CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, SAMSUN’DA İŞ DÜNYASI TEMSİLCİLERİYLE BİR ARAYA GELDİ  
21.03.2017
24510
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, SAMSUN’DA İŞ DÜNYASI TEMSİLCİLERİYLE BİR ARAYA GELDİ

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Amerika’daki başkanlık sisteminin zaten Türkiye’de getirilen sistemle hiçbir ilgisi yok. Dünyanın en yoksul 20 ülkesi ise hepsi başkanlıkla yönetiliyor. Başkanlar çok zengin, bir elleri yağda bir eli balda, halk sefalet içinde. Çünkü başkan asla hesap vermez, kimse de sormaz” dedi.

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun Samsun’da İş Dünyası Temsilcileriyle bir araya geldiği toplantıda şöyle konuştu:




Efendim hepinize selamlarımı, saygılarımı sunuyorum. Samsun’da bizim ikinci toplantımız. Sabah toplantısında muhtar arkadaşlarla birlikte olduk. Şimdi sivil toplum örgütleri, ticaret odaları, sanayi odaları ve ziraat odalarıyla birlikteyiz. Sivil toplum örgütleri yine sendikalar var, meslek kuruluşları var. Dolayısıyla birlikteyiz.

Ana konumuz anayasa değişikliği. Şu konu üzerinde hepimizin bir ortak mutabakat sağlaması lazım. Türkiye nasıl kalkınır, Türkiye nasıl büyür? Eğer bu konuda bir görüş birliği sağlanabilirse emin olun çok şeyi aşmış oluruz. Burada siyaset yapmayacağım, yani CHP şöyle, o böyle bunlara hiç girmeyeceğim. Sade bir vatandaş olarak, eski bir maliyeci, 27,5 yılını devlette hizmet olarak vermiş, çalışmış, siyasete girdiği günün hemen ertesi günü bütün malvarlığını kendi internet sitesine koymuş, temiz siyaseti savunan sade bir vatandaş olarak konuşuyorum. Böyle bilmenizi isterim. Çünkü olay bir siyasi parti olayı değil. Referandum bir siyasi parti tercihi de değil. Geleceğimizi oylayacağız, demokrasimizi oylayacağız. Bunun üzerinde durmamız lazım. Nasıl büyürüz, nasıl kalkınırız, nasıl güçlü oluruz, nasıl saygınlığı olan bir Türkiye oluruz? Bunun bilinen bir yolu var arkadaşlar. Hukuk devleti ve hukukun üstünlüğüne inanmak. Hukukun üstünlüğü hukuk dediğiniz zaman vatandaş hakkını arayabilecek, vatandaş hukukunu arayabilecek, herkesin can ve mal güvenliği olacak. Şimdi bunun üzerinde anlaşıyorsak, hukukun üstünlüğü, herkesin can ve mal güvenliği, herkesin hak arama özgürlüğü oluyorsa bilin ki o ülkede demokrasi vardır. Demokrasinin varlık nedeni budur. Ben hakkımı nasıl arayacağım? Vergi veriyorsam hükümete, devlete vergi veriyorsam bu verdiğim vergileri nereye harcadın diye soru sorma hakkımın olması lazım. Bu bütçe hakkıdır. Dünyada demokrasinin çıkış kaynağıdır bu. Vergi veriyorum ey hükümet paramı nereye harcadın? Hesap sorar. Başka? Devletle vatandaş karşı karşıya kalabilir. Gelir belediye kamulaştırma yapabilir, bir başka kuruluş kamulaştırma yapabilir. Bedel düşükse ben hak arayacağım. Nereye başvuracağım? Mahkemeye. Mahkemedeki hakimi bağımsız bir yargıç olarak değil de bir siyasi makamın atadığı yargıç olarak görürsek adalette şüpheye düşeriz. Hakim hukukun üstünlüğüne göre karar verecek ve vicdanına göre karar verecek. Eğer hakim kendisini atayan otoritenin talimatıyla karar verirse hukukun üstünlüğü yoktur.

Başka bir konu daha var. Hukuk dediğimiz bir konu var. İnsan hakları; kimliğimiz farklı olabilir, inançlarımız farklı olabilir, yaşam tarzımız farklı olabilir, siyasi görüşlerimiz farklı olabilir ama hepimiz insanız ve bizim haklarımız var. Bu haklar evrensel haklardır sadece Türkiye’ye özgü değil. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi var. Ondan önce çok daha önce sevgili peygamberimizin Veda Hutbesi vardır. En önemli insan hakları bildirgesinden biri olarak kabul edilir. Neden? Veda Hutbesini okuduğunuzda ‘eğer kişiyi yargılıyorsanız onun ailesini de suça ortak etmeyeceksiniz’ diyor. Suç şahsidir diyor. Suçu şahsilikten çıkarıp kolektif suç haline getirirseniz bu olmaz. Aramızda mağdurlar var işte görevine son verildi, atıldı vs. vs. ama öyle tablolarla karşılaşıyoruz ki, baba yakalanıyor içeri atılıyor, aile ve çocuklar açlığa mahkum ediliyor. Bu olmaz. Bu insan haklarına aykırıdır. Demek ki, bizim gibi düşünmeyenlerin de haklarını teslim etmemiz lazım. Demokrasi budur.

