CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN "ADANA TARIMINA SAHİP ÇIKIYOR" TOPLANTISINDA YAPTIĞI KONUŞMA (3 HAZİRAN 2016)  
03.06.2016
36043
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU:
-DIŞ POLİTİKADA EN BÜYÜK ZARARI ÇİFTÇİLER GÖRÜYOR

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "İzlediğiniz dış politika yanlışsa Türkiye çemberin içinde demektir. ’Dış politika bizim neyimize gerek, bizi etkilemez’ diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama geldi önünüzde durdu, üretici ürününü satamıyor." dedi.
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Adana Tarımına Sahip Çıkıyor” toplantısında yaptığı konuşma şöyle:
Değerli arkadaşlarım, Aşık Veysel, “Benim sadık yârim kara topraktır” der, kara toprakla uğraşan, alın teri döken sevgili çiftçi kardeşlerim, hepinize en içten selamlarımı, saygılarımı sunuyorum.
TARIM BÜTÜN DÜNYADA EN STRATEJİK SEKTÖRDÜR
Şimdi siyasetin şöyle bir uygulaması var bugüne kadar. Siyasetçi gelir, konuşur, “Allah’a ısmarladık” der, gider. Sizler de dinlersiniz. Seçim yok, herhangi bir şey de yok. Ama biz sanki yarın seçim varmış gibi çalışıyoruz. Çay üreticisinin sorunu için Rize’ye gittik, bütün çay bileşenlerini topladık. “Gelin arkadaş sizin derdiniz nedir?” Ordu’ya gittik fındık üreten ve fındık ihraç eden, fındıkla hayatını, geçimini sağlayan bütün bileşenleri davet ettik tüccarı dahil, “Buyurun gelin kardeşim sizin derdiniz nedir?” Tarım başkenti burası öyle diyoruz, Çukurova dünyanın en önemli 3 ovasından birisi, Türkiye’de. Burada da tarım dertli, üretici alın terinin karşılığını alamıyor. Dedik “Tamam geliyoruz ve sizi dinleyeceğiz.” Yaklaşık 20’ye yakın arkadaşımı büyük bir dikkatle dinledim.
Değerli arkadaşlarım, birileri birilerini ayağına çağırır orada nutuk atar ve gönderir. Ama birileri de üreticinin ayağına gider üreticinin derdini dinler. Bizim kültürümüz budur. Yani alın terine önem vereceğiz. Siyasi görüşünüz ne olursa olsun. Ben isterim ki, bu ülkede herkesin karnı doysun. Görüşünüz ne olursa olsun, kimliğiniz ne olursa olsun, inancınız ne olursa olsun, ben isterim ki bu ülkede hepimiz yolda karşılaştığımızda birbirimize selam verelim, “Nasılsın, keyfin nasıl, bir derdin var mı, derdine çözüm üretebilir miyim?” diyelim. Bunu söyleyebilelim. Yani, bu ülkede hepimiz huzur ve barış içinde yaşamak isteriz. Bunun için de herkesin kazanması lazım, hiç kimsenin kaybetmemesi lazım. Özellikle de çiftçinin. Neden özellikle çiftçi ve neden Mustafa Kemal Atatürk “Köylü milletin efendisidir” diyor.
Nedeni şu değerli arkadaşlarım, tarım bütün dünyada en stratejik sektördür. Toprağı olmayanın vatanı olmaz. Toprağı olmayanın karnı doymaz. Toprağı olmayan babasını, dedesini, atasını defnedemez. Dolayısıyla toprak bu kadar önemlidir. Onun için Aşık Veysel ”Benim sadık yârim kara topraktır” diyor. Kazıyoruz, biçiyoruz, ekiyoruz, dövüyoruz ama bizi besliyor toprak.
