CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU "TAŞERON İŞÇİLİK ÇALIŞTAYI"NDA KONUŞTU (18 KASIM 2017)  
18.11.2017
17628
Yazı Boyutu: A- A+

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU "TAŞERON İŞÇİLİK ÇALIŞTAYI"NDA KONUŞTU (18 KASIM 2017)

- "Asgari ücret net bin 500 lira olacak dedik, ’Parayı nereden bulacaksın’ dediler. Bugün asgari ücret bin 400 lira civarında. Önümüzdeki günlerde yeniden gündeme gelecek. Buradan söylüyorum, asgari ücretin net, en az 2 bin lira olması gerekiyor"
- "Bırakın hükümeti, göreceksiniz işçi nasıl geçinir, taşeron işçisine kadro nasıl verilir, Türkiye’ye huzur nasıl gelir, insanlar barış içinde, kendi ülkelerinde bayraklarının altında nasıl onurla yaşarlar bunu göstermek istiyoruz"

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun, CHP Emek Bürolarının düzenlediği "Taşeron İşçilik Çalıştayı"nda yaptığı konuşma şöyle:


Efendim öncelikle Sayın Başkanlara, değerli milletvekili arkadaşlarıma ve siz işçi kardeşi arkadaşlarıma yürekten şükranlarımı sunuyorum bu toplantıya geldiğiniz için. Bu toplantı doğrudan beni ilgilendirmiyor, ben taşeron işçisi değilim. İyi bir aylık alıyorum Türkiye standartlarına göre, aylığı da sizler ödüyorsunuz. Eğer bunun bilincinde olursak emeğiyle geçinenlerin hak ettikleri parayı almaları için mücadele etmemiz zorunludur. Bu bilinci toplumun her kesimine bir şekliyle yansıtmamız gerekiyor.

Önce izin verirseniz dün yaşanan bir olaydan kısaca söz etmek isterim, Norveç’te yaşanan bir olay. Değerli arkadaşlarım, biz siyasetçiyiz, içerde oturur tartışırız, A Partisinin Genel Başkanıyla, B Partisinin Genel Başkanıyla, düşüncelerimizi söyleriz ve tartışırız. Sonuçta biz bir aileyiz. 80 milyonluk bir aileyiz. Ama hiçbir zaman kendi ülkemizin tarihine ve bugününe hakaret edilmesini kabul edemeyiz ve şiddetle eleştiririz. Şimdi bu yetkililerden Türkiye’ye yapılan bu hakaret nedeniyle yöneticileri tatmin edecek açıklama bekliyoruz. Bu sıradan bir özür dileriz olayıyla geçiştirilecek bir konu değildir. O açıdan bu konudaki duyarlılığımızı hem Türkiye’deki bütün yurttaşlarımıza, hem NATO’ya, hem bütün dünyaya duyurmak isteriz. Biz güçlü bir devletiz, itibarı olan bir devletiz, biz demokrasiyi savunan bir devletiz, insan haklarını savunan bir devletiz. Türkiye’ye yönelik eleştiriler olabilir, buna itirazımız yok. Ama hiç kimse Türkiye’nin yöneticilerine ve tarihine hakaret edemez. Bunu şiddetle kınıyoruz, bunu herkesin bilmesini isterim.