DEVLET GÜCÜ VATANDAŞIN ÇIKARI İÇİN KULLANMAK ZORUNDADIR

Şimdi bu kısa girişten sonra bu anayasa değişikliğine değinmek istiyorum önce hukuk açısından. Şimdi devleti yönetenler ellerinde gücü bulunduranlardır. Nedir? MİT’dir, polistir, emniyettir, jandarmadır, validir. Gücü elinde bulundurur. Soru şu; devlet gücü nasıl kullanmalı? Otoriter bir baskı yoluyla mı, baskıyı sağlayarak mı bu gücü kullanmalı, yoksa bu güç adalet içinde topluma hizmet etmek için mi kullanılmalı? Bizim geldiğimiz süreç, insanlık tarihinin geldiği süreç, baskıcı dönemden devletin vatandaşa hizmet eder dönemine gelmesidir. Yani sonuçta devlet gücü vatandaşın çıkarı için kullanır, kullanmak zorundadır. Bunun yolu nedir? Benim haklarım nasıl güvence altına alınacak? Anayasayla güvence altına alınıyor. Nasıl? Kuvvetler ayrılığıyla alınıyor. Yani güç bir kişide temerküz etmiyor. Yasama, yargı ve yürütme dediğimiz üç ayrı güç var. Birbirini denetler bunlar. Birinin yaptığı yanlışı diğeri düzeltir. Kamulaştırmadan örnek, devlet geldi sizin fabrikanızı kamulaştırdı, ben burayı alacağım başka birisine vereceğim. Düşük bedel takdir etti. Nereye gideceğiz? Yargıya başvuracağız. Hakim bağımsız olduğu sürece doğru karar verecektir. Ama hakimi tayin eden kişi kamulaştırmayı yapmışsa o hakim doğru karar veremeyebilir. Beni tayin etti, ben onun tersine bir şey yapmayım. Yoksa bir daha beni görevden alabilir diyebilir.

Bu açıdan bu anayasa değişikliğinin değerlendirilmesi lazım. Bütün sorulara bu bağlamda kısa kısa aralarda cevaplarda vereceğim.

TÜRKİYE SONU BELLİ OLMAYAN BİR SÜRECİN İÇİNE GİRMİŞ OLUR

Şimdi değerli arkadaşlarım, anayasa değişikliğiyle bütün güç bir kişide toplanıyor. Hem yasama, her yargı, hem yürütme. En etkin kişi oluyor. Osmanlı’da padişaha verilmeyen yetki bu anayasa değişikliğiyle bir kişiye veriliyor. Bu bir kişiye biz Başkan diyoruz veya Cumhurbaşkanı adı hiç önemli değil. Sonunda bütün yetkilere sahip. Nasıl sahip? Hem Başkan, hem partisinin Genel Başkanı, hem mahkemelere hakim tayin edebiliyor, hem arzu ederse meclisi feshedebiliyor. Arzu ettiği zaman hiçbir gerekçe göstermeden istediği sendikayı kapatabilir, ister ticaret odasını kapatabilir, sanayi odasını kapatabilir. Çünkü devletin yapısı ve işleyişiyle ilgili kararname çıkarma yetkisi veriyoruz. Parlamentodan o yetkiyi alıyoruz bir kişiye veriyoruz. Burada bir ayrıntı var yalnız ona dikkatinizi çekeyim. Temel haklar konusunda yetkisi yok. Ama ekonomik ve sosyal konuların tamamında kararname çıkarabiliyor. Örneğin asgari ücreti dondurdum diyebilir bir kararnameyle veya kıdem tazminatını kaldırdım diyebilir, bir sendikayı kapattım diyebilir. Veya Rize’den başlayıp Samsun’a kadar, Ordu, Giresun tamamını tek vilayet yapıyorum, bir tane de vali tayin ediyorum hadi güle güle tepe tepe kullanın diyebilir. Bu yetkileri var. Bunlar Türkiye’yi nereye götürür?

Konuşmamın başında söyledim, bir siyasi partinin Genel Başkanı olarak değil, sizler gibi ülkesini seven, sizler gibi vatanını seven, sizler gibi bayrağını seven, sizler gibi bir arada yaşama arzusunu savunan bir kişi olarak konuşuyorum. Bu yetkiler, bu kadar büyük bir yetki bir kişiye verilirse ne olur? Şimdi bir arkadaşımız sordu “Evet” olursa ne olur, “Hayır” olursa ne olur diye.

“Hayır” çıkarsa ne olur? Erken seçime gider miyiz? Yine arkadaşlarım soru sordular. Bir; “Hayır” çıkarsa erken seçime kararı bir kişi değil, meclisin kendisi verecek. Yani meclis bir önerge verilir, bir kanun teklifi verilir erken seçim kararı alırsa meclisin kendisi alacak başka kimse almayacak. Bundan önceki örneklerinde olduğu gibi böyle bir uygulama. Eğer “Evet” çıkarsa yetki yukarıda, tek kişide. Arzu ettiği zaman meclisi feshedip kendisiyle beraber seçime gidebilir.

Başka “Evet” çıkarsa ne olur? Türkiye sonu belli olmayan bir sürecin içine girmiş olur. Çünkü bir kişiye o kadar çok yetki veriyoruz ki, o yetkiyi nasıl kullanacağını kimse bilmiyor. Tamamen takdirine ait. Az önce söyledim, mesela bir sabah kalkıp diyebilir ki, ben meclisi feshettim buyurun beyler hep beraber seçime gidelim. Veya baktım Cumhurbaşkanı yardımcıları bir, iki, üç, beş az geliyor 50 tane olsun, 81 tane olsun her ilde bir tane yardımcım olsun diyebilir mi? Diyebilir. Yetki veriyoruz. Veya Başbakanlık zaten kalkıyor bakanlar var. Kaç bakanlık olacak? Belli değil. 10 tane bakanlık olabilir takdirine bağlı. 100 bakanlık o da olabilir takdirine bağlı. Hiç bakan da olmayabilir o da takdirine bağlı.

