CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ GÖNÜLLÜ AVUKATLARININ RESEPSİYONUNA KATILDI  
03.04.2017
31703
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ GÖNÜLLÜ AVUKATLARININ RESEPSİYONUNA KATILDI

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Her şeye karşın, 16 Nisan’da, onurumuzla ve gururumuzla sandığa gideceğiz. 17 Nisan’da ’hayır’lı bir sonuç elde edip, bütün dünyaya halkımızın demokrasiden ödün vermediğini, vermek istemediğini haykıracağız. Onurla ve gururla. Bunu bekliyorum" dedi. 

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, CHP İstanbul İl Başkanlığının 5 Nisan Avukatlar Günü dolayısıyla düzenlediği buluşmada şöyle konuştu:



Sayın Turgut Kazan’ı dinledik, kısa ve güzel bir konuşma yaptı. “Hukukçuların tadı” olarak tanımlandı, öyledir. Kendisini biliriz, uzun süredir biliriz, tanırız. Saygınlığı olan bir kişi,  dolayısıyla böyle bir kişinin Avukatlar Günü dolayısıyla bir ön açıklama yapmış olması beni de çok mutlu etti.

12 EYLÜL DARBE DÖNEMİNDE BİLE BUNLAR YAŞANMADI

Avukatlık mesleğinin önemini aslında Türkiye’de bilmeyen yok. Her başı sıkışan kişinin ilk başvurduğu kişidir avukatlar, hukukun en önemli ayağıdır. Yapılması gereken, bu ülkede yapılması gereken ilk şey, eğer bir adalet ve koruma yapılacaksa savcıyla avukatın aynı düzlemde olmalarıdır, bunu sağlamaktır. Yargıcın yanında savcı olmaz, sanığın yanında da avukat olmaz. İkisi de beraber iddia makamı savunma makamının yargıdan bağımsız olarak karşılıklı olmaları gerekir. Bunu sağlamak hepimizin boynunun borcudur. Birinci üzerine düşeceğimiz konu budur. Ama çok daha önemli bir konu var, ülkede adalet var mı, demokrasi var mı? Hukuk insanları gerçekten Türkiye’de adalet olup olmadığını sorguluyorlar. Size çok basit bir örnek vereceğim. Düşünün iki gazeteci savcı serbest bırakılmalarını istiyor, Murat Aksoy ve Atilla Taş’la ilgili ifade ediyorum düşüncelerimi, savcı serbest bırakılmalarını istiyor, yargıç da serbest bırakıyor. Serbest bırakılacak, gece yarısı tekrar mahkeme kuruluyor, tekrar savcılar devreye giriyor ve gözaltına alınıyorlar. Emin olun 12 Eylül darbe döneminde bile bunlar yaşanmadı. Nasıl bir ülkede yaşıyoruz? Savcı serbest bırakıyor, yargıç serbest bırakıyor. Birisi bir tweet atıyor, ‘o yargıcı ve savcıyı asıl yargılamak ve mesleklerinden atmamız gerekiyor’ deniyor, bir panik havası başlıyor, yedek savcı, yedek yargıç tekrar gözaltı… Ve bunun adı da adalet oluyor. Böyle bir tabloyu 1971 darbesini, 12 Eylül darbesini yaşamış bir kişi olarak söylüyorum, hiçbir dönemde yaşamadım. Hiçbir dönemde böylesine demokrasiden, hukuktan uzaklaştığımız bir dönemi yaşamadım. Başka bir şey daha Cumhuriyet Gazetesinin yazarları tam 155 gündür iddianame bekliyorlar, “Neyle suçlanıyoruz”, yargılanmak istiyorlar. Deniyor ki hayır, sizi yargılamayacağız. Serbest bırakın, serbest de bırakmayacağız. Nerede kalacaksınız? Silivri’de kalacaksınız. Nerede adalet, nerede hukuk, nerede hak? Bunların hiçbirisi yok. Sözde var, ama özde bunların hiçbirisi yok. Böyle bir Türkiye’de yaşıyoruz.