SİZİN HAKKINIZI SONUNA KADAR SAVUNACAĞIZ
Şimdi çiftçi uzun yıllardır hep aynı dertleri dile getirir. “Geçinemiyorum, mahvoldum, perişan oldum…” Bir çiftçilikle uğraşan makine mühendisi arkadaşım bunun kısa bir özetini de yaptı. Evet, doğrudur çiftçinin dünya kadar derdi var, geçinemiyor. Son 12 yılda iki Trakya büyüklüğünde alan çiftçi tarafından ekilmiyor. Niye ekilmiyor? Diyor ki, “Geçinemiyorum, ekiyorum zarar ediyorum niye ekeyim?” Eken de mutsuz. Dolayısıyla eğer eken mutsuzsa, eken adam zarar ediyorsa, gübrenin fiyatını karşılamıyorsa, sıkıntıları varsa o zaman başka bir derdimiz var demektir.
Şimdi ben size şu soruyu sormak isterim. Çiftçi derdini anlattı, bir arkadaşımız da dedi ki, “Ya Genel Başkan sanki Başbakanmış gibi derdimizi çözün diyorsunuz...” Anlatacaksınız, ben sizin sorununuzu parlamentoda dile getirmek zorundayım. Yoksa benim siyasette ne işim var? Ben sizin hakkınızı savunmazsam burada ne işim var? Ben sizin hakkınızı savunmazsam arkadaşlarımın burada ne işi var? Sizin hakkınızı sonuna kadar savunacağız, bundan hiç kimsenin endişesi olmasın.

SİZİN SORUNUNUZU ÇÖZMEYEN SİYASET KURUMUNU DEĞİŞTİRİN
Bakın, değim gibi seçim yok ama biz geziyoruz. Çünkü biz biliyoruz ki, üretici çok dertli. Şimdi kendinize şu soruyu sorun. Sizin sorununuzu kim çözecek? Dışarıdaki lokantanın sahibi Mehmet Efendi mi çözecek, simitçi Ökkeş mi çözecek, ayakkabı tamircisi mi çözecek, Sanayi Odası Başkanı mı çözecek, Ticaret Odası Başkanı mı çözecek, Ziraat Odası Başkanı mı çözecek? Hayır. Bunlar sorunlarını anlatırlar. Sorunun çözümü siyasette yatıyor. Eğer siyaset sorunu çözemiyorsa, o zaman o siyasi otoriteyi değiştireceksiniz. Bunu yaptığınız takdirde amaca ulaşırsınız.
Sorunu kim çözecek? Sorunu siyaset kurumu çözecek arkadaşlar. Kanunlardan kaynaklanmıyor mu, uygulamalardan kaynaklanmıyor mu sizin sorununuz? Ne diyorsunuz? Diyorsunuz ki, “Destekleme fiyatları önceden açıklansın. Hangi ürüne ne kadar prim verileceği Ocak ayında, Mart ayında, en geç Şubat ayında veya Nisan ayında açıklansın” Neden? “Çiftçi ne ektiğini bilsin” diyorsunuz. Kim karar veriyor buna? Bunun kararını siyaset kurumu veriyor. Eğer siyaset kurumu sorunu çözmez, kendisi sorun üretirse demokrasilerde sizin göreviniz o siyaset kurumunu değiştirmektir. Sen söz verdin mi? Verdin. İktidara getirdim mi seni? İktidara getirdim. Gereğini yaptın mı? Yapmadım. O zaman siz gereğini yapacaksınız ve değiştireceksiniz. Değiştirmiyorsanız hiç şikayet etmeyeceksiniz.
KOSKOCA TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARIMDAN PARA KAZANMIYOR
Size bir örnek vereyim. Hollanda, Konya’dan küçük bir devlet, Hollanda’nın rakamlarını veriyorum size değerli arkadaşlarım. 67 milyar Euro tarım ürünü ithal ediyor. 102 milyar Avro ihracatı var, 35 milyar Avro net tarımdan para kazanıyor, 35 milyar Avro. Konya’dan küçük bir devlet bir yılda en az 35 milyar Avro tarımdan para kazanıyor. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti ne yapıyor? Koskoca Türkiye Cumhuriyeti tarımdan para kazanmıyor arkadaşlar.