Şimdi bu tablo içinde ben şahsen kendimi bir işadamı olarak düşünüyorum. Nasıl yatırım yapacağım ve önümü nasıl göreceğim? Diyeceksiniz ki, siz işadamısınız önünüzü görün, size ne hukuk düzeninden, siz yapın yatırımınızı geçin gidin kardeşim diyebilirsiniz bu da bir yoldur, bir tercihtir bu da. Bir işadamı önünü görmezse ne demektir? Can ve mal güvenliği yok demektir. Çünkü bir kararnamelik işi var. Bir kararnameyle malvarlığına istediği zaman el koyabilir. Bugün koyuyor mu? Bugün malvarlığına bir kararnameyle el konuyor ama usulü nasıl? Bir; Milli Güvenlik Kurulu bir karar alacak OHAL’le ilgili tavsiyede bulunacak. İki; bu karar gelecek bakanlar kurulunda görüşülecek. Üç; sonra bu bir hükümet teklifi olarak TBMM’ye gelecek. Dört; TBMM bu yetkiyi hükümete verecek ve hükümet bu yetkiyi kullanacak. Yeni modelde bir kişi sabah kalkacak ben OHAL ilan ediyorum diyecek o kadar. En geç 3 ay içinde meclise gelecek bu OHAL. Üç ayda zaten yapacağımı yaparım. Şimdi bu yetkiyi vermek doğru mudur, doğru değil midir? Olay budur. Yetkiyi vermek doğrudur diyorsanız gidilecek referandumda “Evet” oyu kullanılacak. Hayır bu yetkiyi vermek yanlıştır deniyorsa gidilip “Hayır” oyu kullanılacak. Bakın, bunun siyasi partilerle bir ilgisi yok. Bir kişinin yetkisine biz Türkiye’yi teslim ediyoruz. Doğru veya yanlış bu millet kararını verecek. Nasıl karar vereceğiz? Oturup düşünerek karar vereceğiz. Biz yatırım yaptık diyelim yabancı sermaye Türkiye’ye gelir mi? Gelmez niye gelsin. Şimdi herkes kaçıyor. Gelse güvencesi var mı? Hayır yok. Onun da güvencesi yok. Hukukun olmadığı yerde kim yatırım yapacak? Taban fiyat. Taban fiyat bir kişinin takdirine bağlı, arzu ettiği taban fiyatı verecek isterse hiçte vermeyecek.

BIKMADAN, USANMADAN HALKA DOĞRULARI ANLATMAK HEPİMİZİN GÖREV VE SORUMLULUĞU

Peki şunu düşünelim. Bugünkü sistemi alalım. Çoğunluk partisinin lideri Başbakan oluyor. Bakanlar Kurulunu oluşturuyor, Sayın Cumhurbaşkanının imzasına sunuyor, imzalandıktan sonra hükümet programını hazırlıyor TBMM’den de güvenoyu istiyor. Güvenoyu alınca da yoluna devam ediyor. Dolayısıyla parlamento hükümet üzerinde dolaylıda olsa bir denetimini gösteriyor. Mevcut düzende bunların hiçbirisi olmayacak. Güvenoyu da istenmeyecek. Niçin? Meclise gerek yok niye güvenoyu isteyim. Milletvekilleriyle, yani parlamentoyla başkan arasında kesin çizgilerle bir ayrım oluyor. Çünkü hiçbir bakanın parlamentoyla ilişiği olmayacak. Hiçbir başkan yardımcısının da parlamentoyla ilişiği olmayacak. Hiç kimse parlamentoya hesap vermeyecek ama hepsi milletvekili gibi ömür boyu dokunulmazlığa sahip olacak. Altını çiziyorum ömür boyu dokunulmazlığa sahip çıkacak. Şuanda milletvekilinin dokunulmazlığı nedir? Görev yaptığı süreyle sınırlıdır. 4 yıl milletvekilisiniz, 4 yıl dokunulmazlığınız var, milletvekilliği biter savcı sizi çağırır gel kardeşim der. Dokunulmazlık o kadar. Burada ömür boyu dokunulmazlık getiriliyor. Başkan yardımcıları ve bakanlar. Hesap verilmeyecek ama bunlar sorulacak. Bu doğru mudur, yanlış mıdır? Bu bir tercihtir. Vatandaş derse ki, ya bu çok doğrudur böyle olsun. Gidecek “Evet” oyunu kullanacak. Böyle saçma şey olmaz, demokrasilerde herkes hesap vermek zorundadır deniyorsa “Hayır” oyu kullanılacak. Ticaret odalarının, sanayi odalarının, ziraat odalarının, meslek kuruluşlarının, diğer odaların görevi ve sorumluluğu nedir bu süreçte? Görev ve sorumluluk şudur; halka doğruları anlatmak. Bıkmadan, usanmadan halka doğruları anlatmak ve halkın tercihi halk doğruları öğrensin gidip tercihini ona göre kullansın. Benim sorumluluğum var doğrudur, ben anlatıyorum doğrudur, ama efendim siyasilerin sorumluluğu var, bizim sorumluluğumuz yok diyemezsiniz. Bu ülkede yaşayan her vatandaşın sorumluluğu var. Doğruları anlatacak. Biz isteriz ki, herkesin can ve mal güvenliği olsun. Birileri özel korumada, birileri her türlü dışarıdan müdahaleye açık bir yapı içinde görev yapamaz, yapmamalıdır da zaten.