Değerli arkadaşlarım, taşeronla ilgili ilk çalışmayı emekli olduktan sonra, Devlet Planlama Teşkilatının kayıt dışı ekonomiyle ilgili bir özel ihtisas komisyonu vardı ve o komisyonun başkanlığını yaparak başladım. 2000’li yılların başındaydı, özel ihtisas komisyonu raporu. Taşeron işçiliği ayrıntılı bir şekilde ilk kez o belgede ele aldık, ben de emekli bir bürokrattım. Milletvekili seçildim, verdiğim ilk soru önergelerinden birisi 2003 yılında Türkiye’de kaç tane taşeron işçisi var bunu öğrenmek istedik. Çünkü sayı belli değildi. Rakam verildi. Sayın Mehmet Ali Şahin yanlış hatırlamıyorsam o dönem kamu kuruluşlarında çalışan kadrolu ve kadrosuz işçileri bildirmişti. Daha sonra bu konuyu kendi aramızda oturup uzun uzun tartıştık. Evet taşeron işçilik 21.yüzyılın bir ayıbıydı, bir köle ticaretiydi, emek ticaretiydi. Buna karşı çıkmamız gerekiyordu. Anayasamızda hükümler var, sendikalaşma var, örgütlenme var, işçinin haklarının korunması var. Bütün bunlar var ama bir de bunların tamamen dışında özel bir alan var. İşçinin emeğinin sömürüldüğü, hiçbir hakkının olmadığı bir süreç var. 2002 yılında bize verilen bizim bildiğimiz rakamlar 387 bin taşeron işçisi varken bugün bu sayı 2 milyonu aşmış durumda. Kimse rakamı bilmiyor. Az önce Sayın Başkan da söyledi, yazı yazılmış belediyelere, kaç tane taşeron işçisi var diye bize bildirin diye. Nasıl bir devlet, nasıl bir devlet anlayışı düşünün artık. Kaç kişinin çalıştığını bilmeyen ama kadro vereceğiz diye özel bir çalışmayla rakamı öğrenmeye çalışan bir devlet anlayışı. Olsun bu da bir başlangıçtır ve güzel bir başlangıçtır. Yani sonuçta kaç tane taşeron işçisi var öğrenmemiz lazım. Benim de bilmeye ihtiyacım var, sendikacı arkadaşlarımın da bilmeye ihtiyacı var, sendikasız arkadaşların da bilmeye ihtiyacı var.

Efendim bunların özellikleri. Bir; bunların iş güvenceleri yok. Belki burada biraz sonra akademisyenler ve uygulamacılar tartışacaklar, bütün bu ayrıntıları ortaya koyacaklar. Bunlar 21.yüzyılın modern emek köleleridir. İş güvenceleri yok. Başkan az önce ifade etti, Devlet Demir Yollarında çalışırken orada bir taşeron işçiler, bir de sendikalı işçiler var, sendikalı işçiler servise binip gidiyorlar ama taşeron işçilerin servisi yok. Yemekleri de yok çoğu yerde. Bunlar çalıştıkları mekanda aynı işi yapmalarına rağmen ikinci sınıf işçi olarak görülüyorlar. Bunu kabul edecek miyiz? Kabul etmeyeceğiz. Bunun da mücadelesini vermemiz lazım.

Ömür boyu asgari ücrete mahkum. Taşeron işçisinin bir diğer özelliği ömür boyu asgari ücrete mahkum. Niçin? Sendikalı olsa hakkını isteyecek. Sendikalı olmadığı için hakkını isteyemiyor, korkuyor. Sendikalı olursam beni kesinlikle işyerinden atarlar diye düşünüyor. Yapılan bir araştırmada sendikalı olursam işimden atılırım diye düşünenlerin oranı yüzde 80. Burada da bir sorunumuz var. Ama ben aramızda taşeron işçiler de var onlara şunu ifade edeyim. “Asgari ücret net bin 500 lira olacak” dedik. “Parayı nereden bulacaksın” dediler, bugün asgari ücret bin 400 lira civarında. Önümüzdeki günlerde yeniden gündeme gelecek. Buradan söylüyorum, asgari ücretin net en az 2 bin lira olması gerekiyor. En az 2 bin lira. İtiraz edenlere şunu söylüyorum, Sayın Başkan dedi ki, bunlara asgari ücret üzerinden verin maaş bakalım nasıl geçiniyorlar. Ben öyle aylık verilmesini, böyle 5 – 6 ay değil bir ay versinler bin 400 lirayı versinler, devletin müsteşarına versinler, devletin bakanına versinler, devletin Cumhurbaşkanına versinler, devletin Başbakanına versinler bin 400 lirayla bir ay geçin Allah aşkına bin 400 lirayla. Ev kirası vereceksin, dolmuş parası vereceksin, okul masrafını karşılayacaksın. Peki geriye ne kalıyor? Geriye bir şey kalmıyor. Eğer bu insan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıysa, onun da geçinmeye hakkı varsa, onun da bu ülkede rahat ve özgürce yaşamaya hakkı varsa parasını vermek lazım. Çalışmıyorsa verme, tamam anlarım ben bunu, ama çalışıyorsa hakkını teslim edeceksin.