SABAH, ÖĞLE, AKŞAM BİR KORO HALİNDE CİDDİ BİR SALDIRI VAR

Şimdi böyle bir Türkiye’de anayasa değişikliği dolayısıyla 16 Nisan’da sandığa gideceğiz. Devletin paralarını kullanıyorlar, devletin arabalarını kullanıyorlar, devletin uçaklarını kullanıyorlar, devletin televizyonlarını kullanıyorlar, devletin bütün, makamlarını kullanıyorlar ama bir türlü “Evet” i anlatamıyorlar. Bir türlü vatandaşa bu anayasa değişikliği dolayısıyla şu gerekçelerle “Evet deyin”i anlatamıyorlar. Dönüyorum bize bakıyorum, vatandaşlara bakıyorum, sivil toplum örgütlerine bakıyorum, meslek kuruluşlarına bakıyorum. Devletin arabaları yok, devletin paraları yok, devletin televizyonları yok, devletin uçakları yok, devletin paraları yok, bunların hiçbirisi yok. Ne var? Yüreklice demokrasiye ve adalete sahip çıkma duygusu var. Namusuyla, şerefiyle, onuruyla Türkiye’yi düşünerek Türkiye’nin geleceğini düşünerek, çocuklarımızı düşünerek, dünyada itibarı olan bir Türkiye arzusuyla hepimiz yola çıktık, hepimiz. Hepimiz sadece ve sadece bu ülke için çalışmanın ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalıştık.

Demokrasiye ihtiyacımız var mı? Var. Adalete ihtiyacımız var mı? Var. Hakka, hukuka ihtiyacımız var mı? Var ve bunun için çalışıyoruz. Çalışıyoruz ama bunlarla ilgili olarak da özel olarak suçlanıyoruz. Sabah, öğle, akşam bir koro halinde ciddi bir saldırı var. İstiyorlar ki onlara cevap verelim, ne yaparlarsa yapsınlar kendi kendime söz verdim, asla cevap vermeyeceğim. Ama yüreklice onlara bir çağrı da yapıyorum, eğer benimle tartışmak istiyorsanız, beni mahcup etmek istiyorsanız, benim doğruları söylemediğimi iddia ediyorsunuz, bunları gelin sizin arzu ettiğiniz televizyon kanalında, bakın devletin televizyonu sizin emrinizde, yüzlerce televizyon kanalı var sizin emrinizde, sizin yine yanınızda duran binlerce yandaşınız var, gazeteciniz var, onlarla beraber gelin hep beraber oturalım uygar insanlar gibi tartışalım. Kim neyi söylüyor, kim neyi savunuyor hep beraber vatandaşta bilgi sahibi olsun. Ama buna cesaret edip gelemiyorlar. Neden? Çünkü bizim haklı olduğumuzu onlar da biliyorlar, bizim doğruları söylediğimizi onlarda biliyorlar. O nedenle haklı olmak kadar güzel bir şey yok gerçekten haklı olmak kadar güzel bir şey yok. Haklısınız, gururlusunuz, sesiniz daha gür çıkıyor, çıkarmasalar bile daha gür çıkıyor, özgüveniniz yüksek çünkü hep Türkiye’yi savunuyorsunuz. Halkın çıkarlarını savunuyorsunuz, ülkenin, milletin çıkarlarını savunuyorsunuz. Daha güzel bir Türkiye’de birlikte yaşamak istiyoruz. Bunu savunuyorsunuz, birlikte yaşama iradesini ortaya koyuyorsunuz. Bizim gibi düşünmeyen insanlarla bile bir arada olalım, birlikte olalım, Türkiye’nin sorunlarını birlikte tartışalım. Bunları hep söyledik, söylemeye de devam edeceğiz.

TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN ANAYASASI DEĞİŞİYOR, HUKUK FAKÜLTELERİNDEN TIK YOK

Burada acı bir nokta daha var. Bu ülkenin sayısını bilmediğim hukuk fakülteleri var. 100’ün üstünde olduğu söyleniyor. Üzücü olan bir ülkenin Türkiye Cumhuriyetinin anayasası değişiyor, hukuk fakültelerinden tık yok. Gerçekten hukuk fakültesi var mı, yok mu biraz endişeye kapılıyorum. Nasıl olurda bir ülkenin anayasası değişir, hukuk fakültelerinden ses çıkmaz. Eğer korkuyu bu kadar içine sindirebilmişse hukuk fakülteleri, o fakülteler bu ülkenin çıkarlarına, bu ülkenin hukukuna, bu ülkenin adaletine hizmet edemez. Çünkü nasıl çıkacak o üniversite hocası kendi öğrencilerine ben anayasaya aykırı, evrensel hukuka aykırı, demokrasiye aykırı pek çok düzenleme geldi ama biz hukuk fakülteleri olarak çıktık meydanlarda dedik ki, bunlar doğru değildir Türkiye’nin itibarına, uluslararası saygınlığına zarar verir diye çıktık meydanlara bunu anlattık diyebilsinler. Diyemiyorlar. Rektörleri falan zaten saymıyorum. Böyle bir ortamda koşulların eşit olmadığı bir ortamda referandum yapıyoruz. Ama her şeye karşın 16 Nisan’da onurumuzla ve gururumuzla sandığa gideceğiz. 17 Nisan’da hayırlı bir sonuç elde edip bütün dünyaya halkımızın demokrasiden ödün vermediğini, vermek istemediğini haykıracağız onurla ve gururla. Bunu bekliyorum, bunun yolu, bunun birinci yolu şu, ayın 16’sında, 16 Nisan’da bütün programlarımızı iptal edeceğiz. Genç avukatlar olarak, en gencimizde Sayın Kazan, genç avukatlar olarak bütün sandıklara sahip çıkacağız. Gençliği sadece bedensel gençlik olarak düşünmüyorum, düşünsel gençlik bize önemli, dünyayı iyi okuyan bizim anladığımız gençlik o zaten dolayısıyla bütün sadıklara sahip çıkacağız.

TÜRKİYE’DEKİ BÜTÜN SANDIKLARA SONUNA KADAR SAHİP ÇIKACAĞIZ

Şu algıyı yerleştirmeye çalışıyorlar bilinçli olarak, efendim gitsek de gitmesek de, “Hayır” oyu kullansak da kullanmasak da nasıl olsa “Evet” çıkacak. Niçin “Evet” çıksın? Hangi gerekçeyle “Evet” çıkıyor? Ülkeni seviyorsan, çocuklarına güzel bir miras bırakmak istiyorsan, Türkiye’ye bir anayasa değişikliğiyle demokrasiyi askıya almak için düzenlemeler getirdiler, bende gittim bir vatandaş olarak “Hayır” oyu kullandım diye torununa, çocuklarına anlatabileceğiniz güzel bir hikaye yazmak istiyorsa, güzel bir hikayeye sahip olmak istiyorsan gideceksin “Hayır” oyunu kullanacaksın, sandığın başında bekleyeceksin, sonucu alacaksın ve evine gideceksin. Bunu yapacağız, sandığa gideceğiz. Sandıklara sahip çıkmak, hiç endişe etmeyin, Türkiye’deki bütün sandıklara sonuna kadar sahip çıkacağız, bunun sözünü veriyorum size. Hepsine sahip çıkacağız hepsine, hiçbir yerde atlamayacağız hepsine, bu ülkenin gönüllü insanları var sandıklara sahip çıkmak isteyen gerçekten yurtsever insanları var, demokrasi aşığı insanları var, sandıklara sahip çıkacağız diyen. Biz de sahip çıkacağız parti olarak, sivil toplum örgütleri sahip çıkacak, meslek kuruluşları sahip çıkacak, gencecik, pırıl pırıl sizler gibi binlerce on binlerce avukatımız var onlarda sahip çıkacaklar. Sonuçta bu ülke sadece benim, sadece sizin değil, bu ülke hepimizin, birlikte yaşamak istiyoruz. Görüş farklılıklarımız olabilir, kimlik farklılıklarımız olabilir, farklı bölgelerde yaşayabiliriz ama biz Türkiye’de birlikte yaşamak istiyoruz, birlikte tartışmak istiyoruz, birlikte konuşmak istiyoruz, birlikte yaşamak, geleceği birlikte belirlemek istiyoruz, geleceğin planlarını birlikte hazırlamak istiyoruz. Çünkü biz de uygar dünyanın bir parçası olmak istiyoruz. En büyük arzumuz bu.