DEMOKRASİ BİR TAHAMMÜL REJİMİDİR

Değerli arkadaşlarım, yine soru soruldu “Hayır” çıkarsa ne olur? Hiçbir şey olmaz. Zaten şimdi Cumhurbaşkanı görevinin başında değil mi? Görevinin başında. Ne zamana kadar? 2019’a kadar. Süresi dolunca yeniden seçime gidilecek. Sayın Başbakan, o da görevinin başında. Bakanlar? Onlar da görevlerinin başında. Erken seçim olur mu? TBMM karar alırsa olur, karar almazsa olmaz bu kadar basit. Erken seçimin bir gerekçesi olur, hükümet getirirse hangi gerekçeyle erken seçime gidilecek onu yazar, anlatır, eğer erken seçime ihtiyaç duymazlarsa bir sorun yok.

Ama “Hayır” çıkarsa sadece bu kadar mı? Hayır. “Hayır” çıkarsa bir; bu millet yani Türk milleti diyecek ki, biz demokrasiye bağlıyız bir. İki; TBMM milli iradeyi temsil ediyor oraya dokunmayın. Üç; TBMM’nin yetkilerini elinden almayın. Dört; 600 milletvekili fazla milletvekili sayısını artırmayın. Beş; 18 yaşında milletvekili, ömür boyu askerlikten muaf, 2 yıl askerlik yaptıktan sonrada milletvekili emeklilik aylığına hak kazanma. Bunu da kabul etmiyoruz diyecek. Diğer madde; bir kişiye bu kadar yetki verilmez. Bu kadar yetkiyi evliyaya verirsen azdırırsın diye Anadolu’da bir deyim vardır. Bir kişiye bu kadar yetki verilmez. Ben bu kadar yetki vermiyorum anlamına gelir.

Başka? Şu anlama da gelir değerli arkadaşlarım, biz sizi seçtik, meclise gönderdik, parlamentoya gönderdik, Cumhurbaşkanını da biz seçtik, herkes anayasal sınırlar içinde görevini yapsın. Herkesin görevleri anayasada yazılıdır. Herkes anayasal sınırlar içinde görevini yapsın. Mesaj budur. Başka? Şu mesaj var, parlamenter demokratik sistemimizin aksayan yönleri yok mudur? Var tabi. Bugünkü sistemin aksayan yönleri var. Nedir aksayan yönleri? Bir; siyasi ahlak kanunu yok. Siyasi ahlak kanununa ihtiyacımız var. Doktorların kuralı vardır, tabip odalarına sorun doktorlar yemin ederler. Hukukçuların, baroların kuralı vardır ahlaki kuralları. Esnafın, Ahi Evran ocağından geliyor. Esnaf odalarının, ticaretin kendi kuralları vardır, sanayicilerin kendi kuralları vardır. Her mesleğin kuralı var, bu siyasetçilerin bir kuralı yok. Siyasetçilerin de ahlaki kurallarının olması lazım. Yolsuzluk yapan adamın mecliste ne işi var? İhale takip eden adamın mecliste ne işi var? Bu düzenin en kritik noktalarından birisi siyasi ahlak kanununun olmamasıdır. Başka? Şunu yapmamız lazım. Yüzde 10 seçim barajı niye var? Yani yüzde 1 oy alan partinin Genel Başkanı TBMM’ye gelse, kürsüde oturup konuşsa, derdini anlatsa bu millet ne kaybeder? Hiçbir şey. Yüzde 10 seçim barajını kim getirdi? Askerler getirdi, darbeciler getirdi. Şimdi onu savunuyorlar. Olmaz. O zaman sen darbecileri savunuyorsun.

Başka? Seçim kanununun değişmesi lazım. Yurtdışında 5 – 6 milyon vatandaşımız var oy kullanıyorlar ama milletvekili seçemiyorlar kendi aralarında. Demokratik mi bu? Hayır. Niye Almanya’daki işçi gelip TBMM’de milletvekili olarak görev yapmasın? Yurtdışı seçim çevresi kanunu çıkarmamız lazım. Tam temsiliyet yani milli irade parlamentoya tam yansımalı. Milli irade, milli irade diyorsak bunu tam yansıtmalıyız. Demokrasinin kuralları.

Başka? Siyasetin finansmanı. Size bugün örnek vereyim bugün Türkiye’nin yaşadığı tablo. Devletin forsunu kullanıyorlar, devletin arabalarını kullanıyorlar, devletin uçaklarını kullanıyorlar, devletin parasını kullanıyorlar, devletin televizyonlarını kullanıyorlar sanki kendi televizyonları çok azmış gibi birde diyorlar ki biz mağduruz. Peki biz neyiz o zaman? Devletin parası yok, pulu yok, arabası yok, uçağı yok, televizyonu yok. Biz neye güveniyoruz? Emin Allah’a güveniyoruz ve millete güveniyoruz. O kadar.

Bütün devlet aygıtını alacaksın bir propaganda yapacaksın, sonra arkadaşlar diyorlar ki, bir bildiri dağıttık bize izin vermiyorlar. Sonra kalkacaksın başka bir ülkeye kızacaksın. Kendine bakacaksın önce, iğneyi kendine, çuvaldızı tarafa batır hiç itirazım yok. Ama dediğim gibi demokrasi şudur; demokrasi bir tahammül rejimidir. Beğenmediğiniz düşünceyi dinlemedir, demokrasi budur. Bunu yapmak zorundayız.