Efendim örgütlenme hakkından mahrumlar taşeron işçileri. Az önce söyledim, yüzde 80’i korkuyor işime son verirler diye. Sayın Başkanlar da ifade ettiler taşeron işçilerin bir başka özelliği, bunların kıdem tazminatı hakları yok. Yasal olarak var ama fiilen yok. Aynı işyerinde veya işyerlerinde çalışıyorlar ama sürekli çalışıyorlar bir bakıyorsunuz sürekli firma değişiyor ve bunlar kıdem tazminatı haklarını alamıyorlar. İnsan haklarına aykırıdır değerli arkadaşlarım. Hukuku arkadan dolanıyorlar ve işçilere kıdem tazminatını vermemek için her türlü yolu deniyorlar. Bunun da önüne geçmek durumundayız.

Bir başka önemli sorun, diyelim ki bir taşeron işçisi haksızlığa uğradı. Ne yapması lazım? Dava açması lazım. Avukat parası verecek parası var mı? Davayı takip edecek zamanı var mı? Yargı pahalı, sendikasız, nasıl arayacak hakkını? Hakkını dahi arayamıyor arkadaşlar. Hakkını dahi arayamıyor bir taşeron işçisi. O açıdan bizim duyarlılığımız herkesin duyarlılığı olmak zorundadır herkesin. Emeğe saygının, insana saygının kökeninde yatan da budur. Emeğe saygılıysanız, insana saygılıysanız onun haklarını teslim etmek zorundasınız. Dava açma hakkı olmalı, o dava açma hakkını sürdürebilecek geliri olmalı. Bir birim olmalı onun hakkını savunabilecek birim olmalı ve bunların sendikalaşma hakkı olmalı. Sorun sadece bir ekonomik sorunda değil değerli arkadaşlar. Sorunun kültürel boyutu var, sosyal boyutu var, siyasal boyutu var. Bütün bunların hepsinin üzerinde durmak gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, dediler ki kadro vereceğiz. Biz bunu ısrarla gündeme getirince kadro vereceğiz. Memnunuz tabi kadro verirlerse son derece mutlu olacağız. Ama bir konuya taşeron işçisi arkadaşlarımın ve sendika başkanlarının dikkatini çekmek isterim, bir konuya. Kadro vereceğiz diyorlar bugün çok sayıda kamu kuruluşlarından yazılar gidiyor taşeron sözleşmelerini 3 yıl yapacaksınız diye. Şimdi merak ediyorum, kadroyu vereceksiniz, yılbaşına kadar kadro verecekseniz bu yazıları niye yazıyorsunuz? 3 yıllık taşeron sözleşmesi yapın diye bu yazıları niye yazıyorsunuz? Sanıyorlar ki, bizi kandıracaklar. Bizi asla kandıramazlar, taşeron işçisi kadro alıncaya kadar bunun mücadelesini yapacağız.

İş kazalarından söz edildi. Sağ olsun Sayın Başkan arada bir benim yaptığım eleştirilerden de söz etti. Ben sizden birisiyim arkadaşlar, ben sizin ailenizdenim. Dolayısıyla kardeşler arasında eleştiriler olabilir, başka bir partinin sizi eleştirmesine izin vermem, asla izin vermem. Ama benim eleştirilerimi sabırla dinleyeceksiniz. Ben sizin ailenizdenim, sizden birisiyim. Dolayısıyla sizden birisiysem oturup kardeşçe arada bir tartışacağız. Bunlar hiç önemli değil. Ama önemli olan şu; birlikte mücadele edersek herkes hakkını alır. Herkes adalet içinde bu ülkede görevini yerine getirir.