Şimdi siz bu soruyu kendi vicdanınıza sorup, bunun cevabını sorgulamazsanız görevinizi yapmamış olursunuz. Siz çiftçisiniz. Hollanda’dan ne eksiğimiz var? Adam eksiğimiz var mı? Yok. Hepimiz çalışıyoruz. Güneş eksiğimiz var mı? Yok. Daha fazla güneşimiz var. Suyumuz? O da var. İnsan? O da var. Gübre var, elektrik var, her şey var. Nasıl oluyor da o ülke dünyanın parasını kazanıyor? Nasıl olur da ondan çok daha büyük bir ülkenin tarımda doğru dürüst bir ihracatı bile olmaz? Eğer bu soruyu sağlıklı sorgularsak, bütün çiftçi kardeşlerim vicdanında sorgularsa bu sorunun cevabını hep beraber buluruz arkadaşlar. Soruyu sorarsak, cevabını ararsak bunun cevabını buluruz. Yeter ki, biz bu soruyu kendimize soralım. Bu soruyu sormadığımız içindir ki, hep kaybediyoruz.
İktidarın hedefi şu; gayet açık söyleyeyim: “Binersin çiftçinin sırtına, binersin emeklinin sırtına, binersin işsizin sırtına, istediğin kadar sopayla vurursun, istediğin yere götürürsün nasıl olsa sandık gelince bana oyunu verir” diyor. Evet, üzülerek söylüyorum ama böyle bakıyorlar. Çiftçiyi çiftçi yerine koymuyor, emekliyi emekli yerine koymuyor, işsize “Sana iş bulacağım” demiyor. “Nasıl olsa bunların hepsi gelir sonunda oylarını bana verirler” diyor. “Ben de bunların alın terini sömürürüm” diyor.
ÜRETİCİ ÜRÜNÜNÜ SATAMIYOR
Değerli arkadaşlar, bizim dünya çapında tütünümüz vardı ne oldu bu tütüne? Sigaralarımız vardı, ne oldu bu sigaralara? Yabancı tekellerin eline geçti. Şeker pancarı da geçecek göreceksiniz. O da böyle olacak. Pancar üreticilerine gidin bir sorun bakayım onların dertleri nedir? Hepimiz silkinmek ve kendimize gelmek zorundayız. Silkineceğiz. Hepimiz sormak zorundayız “Nereye gidiyor bu ülke?” diye. Rusya’yla ilişkiler bozuldu, Suriye’yle ilişkiler bozuldu. Dış politika bir ülkenin çembere alınması anlamına gelebilir arkadaşlar. İzlediğiniz dış politika yanlışsa Türkiye çemberin içinde demektir. Dostu kalmayan bir ülke olur mu arkadaşlar? Hangi ülke bizim dostumuz?
Bakın değerli arkadaşlar, sevgili arkadaşlarım, dış politikadan en büyük zararı çekenler ilk etapta çiftçiler. “Dış politika bizim neyimize gerek, bizi etkilemez” diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama geldi önünüzde durdu. Üretici ürününü satamıyor. Bitti. Dış politika bu kadar önemlidir. Sonra turizmcileri vurdu. Gidin Antalya’ya, gidin İzmir’e, Kuşadası’na, Aydın’a gidin, oteller boş. 500 bin genç çocuk işsiz kalacak. Çünkü turist yok. Bunun faturasını kim ödüyor? Siyasetçi mi ödüyor? Hayır. Bunun faturasını siz ödüyorsunuz arkadaşlar. Eğer bu fatura biraz daha böyle devam ederse, iki dönem daha devam ederse siz bu toprakları da ekemeyeceksiniz. Ektiğinizde kime satacaksınız?
Arkadaşlarım Ofis’ten bahsettiler. Karadeniz’de Fiskobirlik’ten bahsediyorlar, Çaykur’dan bahsediyorlar, Çikobirlik’ten bahsediyorlar, Antbirlik’ten bahsediyorlar, Tariş’ten bahsediyorlar. Bunları kim kurdu? Tamamını CHP kurdu. Niye kurdu? “Çiftçinin dostudur” diye kurdu. 1930’larda kurulmuş bunların çoğu arkadaşlar. Çiftçiyi desteklemek için dünyanın bütün ülkelerinde, hangi ülkeyi alırsanız alın çiftçi desteklenir. Ama adam gibi desteklenir. Ve biz çiftçiye destek değil çiftçiye köstek olan bir politika uyguluyoruz.