DÜNYADAN KOPUYORUZ

Bütün bunlara rağmen ben bu milletin ferasetine güveniyorum. Bu milletin takdirine de güveniyorum. Çünkü demokrasiyi ve biz Türkiye’yi sokakta bulmadık. Eğer bu milletin azim ve kararı milletin istiklalini kurtaracaksa, Amasya Tamiminde söylenen aynı süreci yeniden yaşıyoruz. Birlikte mücadele edeceğiz. Bu işin partisi yok arkadaşlar. Bakın hiçbir tarafta bizim bayrağımızı göremezsiniz. Hiçbir seçim çalışmasında da, yani referandum çalışmasında da yoktur bayrağımız. Tek bayrağımız var o da Türk bayrağı. Neden? Olay Türkiye’yle ilgili bir olay, memleket meselesi bu olay. Sıradan bir olay değil. Anayasa sadece bir partinin üyelerinin anayasası mı olacak? Hayır hepimizin anayasası olacak. O nedenle hepimiz sandığa giderken düşünmek zorundayız. Önyargılarımızdan arınmak zorundayız. Düşünerek sandığa gidip oy kullanmak zorundayız. Bu ülkenin okumuşları, yazmışları, akademisyenleri, avukatları, doktorları, mimarları, mühendisleri, sanayicileri, esnafı hepsi bu bilinç içinde sandığa gitmeli ve oyunu kullanmalı.

Biz dünyadan kopuyoruz. Venedik Komisyonu bir rapor yayınladı bu anayasa değişikliğiyle ilgili. Kamuoyunda fazla tartışılmadı, tartışılmıyor da zaten. Kimse korkudan yazamıyor da. Türkiye demokratik parlamenter sistemden otoriter sisteme doğru gidiyor. Bu anayasa AB’yle uyumun hiçbir tarafında yok arkadaşlar. Ne olacak? En çok işadamları düşünsün, dünyayla bağlantıları kopacak. Kopacak bu kadar açık. Suriye’yle kavga ettik kim zararlı çıktı? Bir; bizim işadamları. İki; Suriye’deki Türkmenler. Mısır’la kavga ettik kim zararlı çıktı? İşadamları. Mısır dedi ki, Ro-Ro seferlerini iptal ediyorum bitti. Afrika’ya mal gönderemiyoruz. Irak’la kavga ettik kim zararlı çıktı? Biz ve orada yaşayan Türkmen kardeşlerimiz zarar ettiler, perişan oldular hepsi. Şimdi Avrupa’yla kavga ediyoruz. Niye kavga ediyoruz? Karadeniz’in fındık tüccarları gelip diyorlar ki, Avrupa’yla da kavga edersek peki biz bu fındığı kime satacağız? Haklılar fındığı kime satacaklar. Çinliler almıyor, Afrika’da almıyor, çikolata sanayinde kullanılıyor. Almanlar, Hollandalılar, Belçikalılar alıyor. Onlarla da kavga ettin kime satacaksın?

DİLİNE HAKİM OLAMAYAN DEVLETİ İYİ YÖNETEMEZ

Devlet yönetimi farklı bir şeydir değerli arkadaşlar, devlet adamı az konuşur, diline hakim olur, diline hakim olamayan devlet adamı ülkeyi iyi yönetemez. Bunu hiç unutmayın, diline hakim olamayan devleti iyi yönetemez. Örnek mi istiyorsunuz, vereyim size bir örnek, güncel örnek vereyim. Ne dendi? Rakka’ya gideceğiz. Buyurun gidin, sizi tutan var mı? Ama gidemiyorlar. Münbiç’e gideceğiz. Buyurun gidin, tutan var mı? Yine yok. Şimdi diyecekler muhalefet engelledi. Bereket öyle bir şey yok, yok gidemiyorsun. Peki, bu neyi getirir? Türkiye’nin itibarına gölge düşürür. Ben gideceğim deyip gitmiyorsan olmaz. Bir de size gerçek bir devlet adamından örnek vereceğim, rahmetli Bülent Ecevit. Bir sabah Kıbrıs’a 74’te soydaşlarımız katledilirken bir sabah eski Başbakanlık binasından çıktı, merdivenlerin önünde şu açıklamayı yaptı, “Kıbrıs’a barışı getirmek için Kıbrıs Barış Harekatını başlattık. Türk askeri şu anda Kıbrıs’tadır, inşallah başarılı oluruz. Allah milletimize, memleketimize zeval vermesin”nokta bitti. Devlet adamı budur. Söyledin mi? Söyledin. Gereğini yaptın mı? Yaptın. Ben Kıbrıs’a gideceğim deseydi çıkamazdı, çıkartmazlardı. Münbiç’e gideceğim, ne oldu? Çevirdiler sınırı Suriye ordusuna teslim ettiler. Hadi buyur git niye konuşuyorsun o zaman? Bu Türkiye’nin itibarını zedeliyor değerli arkadaşlarım. Bizi rahatsız ediyor. Bu ülkeyi seven bir insan olarak bizi rahatsız ediyor, Türkiye’nin yöneticileri bu konuma gelmemeli, yanlıştır bunlar. Şimdi biz bu davranışları sergileyenlere olağanüstü yetkiler vereceğiz.