BİZ TEK ADAMLARIN YÖNETTİĞİ ÜLKELERİN KADERİNİ ÇOK İYİ BİLİYORUZ

“Hayır” çıktığı zaman ne olacak, hayırlı bir iş olduğu zaman ne olacak? Emin olun Türkiye’nin bütün insanları dünyaya şu mesajı verecek, bütün baskılara rağmen, bütün eşitsiz koşullara rağmen halk demokrasiye sahip çıktı, vereceğimiz en güzel cevap bu. Eşitsiz koşullar var mı? Var. Baskı var mı? Var. Ama bütün bunlara rağmen sandığa gideceğiz, demokrasiye sahip çıkacağız. Çocuklarımız için, ülkemiz için, bayrağımız için ve her şeyden önemlisi demokrasimiz için gideceğiz ve sahip çıkacağız. Biz tek adamların yönettiği ülkelerin kaderini çok iyi biliyoruz. Her şeye egemen olan ve bütün dünyanın, daha doğrusu bulunduğu ülkenin kaderi bir insanın iki dudağına kilitlenmişse o ülkeyi nasıl bir felaketin beklediğini çok iyi biliyoruz, yakın tanıklarımız var. Ortadoğu’da var. Biraz daha ötesi var, Romanya’da var. Biraz daha ötesi var, Hitler’de var, Almanya’da var, Mussolini var, İtalya’da var. 21.yüzyılda hukuku egemen kılıp, üstünlerin hukukunu değil, hukukun üstünlüğünü egemen kıldığımız zaman çocuklarımıza karşı görevimizi yapmış olacağız. Ben bu anayasa değişikliğine üstünlerin hukuku, egemenlerin hukuku egemen kılınmak istiyor diyorum. Çünkü bu anayasa değişikliği geçerse Başkan partili, Başkan yardımcıları partili, Bakanlar partili, müsteşarlar partili, genel müdürler partili, hakimler partili, savcılar partili tam bir parti devleti. 21.yüzyılda parti devleti olur mu Allah aşkına 21.yüzyılda ve bütün parti devletleri bizim önümüzde yıkılırken biz yeni bir parti devleti inşa etmeye kalkıyoruz. Buna izin vermemek bizim elimizde.

Hukukun üstünlüğünün en temel özelliği devletin gücüne karşı, vatandaşın, sıradan vatandaşın hakkını korumaktır. Berlin’de eğer bir çiftçi Krala karşı gelmiş ve hakkını Berlin’deki hakimden aramışsa ve onun hakkı ona teslim edilmişse herhalde bizim de hukuktan yana tavır takınmamız lazım, hukuku savunmamız lazım hukukun üstünlüğünü savunmamız lazım, bireysel olarak herkesin hakkının ve hukukunun korunduğu bir hukukun üstünlüğü kavramını bu topluma, bu ülkeye yerleştirmemiz lazım, bununla ilgili mücadeleyi sürdüreceğiz, azimle ve kararlılıkla sürdüreceğiz. Denebilir ki, “Hayır” çıkarsa kaos olur böyle bir algı yaratmaya çalışıyorlar. “Hayır” çıkarsa hiç de kaos olmaz herkes yerli yerinde olur. Ne olur? Demokrasiye bağlılığımızı bütün dünyaya göstermiş oluruz. “Evet” çıkarsa ne olur? Annelere sesleniyorum ve onlara şunu söylüyorum, siz diyorum sevgili anneler freni olmayan bir otobüse evlatlarınızı, çocuklarınızı bindirir misiniz? Hayır, diyorlar mümkün değil. Ama diyorum şimdi bu anayasa değişikliğiyle 80 milyonu freni olmayan ve ayrıca nereye gittiği belli olmayan bir otobüse bindiriyorlar. Buna izin vermeyeceğiz, vermememiz gerekir, ülkemizi ve çocuklarımızı seviyorsak.

Hepinize en içten selamlar, saygılar diliyorum, Avukatlar Gününüz de kutlu olsun diyorum.