Değerli arkadaşlarım, mazottan söz ettiniz ‘pahalıdır’ diye. Doğru, dünyanın en pahalı mazotunu Türk çiftçisi kullanıyor, siz kullanıyorsunuz. Size söyledik “Mazotta ÖTV’yi, KDV’yi kaldıracağız...” Niye oy vermediniz? Oy vereceksiniz. Şu soru aklınıza geliyor ya “Oy vereceğiz de acaba yapabilirler mi?” 14 yıldır yapmadılar, 14 yıldır beceremediler, memleketi bu hale getirdiler. Ben sizden 4 yıl yetki istiyorum. Devlet nasıl yönetilir bunu bilirim arkadaşlar. 27,5 yıl devlette çalıştım. En önemli kurumlarında, Maliye Bakanlığı’nda. Kanun nasıl yapılır, devlet nasıl yönetilir bunların hepsini biliyoruz. Yetiştik böylece. Bir sürü Başbakanla çalıştım. Bir şeyin sözünü veriyorsak size şundan emin olmanızı isterim, son kuruşuna kadar hesap ederiz, otururuz uzun uzun tartışırız ondan sonra milletin önüne çıkarız deriz ki, “Evet bunun fiyatı bu olacaktır.” Biz diğer partiler gibi değiliz arkadaşlar. Böyle otur kafadan at, yok bizde öyle bir şey. Oturur araştırırız, soruştururuz, her kuruşun hesabını yaparız ondan sonra millete çıkar hesabını veririz.

ÜRETENE DEĞİL, EĞLENENE TEŞVİK VERİLİYOR

Çiftçiden mazot. Efendim diyorlar ki “Biz çiftçiye mazot desteği de veriyoruz.” Doğru. Ne kadar veriyorlar? 600 milyon lira mazot desteği veriyorlar. Eski parayla 600 trilyon. Peki çiftçinin kullandığı mazottan kaç lira vergi alıyorlar biliyor musunuz? 8 milyar 400 milyon lira. Yani eski parayla 8 katrilyon 400 trilyon lira vergi alıyorlar 600 trilyonu size ödüyorlar geri. Diyorlar ki, bunun adına da “Mazot desteği veriyoruz.” Neresi bunun mazot desteği oluyor arkadaşlar? 4 – 5 kat daha fazla vergi ödüyorsunuz siz mazota. Yata gelince KDV’siz, ÖTV’siz mazot, pırlantaya gelince KDV’siz, ÖTV’siz pırlanta, çiftçinin traktörüne gelince hem KDV var, hem ÖTV var. Neden? Efendim biz dışarıdan ithal ediyoruz. Peki kardeşim yat için de dışarıdan ithal etmiyor musun sen? Onu da dışarıdan ithal ediyorsun. Yata binip adam tarlaya mı gidiyor? Hayır. Traktöre biniyor, tarlaya gidiyor üretecek. Sabahın köründe gidiyor üstelik. Üretene değil, eğlenene teşvik veriyorsun. Bırak adam üretsin, düğününü sonbaharda güzelce yapsın. Ne eksiği var çiftçinin? Sizden bütün bunları sorgulamanızı istiyorum, bütün çiftçi kardeşlerimden sorgulamanızı istiyorum. Oturup sorgulayacaksınız. Bütün yükü benim sırtıma yüklemeye de hakkınız yok. Bütün yükü Kılıçdaroğlu’na yıkalım e o söylesin bunu.