IRAK’TA, SURİYE’DE, LİBYA’DA NE OLDUYSA TÜRKİYE O SÜRECİN İÇİNE GİRER

Şunu sakın unutmayın. Büyük Ortadoğu Projesi ve tek adamlık rejimlerinin olduğu ülkeler, Büyük Ortadoğu Projesinde temel hedef neydi? Ortadoğu’da sınırları yeniden belirlemek, ilk adım nerede oldu? Irak’ta oldu. Irak parçalandı mı? Parçalandı. Kan, gözyaşı var mı? Evet, var. İkinci ayağı ne oldu? Suriye. Parçalandı mı? Parçalandı. Kan, gözyaşı var mı? Şimdi hep beraber bakın bakalım üçüncü ayak neresi? Bütün bu yetkileri bir kişiye verdiğinizde ne olur? Bir kişiyi ikna ettiniz mi devleti en geç 24 saatte ele geçirirsiniz nokta. Öyle yetkiler veriyorsunuz ki, bir Başkan bir kararnameyle devletin bütün müsteşarlarını, bütün bakanlarını, bütün başkan yardımcılarını, bütün valileri, bütün kaymakamları, bütün emniyet müdürlerini, bütün diyelim ki müftüleri, bütün nüfus memurlarını, bütün daire başkanlarını bir kararnameyle tamamını değiştirebilir ve devleti başka bir konuma sokabilir. Diyorlar ya 30-35 yılda FETÖ devleti ele geçirmek için çok çalıştı diye, çalışmaya o kadar gerek yok bir kişiyi ikna edeceksiniz. Türkiye bu kadar ucuz bir ülke mi? Bunun siyasetle daha doğrusu bunun siyasi partilerle ilgisi var mı?  Hayır. Her siyasi partinin kurucuları da, her siyasi partinin yöneticileri de vatansever olmak zorundadır. Bu kadar yetkiyi bir kişiye verirseniz bu nasıl olacaktır? Devleti birisi gelip ele geçirirse ne yapacaksınız? Peki, bugün bu yetkiler kimde? Bugün için bu yetkiler, nitelikleri belirleme yetkisi TBMM’de. Kimin müsteşar olacağına hangi niteliklere sahip olacağına, hangi niteliklere sahip olan öğretmen, doktor, avukat olacak? Hangi niteliklere sahip olan mimar, mühendis olacak? Devletin hangi kademesine hangi usullerle gelecek? Bunları TBMM belirliyor. Yeni modelde bir kişi belirleyecek ve bir kişi atayacak. Devletin yapısı ve şeklini istediği gibi düzenleyebilecek. Sonu belirsiz bir maceranın içine Türkiye sokulmuş olacak. Ne olur, bir arkadaşım sordu. Sonu felaket olur. Irak’ta ne olduysa, Suriye’de ne olduysa, Libya’da ne olduysa Türkiye o sürecin içine girer. Beni endişelendiren de budur değerli arkadaşlarım.

MEMLEKETTE ANAYASA DEĞİŞİYOR, KİMSE KORKUDAN KONUŞAMIYOR

Bir vatandaş olarak söylüyorum, ülkesini seven, bayrağını seven, ülkesi ve bayrağı için çalışan, her siyasi partiye, her siyasi duruşa saygı gösteren, her görüşe, her düşünceye saygı gösteren, düşünce özgürlüğüne saygı gösteren, medya özgürlüğüne saygı gösteren bir kişi olarak söylüyorum. Benim gibi düşünmeyenin hakkını da ben savunuyorum. Bugün 150’nin üstünde gazeteci hapiste bunların en az 140’ı CHP lehine tek cümle dahi kurmuş değiller. Bütün gazetecilik yaşamları boyunca ama ben onların haklarını savunuyorum. Çünkü demokrasiyi savunuyorum ben. Biz bu yolda yolumuza devam etmek zorundayız, bu anlayışla yolumuza devam etmek zorundayız. Memlekette anayasa değişiyor kimse korkudan konuşamıyor. Nasıl konuşsun? Bana söyler misini iş adamı nasıl konuşsun? Nasıl konuşacak iş adamı? 50 tane denetim elemanı gönderecekler. Nasıl konuşacak? Bu demokrasi mi arkadaşlar? Oysa oturmamız, konuşmamız lazımdı bir bayram havası içinde, anayasa değişiyor oturacağız anayasayı konuşacağız, daha güzel bir anayasayı nasıl yapacağız?

DÜNYANIN EN YOKSUL 20 ÜLKESİ BAŞKANLIKLA YÖNETİLİYOR

Biz uygar dünyadan kopuyoruz.  Üçüncü dünya ülkelerinden birisi haline geliyoruz hukuk sistemi açısından ve devlet yönetimi açısından.  Size şu örneği de vereyim, dünyanın en gelişmiş 20 ülkesi kişi başına gelir 25 bin, 30 bin doların üzerinde olan gelir. Amerika dışında hepsi parlamenter sistem, Amerika’daki başkanlık sisteminin de zaten Türkiye’de getirilen sistemle hiçbir ilgisi yok. Dünyanın en yoksul 20 ülkesiyse hepsi Başkanlıkla yönetiliyor. Başkanlar çok zengin bir elleri yağda bir eli balda, halk sefalet içinde çünkü başkan asla hesap vermez, veremez, kimse de soramaz. Türkiye bu süreci aşmak zorundadır. Birlikte aşmak zorundayız. Aşarsak çok güzel şeyler Türkiye’de gerçekleştirebiliriz. Ben buna yürekten inanıyorum.

