu verenler teröristtir, teröristlerle birliktedir.” Toplumdan tepki aldılar şimdi ondan bir adım geriye attılar. Ne diyorlardı? “Efendim çift başlılık var, çift başlılığı ortadan kaldırıyoruz.” Açıkladık bu anayasa değişikliğiyle çift başlılık anayasal kurum haline geliyor dedik. Hem partinin Genel Başkanı, hem başkan. Vali başkanı temsil edecek, il başkanı o da başkanı temsil edecek. Hem aşağıda, hem yukarıda çift başlılık var. Ondan da vazgeçtiler şimdi çift başlılık da diyemiyorlar. Bundan sonra ne söyleyecekler ben de merak ediyorum. Ve en temel soruyu onlara sordum vatandaşın anlayacağı bir dille. Bu milletvekili sayısını niye 600’e çıkardınız Allah aşkına bir çıkıp bize bir anlatın. Niye 600’e çıkardınız? Vatandaş niye oy versin bunlara?

Soracak çok sorumuz var, verilecek yanıtlarımız da var. Kendilerine, Sayın Binali Yıldırım’a da, Sayın Devlet Bahçeli’ye de açık çağrıda bulundum sizin arzu ettiğiniz bir televizyon kanalında, yine sizin arzu ettiğiniz gazetecilerle bir araya gelelim oturup tartışalım. Vatandaş evinde otururken dinlesin liderleri. Bu anayasa değişikliğinin artısı nedir, eksisi nedir vatandaş evinde otururken dinlesin, çayını, kahvesini içerken dinlesin. Duymazlıktan geliyorlar. Çünkü konuşamazlar, çünkü cesaret edemezler. Çünkü halka doğruları söylemiyorlar. “Kılıçdaroğlu halka doğruları söylemiyor” diyorlar. İyi ya televizyon kanalında bizi mat edersin dersin ki “Bak doğruları söylemediğini yüzüne vurduk, belgeleri de gösterdik, maddeleri de gösterdik özür dile…” Ben onlardan özür dilemelerini de istemiyorum. Sadece ve sadece hangi değişikliği hangi gerekçeyle yaptıklarını ben öğrenmek istiyorum. TBMM’nin yetkilerinin elinden alınmasını öğrenmek istiyorum. “Milli, milli” diyorlar. Emin olun bunları yapanlar gayri millidir. Bunların millilikle falan bir ilgisi yoktur. Gayri millidir bunlar. Bir ülkeyi felakete sürükleyebilir misiniz? Bir ülkeyi bir maceranın içine sürükleyebilir misiniz? Milliymiş ne milliciliği? Kesinlikle bilgileri yok. Daha büyük bir tehlike değerli arkadaşlar, hani dedim ya “Bir kişiyi kandırdınız mı devleti ele geçiriyorsunuz.” Bir kişinin iradesiyle Türkiye her türlü maceranın içine sokulabilir.

HEPİMİZ BİRLİKTE MÜCADELE EDECEĞİZ

Değerli yol arkadaşlarım, hepimizin sorumluluğu var tekrar başa dönersek. Birlikte bu ülkeye karşı, bayrağımıza karşı, vatanımıza karşı, çocuklarımıza karşı, hatta bütün dünyaya karşı sorumluluğumuz var. Bizi Müslüman dünyasında ayrıcalıklı kılan demokrasimizin varlığıdır. Demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir bizi ayrıcalıklı kılan. Bütün İslam âleminin Türkiye’ye imrenmesinin temel nedeni de budur. “Biz de Türkiye’ye benzemek istiyoruz” diyorlar Arap halkları. “Demokrasi var orada” diyorlar, “Özgürlükler var, parlamento var, yargı bağımsızlığı var…” Şimdi bütün bunların hepsinden vazgeçiyoruz. Başka bir yönetim tarzına, başka bir rejime doğru Türkiye evriliyor. Hepimiz birlikte mücadele edeceğiz.

Hepinize en içten selamlarımı, saygılarımı sunuyorum değerli yol arkadaşlarım.