ÇİFTÇİNİN HAKKINI BİZİM DIŞIMIZDA SAVUNAN YOK
Bakın bir Tarım Kanunu var. Tarım Kanununun 21. maddesi, bütün çiftçi kardeşlerim açsınlar okusunlar. Diyor ki, “Devlet her yıl milli gelirin en az %1’i oranında çiftçiye destek verir.” En az %1’i oranında. Yani çiftçiye vermesi gereken destek 1 yılda 24 milyar lira. Eski parayla 24 katrilyon lira çiftçiye destek vermesi lazım, kanun emrediyor. Peki, bunlar kaç lira veriyorlar? 11 milyar lira. %50’den bile az. Peki, bir Ziraat Odası Başkanı dava açtı mı? “Benim hakkımı niye vermiyorsunuz, çiftçinin hakkını niye vermiyorsunuz?” diye dava açtı mı? Hayır. Ziraat Odaları Birliğinin Genel Kurulunda da söyledim ya niye dava açmıyorsunuz? Siz çiftçinin hakkını savunmayacaksanız Allah aşkına o koltuklarda niye oturuyorsunuz? Çiftçinin hakkını emin olun bizim dışımızda savunan yok. Sizin hakkınızı sonuna kadar savunacağız. Çünkü siz üretiyorsunuz, alın teri döküyorsunuz. Sizin harcadığınız çaba bütün milletin takdirini almak zorundadır. Eğer besleniyorsak bu ülkede, sizin sayenizde besleniyoruz. Eğer evimizde akşam sofrayı kuruyorsak, sizin sayenizde kuruyoruz. Sizin bu kadar önemli bir göreviniz var ve siyaset kurumunun size her zamankinden daha fazla önem vermesi gerekiyor.
TARIM BAKANI, FRANSIZ TARIMINA KATKILARINDAN DOLAYI MADALYA ALDI
Değerli arkadaşlarım, geleyim başka bir konuya. Devlet nedir, hükümet nedir hiç bu soruyu kendinize sordunuz mu? Devlet nedir, hükümet nedir? Devlet dediğimiz liyakat esasına göre yönetilir. Yani işi ehline vereceksin, yani işi en iyi bilen insana teslim edeceksin. Devlet budur. Örnek vereyim size. Devlette şef olmanız için, en düşük mertebedir, şef olmanız için 4 yıllık üniversite mezunu olmanız lazım. Ve hemen şef olamıyorsunuz, belli süre çalışmanız, sonra sınava girmeniz lazım. Kazanırsanız şef olursunuz. Peki bakan olmak için, milletvekili olmak için? Sadece ilkokul diplomanızın olması yeterlidir. İlkokul diploması varsa Başbakan da olabilirsiniz hiçbir engel yok. Bu örneği şunun için veriyorum. Devlet liyakatle yönetilir ama hükümetler devletin liyakat esasını bozmazlar, bozmamalılar. Eğer bir ülkede tarım politikası yoksa, tarım planlanmamışsa, ‘önümüzdeki 20 yıl içinde, 30 yıl içinde biz ne yapacağız bu ülkeye’ diye düşünmemiş, plan yapmamışsanız siz devleti yönetemezsiniz. Az önce yukarıda konuştuk, tarım bileşenleri söylediler, “Kapalı sulama istiyoruz, var olan sulamalardan %75 su kaybı var su tarlaya gelinceye kadar.” diyorlar. Su arkadaşlar bir nimettir niye boşuna aksın, niye çiftçi bundan faydalanmasın? Neden doğru dürüst çiftçi alın terinin karşılığını tarlasını sulayarak almasın? Eğer siz planlama yapmamışsanız çiftçi kazanamaz. Planlama yapmamışsanız yani çiftçi bir sene sonranın hesabını yapmıyorsa, ‘ne olacak, bir sene sonra ne ekeceğim’ diye düşünüyorsa o ülkede devlet de yoktur, planlama da yoktur arkadaşlar. Açık söylüyorum devlet de yoktur, planlama da yoktur.
Ben merak ediyorum mesela Tarım Bakanlığı kapansa emin olun hiçbirinizin haberi bile olmaz. Çünkü ne iş yapıyor ki Tarım Bakanlığı? Tarım Bakanı nereden madalya aldı? Fransa’dan. Şövalye madalyası aldı. Fransız tarımına yaptığı katkılardan ötürü Türkiye Cumhuriyeti’nin Tarım Bakanı Fransa’dan madalya aldı. Fransız tarımına yaptığı katkıdan ötürü, bizim tarıma yaptığından değil. Bizimkinin zaten ne yaptığını hepiniz biliyorsunuz. Başka bir şey söylemeye gerek yok.