TÜRKİYE’NİN DÖRT AŞAMALI BİR STRATEJİ UYGULAMASI LAZIM

Eğitimi sisteminden söz etti bazı arkadaşlarım, CHP’nin değişen paradigma da kendisine, kendi paradigması var mıdır ya da böyle bir çalışması var mıdır? Biz şuna inanıyoruz, 1. Dört aşamalı bir stratejiyi Türkiye’nin uygulaması lazım. Birincisi şu, tam demokrasi, demokrasisi gelişmemiş hiçbir ülke tarihte görülmemiştir, asla gelişmemiştir. 2. Üreten Türkiye, ama neyi üreteceğiz? Katma değeri yüksek ürün üreten Türkiye. O zaman üçüncü soru? Katma değeri yüksek olan ürünü nasıl üreteceğiz? Üniversiteleri bilgi üreten bir Türkiye, üniversiteleri bilgi üretecek. O zaman katma değeri yüksek ürün üreteceğiz. Başka? Güçlü bir sosyal devlet 3. ayak. Kimse aç ve açıkta kalmayacak. Güçlü bir sosyal devlet. 4. Sürdürülebilirlik, bunlara sürdürebileceksiniz. Sürekli üniversiteler büyüyecek, sürekli bilim üretilecek, sürekli teknoloji gelişecek, sürekli sosyal devlet katkısı, sosyal yaşama olan katkı devletin katkısı büyüyecek ve demokrasimiz sürekli ama sürekli kendisini yenileyerek büyüyecek ve gelişecek. 4 aşamalı bir stratejiyi Türkiye Cumhuriyeti uygulamak zorunda bize göre bu bizim hedefimiz. Bu hedefi yakaladığımız zaman emin olun kimse sizi tutamaz. Müthiş bir insan gücümüz var, müthiş ama. Yaratıcı bir insanımız var. iş adamlarımız emin olun bütün engellemelere rağmen dünyanın her tarafına gidip dişe diş mücadele ederek satış yapıyorlar. Ama siyaset önlerinde engel, nefes aldırmıyor. Yeni bir anlayışa, siyaset anlayışına Türkiye’nin ihtiyacı var.  kavgadan bıkmadık mı Allah aşkına, birbirimizin boğazını sıkmaktan bıkmadık mı? Bir de hoş görüyle bir araya gelip efendi gidi otursak, konuşsak, tartışsak daha doğru değil midir? Bunları yapmıyoruz. Gerginlik yaratarak kendi tabalarımızı bir yerde tutmak istiyoruz. Bu olmaz. Bu Türkiye’nin yararına değildir. Öyle bakmak lazım.

HER ŞEYİ ÇİRKİN SİYASETE BULAŞTIRDIK

Ekonomiyle ilgili beklentiler, “Evet” ve “Hayır” da. “Evet” çıkarsa ki bana göre çıkmaz, inşallah da çıkmaz. Ekonomi beklentisini unutun, yabancı sermayeyi unutun, bir tarafa bırakın. Herkes başının çaresine bakacak. Dipsiz bir kuyuya doğru gidiyor. Yani freni patlamış bir otobüse hep beraber binmiş olacağız. Millet kendi kaderini kendisi çizecek. “Hayır” çıkarsa az önce söyledim, demokrasiye sahip çıkacağız, milli iradeye sahip çıkacağız. Demokraside dengelere ve denetime sahip çıkacağız. Dünyanın saygın bir ülkesi olacağız. Referandum sonucu Türk halkı kendi demokrasisine sahip çıktı algısı giderek güçlenecek, uygar dünyayla ilişkilerimiz giderek güçlenecek, Avrupa Birliğiyle, Amerika’yla, Rusya’yla, Ortadoğu’yla daha ciddi, daha tutarlı ilişkilerimiz gelişecek, büyüyecek. Bunların tamamını yapacağız. Yapmak zorundayız. Bu mesaj “Hayır” oyuyla halka verilmiş, iktidara, siyasal iktidara ve siyasi partilere yani siyaset kurumuna verilmiş olacaktır.

İhraç edilenler var. 100 bin kişi ihraç edildi, ne olacak devlette diye? Tamamı davaları kazanacak arkadaşlar, bakın söylüyorum tamamı davaları kazanacak. Üniversiteden hocaları attılar, inancımız var ya inanç. Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum diyor Hz. Ali, ilim Çin’de bile olsa gidin öğrenin diyor sevgili Peygamberimiz. Bilime bu kadar önem veren emin olun ben başka bir din var mı bilmiyorum. Bilime, bilgiye. Âlimin ölümü, alemin ölümü gibidir diyor sevgili peygamberimiz. Bu kadar değer veriyor âlime. Biz ne yapıyoruz? Emin olun anlamakta zorluk çekiyorum. Hocadır çocuklarımızı yetiştiriyor. Her şeyi getirdik siyasete bulaştırdık ama çirkin siyasete bulaştırdık. Doğru değil.

SANDIKLARA SAHİP ÇIKACAĞIZ, HİÇ ENDİŞE ETMEYİN

Seçim güvenliği, sandık güvenliği. 1. Sorumluluk hisseden her vatandaşımın kesin sandığa gitmesi lazım ve oy kullanması lazım, bugün hava güzel gidip arkadaşlar kahvede bekliyor, konken oynayacağız veya işte taş oynayacağız veya işte pikniğe gidiyoruz. İşte amcamın oğlu var yaylalarda gel buraya dedi, boş ver Pazar günü gel. Bu lüksümüz bu referandumda yoktur arkadaşlar. “Evet” veya “Hayır” hiç önemli değil. Vicdan terazisinde tartıyorsan, aklın terazisinde tartıyorsan oyun makbuldür arkadaşlar. Git oyunu kullan. Sandıklara sahip çıkacağız hiç endişe etmeyin. Bu bizim görevimizdir. Biz 2 yıldır sandık çevresi sorumlusu uygulamasını başlatmışız zaten ama seçimler için bu referandum sürpriz oldu. Ama yapacağız, sahip çıkacağız. Sadece ben mi sahip çıkacağım, sizler de sahip çıkın. Yoklama yapılırken bakın oraya, sahip çıkın ne olacak? Öyle 100 tane parti, 10 tane parti seçime girmiş değil yani burada bir tarafında “Evet” bir tarafında “Hayır” yazan pusula var. Çok kısa da oylanacak, sayılacak, rakamlar alınıp yayınlanacak. Siz kendi sandığınızdan göreceksiniz biz bütün ıslak imzalı tutanakları alacağız. Bu konuda talimatı verdim. Bu bizim görevimiz. Görevimizi yerine getireceğiz.