İş kazalarından söz edildi değerli arkadaşlarım. Avrupa’da birinciyiz iş kazalarında. Dünyada da üçüncüyüz. Son 15 yılda 18 bin 418 kişi iş kazalarında hayatını kaybetti. Çoğunluğu sendikasız ya da taşeron işçisi. Nasıl oluyor bu ve hangi gerekçeyle oluyor? Bunların üzerine gitmemiz gerekiyor.

Bu arada Sayın Başkan güzel bir öneri yaptı, bir de örgütlenme üzerine toplanmamız lazım diye. Burada Hak-İş’in değerli Genel Sekreteri konuşurken ben Veli Ağbaba’ya bir not yazıp verdim. Dedim ki, bundan sonraki toplantı örgütlenme üzerine olmalı, 12 Eylül darbe hukukunun sendikalar üzerine getirdiği örgütlenme yasaklarını kaldırmalıyız ve bunun mücadelesini yapmalıyız diye notu vermiştim ona. Evet 12 Eylül darbe hukukunun sendikalaşma açısından getirdiği bütün yasakları kaldırmalıyız. Şimdi anayasayı okuyorum, çalışma hakkı ve ödevi. Çalışma herkesin hakkı ve ödevidir diyor. Yani benim hakkımdır, lütuf değil. Sosyal devlet benim çalışabileceğim ortamı yaratmak zorundadır. Adı budur zaten yaratmak zorundadır. Bana iş bulmak zorundadır sosyal devlet. Efendim iş bul. Sen devletsin bana iş bulmak zorundadır. Anayasa bunu öngörür. Yine anayasa diyor sendika kurma hakkı. Şöyle diyor, önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma hakkına sahiptir diyor işçiler. Önceden izine bile gerek yok. Ama bugün bakıyorsunuz 3 işçi, 5 işçi bir fabrikada yan yana geliyorlar, burada sendika kuralım diyorlar, ilk yaptıkları iş o işçileri kapının önüne koymak. Bu doğru değil. Eğer bir yerde anayasal güvenceyle sendika kurma hakkı varsa işçinin bir başka organ onun sendika kurmasını engellememeli. Engelleyen düzenlemeler var, darbe hukukunun getirdiği düzenlemelerdir ve bu düzenlemelerin kaldırılması lazım.

Biz, bize bağlı belediyelerde işçilerin, taşeron işçilerin özellikle sendika kurmalarına hiçbir engel çıkarmadık ve arzu eden taşeron işçileri şuanda zaten çoğu sendikalı olarak görev yapıyorlar.  

Değerli arkadaşlarım, az önce asgari ücretten söz ettim ve en az 2 bin lira olması gerektiğini söyledim. Buna da itiraz edecekler ama 2 bin, net 2 bin lira. Eline 2 bin lira geçecek bugünün şartlarında. Bu parayı nereden bulacağız diye gene bir gürültü kopacak ben biliyorum. Efendim memleketimi batıracaksınız, işçiye 2 bin lira verilir mi diyecekler ben bunu da gayet iyi biliyorum. Ama şu rakamı bütün işçi kardeşlerimin çok iyi bilmesini isterim. Son 15 yılda yurtdışındaki bir avuç faiz lobisine, sayısı 10’u geçmez, bir avuç faiz lobisine Türkiye Cumhuriyetinin ödediği faiz 145 milyar dolar. 145 milyar dolar altını çiziyorum, bir avuç faiz lobisi yurtdışında, çoğu da Londra’dalar bunların, 145 milyar dolar. Bunlara para buluyorsun, bu faizi veriyorsun. Oturuyorlar ellerinde viski kadehi gayet güzel ayak ayaküstüne atıyorlar, paraları getiriyorlar yüksek faizi alıyorlar keyiflerine bakıyorlar. Siz? Çalışma şartlarınız çok ağır, alın teri döküyorsunuz, normalde 8 saat çalışırken taşeron işçisi 10 saat çalışıyor. Korkudan fazla çalıştım da diyemiyor. Fazla çalışma ücreti alamıyor. Size gelince memleketimi batıracaksınız? Ya sen şu 145 milyar doları öderken zaten memleketi batırıyorsun. O parayı kes taşeron işçisine hak ettiği parayı ve kadroyu ver kardeşim. Hiç burada bir tartışmam yok.