TÜRKİYE’NİN NİTELİKLİ BİR YÖNETİME İHTİYACI VAR
Değerli arkadaşlarım işin özeti; Türkiye iyi yönetilmiyor. Türkiye’nin iyi yönetime ihtiyacı var. Nitelikli bir yönetime ihtiyacı var. Dış politikayı bir düşünün, Rusya’yı, Suriye’yi, Irak’ı, İran’ı, Mısır’ı, Filistin’i bir düşünün. Bu ülkelerle ilişkiyi kim düzeltir? Allah aşkına kendinize bir sorun bu ülkelerle ilişkiyi kim düzeltir? Açık ve net cevap veriyorum. Büyük bir özgüvenle cevap veriyorum. Cumhuriyet Halk Partisi dışında hiçbir parti bu ülkelerle ilişkileri düzeltemez. “İhracat yapacağız” diyorsunuz. Nereye? Rusya’ya. Nereye? Mısır’a. Nereye? Irak’a, İran’a, Filistin’e, Libya’ya. Biz düzeltiriz arkadaşlar. Bütün ülkelerle ilişkileri düzeltiriz. Niye düzeltiriz? Çünkü bizim geleneğimizde “Yurtta sulh, cihanda sulh” var arkadaşlar. Bizim geleneğimiz budur, adetimiz budur. Kavga istemeyiz, her komşuyla barışık yaşamak isteriz. Hatay burnunuzun dibinde, 3 – 4 sene önce Hatay’a gittiğimde otellerde yer yoktu, lokantalarda yer yoktu. Hafta sonu doluydu, Suriyeliler gelirdi otellerde kalırdı, lokantalar dolu, hediyeler alır giderlerdi Suriye’ye. Bir sabah kalktık Suriye olmuş bir numaralı düşmanımız. Niçin? “Efendim Suriye’de demokrasi yokmuş.” Senin ülkende demokrasi var mı? Sen önce bir kendi ülkene getir de, dön ondan sonra oraya bak.
Irak’a gittim. Irak Başbakanı şunu söyledi bize, “Önümüzdeki 10 yıl içinde 100 milyar dolarlık yatırım yapacağız ve bu yatırımı Türkiye’den gelecek yatırımcılar yapacak” dedi. “Biz size bütün yolları açıyoruz, otobanları açıyoruz gelin diye siz otobanlardan değil, pencereden girmeye çalışıyorsunuz. Bizim iç işlerimize karışıyorsunuz.” Doğru biz diğer ülkelerin içişlerine niye karışıyoruz? Bir ülke bizim içişimize karıştığı zaman hoşumuza gidiyor mu? Irak’ı da bıraktık, Suriye’yi de bıraktık, ta gittik Mısır’la kavga ettik. Ne işimiz var Mısır’la kavga ediyoruz? Bakın, Ro-Ro seferlerini iptal ettiler şimdi mallarımızı gönderemiyoruz. Daha pahalı gönderiyoruz arkadaşlar. Yazık günah değil mi? Faturayı siz ödüyorsunuz arkadaşlar. O nedenle hep beraber oturup bunların hesabını yeniden yapmak zorundayız.
Elektrik fiyatlarından söz ettiniz, gübreden söz ettiniz, ilaçtan söz ettiniz, akaryakıttan söz ettiniz. Hepsinde haklısınız. Efendim gübrede KDV’yi %1’e indirdik. E ne oldu zam geldi gene üretici açısından fark etmedi ki zaten. Hatta daha pahalı oldu üretici açısından. Aradakiler kazandılar üretici kazanamadı. Yapacağımız tek şey var. Oturup düşüneceğiz ve kararımızı ondan sonra vereceğiz. Sağlıklı işleyen demokraside kural şöyle çalışır; siyasi partiler çıkarlar vaatlerini yaparlar, vaadini yerine getirmezse vatandaş der ki, “Ya seni denedik, oy istedin verdik, kusura bakma sen gereğini yapmadın ben sana oy vermiyorum.” Bunu dememiz lazım. Böyle olursa demokrasi güçlenmiş olur, böyle olursa siyasi partiler öyle kolay kolay vaatte bulunamazlar. Yapmayacakları vaatlerde de bulunmazlar. Der ki, “Yapacağım vaatte bulunayım çünkü bir dahaki seçimde söz verdim yerine getirmezsem vatandaş beni değiştirecek.” Demokrasinin bu kuralını çalıştırmamız lazım. Bu kuralı çalıştırmıyoruz. Eğer bu kuralı çalıştırırsak başarılı oluruz.