Kamuda emeklilikle ilgili yaşanan sorunlar. Emeklilik yaşını belirleme yetkisi de artık bundan sonra bir kişiye ait olacak. İstediği zaman arzu ederse emeklilik yaşını belirleyebilir. Çünkü bütün sosyal ve ekonomik konularda kararname çıkarma yetkisine sahip olacak kişi.

KAYGILARIMI KENDİSİNE AKTARDIM

İşin özeti bana ulaşan bir soru daha var. Sayın Bahçeli’ye anlatılıp da size anlatılamayan ne var diye soruldu. Ben şunu söyleyeyim değerli arkadaşlar, bir siyasetçi olarak, bu bölümü siyasetçi olarak konuşuyorum. Bir siyasetçi olarak, sorumluluğumun bilincinde olarak Sayın Bahçeli’yle görüştüm. Bütün endişelerimi kendisine aktardım, bütün kaygılarımı kendisine aktardım. Anayasanın ilk 4 maddesinin de değiştirilmek istendiğini, bu konuda iktidar partisinden anayasa komisyonu üyesinin kürsüye çıkıp meclis kürsüsünde konuştuğunu, asıl hedeflerinin o olduğunu bütün bunları kendisiyle paylaştım. Gerisini anlatamıyorum. Çünkü ikimizin arasında geçen bir görüşmeyi benim anlatmam etik olarak doğru değildir. Ben siyaset adamlarına bakın düşüncelerimi aktardığımı söyledim ama onun dışındaki bölüme izin verirseniz girmek istemem. Ama şu çok önemlidir, her birimizin, her siyasetçinin tek tek sorumluluğu vardır.

GÜN KAVGA GÜNÜ DEĞİL, GÜN DÜŞÜNME GÜNÜDÜR

Benim bu anlatımlarımdan çok rahatsız oluyorlar. Ben bunu biliyorum. Kılıçdaroğlu doğruları söylemiyor diyorlar bunu da biliyorum. Hatta bazen kaba bir dil kullanıyorlar onu da çok iyi biliyorum. Namusumuza ve haysiyetimize de söz ettiler. Ben onu da çok iyi biliyorum. Ama gün kavga günü değil arkadaşlar, gün düşünme günüdür. Gün, Türkiye Cumhuriyetinin geleceğini belirleme günüdür. Kavgadan biz bıktık artık. İstedikleri kadar kavga etsinler be kendilerine sadece şu teklifi yaptım, olabilir ben yanlış söyledim, sizin televizyonlarınıza çıkalım, yan yana gelelim sen bana göster bak Kılıçdaroğlu sen doğruyu söylemiyorsun de, bende diyeyim ki, özür dilerim. Hatta şunu da söyledim, siz yarım saat konuşun bana 15 dakika verin ben buna da razıyım. Bakalım kim doğruyu söylüyor. Gelmiyorlar. Neden? Çünkü onlarda biliyorlar ki ben doğruları anlatıyorum. Onlarda biliyorlar ki ben bu ülkeyi seviyorum. Böyle medeni bir tartışma her ülkede var arkadaşlar. Amerika’da da var, Japonya’da, Fransa’da, İngiltere’de, Hollanda’da Belçika’da, İtalya’da, İspanya’da her yerde var. 80 öncesi bizde de vardı. Genel Başkanlar çıkarlardı televizyonlara beraber oturur medeni insanlar gibi tartışırlardı, şimdi kesildi. Niye tartışmıyorlar? Oturalım bir arada, efendim kavga ederiz. Niye kavga edelim? Biz insan değil miyiz? İlla kavga mı edeceğiz? Otururuz o da düşüncesini söyler bende düşüncemi söylerim. Onun elinde de anayasa kitapçığı olur, benim elimde de anayasa kitapçığı olur. Oturur konuşuruz. Koptuk, kavgadan medet umar hale geldik.

İşin özeti, bir ülke tek adama teslim edilemez. Bunun vebali çok ama çok ağırıdır. Bakın bir daha söylüyorum bunun vebali çok ama çok ağırdır. Nereye gittiği belli olamayan bir trene, bir otobüse, bir uçağa 80 milyonu bindireceğiz. Ben genç bir bürokratken 12 Eylül darbe anayasasına İstanbul’da Fikirtepe’de bir okulda gittim “Hayır” oyumu kullandım “Hayır” oyu ve ben bugün bunu çocuklarıma onurla anlatıyorum. Aynı onuru her vatandaşımın paylaşmasını isterim. Çünkü demokrasi farklı bir şey, birlikte yaşamamızın garantisi demokrasiden geçiyor, hukukun üstünlüğünden geçiyor.

Hepinize en içten selamlar, saygılar sunuyorum değerli arkadaşlarım.