İki; bu söylediğim 145 milyar dolar yurtdışı faiz lobisine ödedikleri para. Bir de yurtiçinde ödedikleri para var. Ne kadar? 15 yılda 620 milyar lira. Eski parayla 620 katrilyon lira. Şimdi ben merak ediyorum, 3 konfederasyonun yetkilileri burada, Sayın Başkanlar burada. Allah aşkına sizler ve sizin işçileriniz veya sendikalı olmayan işçilerin bir faiz geliri var mı? Yok. Esnafın faiz geliri var mı? Yok. Memurun faiz geliri var mı? Yok. Kimin bu faiz gelirleri, kimin? 620 milyar lira ödüyorsunuz, 620 milyar lira! 620 milyar lirayı ödüyorsunuz, sonra çıkıp diyorsunuz ki, efendim biz faizlerden şikayetçiyiz. Sanki bu faizleri ödeyen Fransız hükümeti, başka bir hükümet. Ya siz ödüyorsunuz kardeşim, siz ödüyorsunuz! Bu kadar büyük faizi ödüyorsunuz ödediğiniz faizden şikayet ediyorsunuz. Bırakın hükümeti o zaman kardeşim. Bırakın hükümeti göreceksiniz işçi nasıl geçinir, taşeron işçisine kadro nasıl verilir, Türkiye’ye huzur nasıl gelir ve insanlar barış içinde kendi ülkelerinde bayraklarının altında nasıl onurla yaşarlar bunu göstermek istiyoruz.

Efendim faizden şikayet etmek, Merkez Bankasından şikayet etmek. Merkez Bankası başka bir ülkenin Merkez Bankası mı? Merkez Bankasına atamayı siz yapmadınız mı? Faizden şikayet ediyorsun, hocaları alıyorsun bir kanun hükmünde kararnameyle kapının önüne koyuyorsun, bir kanun hükmünde kararnameyle fabrikaları kapatıyorsun. Bir kanun hükmünde kararnameyle gerekirse sendikaları kapatabilir yarın sabah. Peki sen bir kanun hükmünde kararnameyle de faizi sıfırla kardeşim. Ne var elinden tutan mı var? Mademki diyorsun ki bu faiz çok yüksektir bir kanun hükmünde kararname çıkar de faiz yüzde1’i geçmeyecektir. Yapabilir mi? Şikayet etmeyeceksin o zaman, yapamıyorsan şikayet etmeyeceksin. Şikayet ediyorsan o şikayeti çözecek makamdasın oturursun onu çözersin.

İşin özeti şu değerli kardeşlerim. Bu ülkede hepimiz huzur içinde yaşamak istiyoruz. Hepimizin çoluk çocuğu var, hepimiz çoluk çocuğumuza karşı sorumluyuz. Onlara güzel bir Türkiye’yi bırakmak zorundayız. Demokrasisi gelişmiş bir Türkiye, herkesin çalıştığı bir Türkiye, herkesin evini geçindirebileceği bir gelire sahip olan bir Türkiye. Bunun için çalışıyoruz, bunun için mücadele ediyoruz. Dolayısıyla kavgalardan çok sorunları nasıl çözebiliriz? Bunun için bir araya gelmeliyiz. Bu toplantının amaçlarından birisi de budur. Kanayan bir yaradır, onlarca yıldır kanayan bir yaradır, taşeron işçisi 21.yüzyılın kölesi değil, taşeron işçisi Türkiye Cumhuriyeti devletinin onurlu bir bireyi olmak zorundadır. İkinci sınıf vatandaş değil, birinci sınıf vatandaşı olmak zorundadır. Taşeron işçisi oturup para kazanan birisi değil, çalışan, üreten, emek harcayan, alın teri döken bir işçidir. Dolayısıyla onun haklarını teslim etmek de 80 milyonun ortak görevi olmak zorundadır.

Bu amaç ve bu dileklerle hepinizi şükranla selamlıyorum, sağ olun, var olun diyorum.