İNANÇ SİYASETE KONU OLMAZ
Bir şey daha söyleyeyim. Bizi zaman zaman eleştiriyorlar. Eleştirirler. Her vatandaş Cumhuriyet Halk Partisini eleştirebilir. Eleştirme hakkı da vardır, özgürlüğü de vardır. Ama haksız eleştiriye tahammül edemiyoruz, doğru değil. Haksız eleştiri doğru değil. Biz hiçbir zaman inancı siyasete alet etmedik. Bir adam gelip size, bir politikacı gelip size inancı siyasete alet ediyorsa bilin ki, en büyük sahtekar o adamdır. Bakın bunu çok rahat söylüyorum. İnanç insanın manevi dünyasının bir zenginliğidir arkadaşlar. İnanç siyasete konu olmaz. Çünkü inanç tartışılmaz arkadaşlar. Siyasette her şeyi tartışırız. Mazotun fiyatı şöyle olsun, böyle olsun, gübrenin fiyatı böyle olsun, şöyle olsun, çiftçiye şu kadar destek veririm vermem, sanayiciye şu kadar destek veririm vermem. Bunlar siyasetin konusudur. Ama inanç siyasetin konusu değildir. Allah’la kulun arasına kimse girmez. Müslümanlıkta böyle bir şey de yoktur. Kim az Müslüman, kim fazla Müslüman, kimin elinde böyle bir terazi var, kime böyle bir yetki verildi? Birisi geliyor caminin avlusunda miting yapıyor. Caminin avlusunda miting yapıyorsa sırtınızı dönüp gideceksiniz ve bir daha o adamı camiye sokmayacaksınız. Bu kadar açık, bu kadar net.
Bize caminin avlusunda siyasi soru sorulur biz orada cevap bile vermeyiz. “Burası kutsal bir mekandır, burada siyaset yapılmaz” deriz, saygı duyarız inanca. Herkesin inancına saygı duyarız. Benim bir başka vatandaşımın inancını sorgulama hakkı yok ki. Böyle bir yetkim yok ki benim. Sizin kimliğinizi benim sorgulama hakkım var mı? İnancınızı sorgulama hakkım var mı? Yaşam tarzınızı sorgulama hakkım var mı? Bizde böyle bir hak yok. Benim sorumluluğum şu; sizin bir derdiniz varsa ben o derdi dinlemek ve ona çözüm üretmek zorundayım ve size bu çözümü anlatmak zorundayım. Ve ondan sonra da sizden oy istemek zorundayım.
SİZİN SİYASETE DERS VERME ZAMANINIZ GELDİ
“Ofis çiftçinin kara gün dostudur.” yazardı eskiden, şimdi yazmıyor. “Ofis çiftçinin dostudur” diyor, “Kara gün”ü kaldırdılar. Çünkü çiftçinin hiç kara günü yok artık. Belki ileride “Ofis çiftçinin düşmanıdır” diye yazabilirler de endişe etmeyin. O noktaya da ağır ağır gelebilir. Sizin ürününüzü ofis almayacaksa kim alacak Allah aşkına? Sizin alın terinizi birilerine peşkeş kim çekiyor? Bunun hesabını yapmak zorundasınız. Fiskobirliği bitirdiler, Çaykur’u bitirdiler, Toprak Mahsulleri Ofisini bitirdiler, Çukobirliği bitirdiler, Antbirliği bitirdiler. O zaman arkadaşlar oturup düşüneceksiniz “Ya bunlar bunu yapıyorlar, kusura bakmayın ben de size ders vereceğim” demeniz lazım. Siyasete sizin ders verme zamanınız geldi. O dersi verdiğiniz andan itibaren süreci aşmış olacaksınız.
Size en içten selamlarımı, saygılarımı sunuyorum. Sağ olun, var olun diyorum.