CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ TARAFINDAN DÜZENLENEN ÇALIŞMA VE DEĞERLENDİRME TOPLANTISININ AÇILIŞINDA YAPTIĞI KONUŞMA (20 ŞUBAT 2016)  
20.02.2016
21353
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, İSTANBUL İL ÖRGÜTÜNÜN DÜZENLEDİĞİ ÇALIŞMA VE DEĞERLENDİRME TOPLANTISININ AÇILIŞ KONUŞMASINI YAPTI:

-SORUMLULUK ÜSTLENMEYEN BİR SİYASET TÜRKİYE’Yİ YÖNETEMEZ


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Türkiye’yi kim yönetiyor? Yönetici pozisyonunda olan kişi sorumluluk üstlenir ama aynı zamanda görevleri konusunda kararlılık sergiler. Yani ben Başbakansam, yasaların bana verdiği Başbakanlık görevini ve sorumluluğunu bir başkasıyla paylaşamam. Benim görevimi bir başkası üstleniyorsa ben sadece boynunda davulu olan kişiyim, demektir. Benim boynuma davul asılacak, tokmağı başkası çalacak. Ondan sonra ben bu ülkeyi yöneteceğim. Türkiye’nin önündeki tablo bu kadar vahim bir tablodur” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP İstanbul İl Örgütü tarafından Kumburgaz’da düzenlenen Çalışma ve Değerlendirme Toplantısı’nın açılısında yaptığı konuşma şöyle:

TÜRKİYE’Yİ KİMİN YÖNETTİĞİ KONUSUNDA CİDDİ KAYGILAR VAR

“Evet değerli arkadaşlarım, İl Başkanımızı dinledik. Şu gerçeği asla unutmayalım. Bizim gönlümüzde yatan, bütün vatandaşlarının karnının doyduğu, işsizliğin olmadığı, yoksulluğun olmadığı, sık kullandığım bir deyim vardır; annelerin çocuklarını güler yüzle okula gönderdiği, caddelerinde, meydanlarında gençlerin özgürce dolaştığı, herhangi bir güvenlik kaygısının olmadığı bir Türkiye’de yaşamak istiyoruz. Elbette ki, bu demokratik Türkiye’de siyasi partiler olacaktır. Elbette ki, dünya görüşlerimiz farklı olacaktır. Ama bir ortak payda oluşturmak zorundayız. Nedir o ortak payda? İnsanımızın mutluluğu üzerine Türkiye’yi inşa etmek durumundayız.

Girişi böyle yapmamın temel nedeni şu değerli arkadaşlarım, şu anda Türkiye’de ciddi bir yönetim sorunu var. Türkiye yönetilmiyor. Hani "Sağlıkı yönetilmiyor" desem bu da tartışılabilir. Ama Türkiye yönetilmiyor. Bir rüzgara kapılmış gibi bir yerlere doğru sürükleniyoruz. Bunu özellikle son zamanlarda biraz daha sık kullanıyorum.

Bugün gazetelerde var. Sayın Gül de aynı kaygıları kısmen paylaşıyor. Cumhurbaşkanlığı yapmış, üstelik iktidar partisinin ana omurgalarından birisi, aynı kaygıları o da paylaşıyor. Öyle bir noktaya geldik ki; işsizin işsizliğini, emeklinin geçim derdini, dünyanın en pahalı mazotunu kullanan bir Türkiye’yi neredeyse düşünmüyoruz. Düşündüğümüz: Ne olacak bu ülkenin geleceği?

Bakın değerli arkadaşlarım, yönetimde ciddi bir boşluk var. Türkiye’yi kimin yönettiği konusunda ciddi kaygılar var. Yönetici aynı zamanda sorumluluk üstlenen kişidir. Eğer bir yönetici sorumluluk üstlenmiyorsa orada sorun var demektir.

Ben anayasadan bir örnek vereyim arkadaşlar. Anayasanın 112. maddesi Başbakanlığı tanımlarken ‘Görev ve sorumluluk’ diyor. Maddenin başlığı, görev ve siyasi sorumluluk. Görev var, Başbakan da var, yani görevli. Siyasi sorumlu kim? Eğer bir ülkeyi sağlıklı yönetiyorsanız hem görevinizi yapacaksınız, aksadığı zamanda siyasi sorumluluğu üstleneceksiniz demektir.



BİR YÖNETİCİ SORUMLULUK ÜSTLENMİYORSA ORADA SORUN VAR DEMEKTİR

Bakın yine rakam vereyim size değerli arkadaşlarım, bunlar acı ama birer gerçek. Bombalı son altı saldırıda ki, ikisi Ankara’dır, 234 vatandaşımız hayatını kaybetti. Savaş içinde olmayan hiçbir ülke bu kadar derin bir travmayı yaşamamıştır. 234 kişi son 6 ayda hayatını kaybeder ama hiç kimse siyasi sorumluluğunu üstlenmez. Kim bunun sorumlusu kim? Kayseri’deki bakkal Adem mi bu işin sorumlusu? Kahramanmaraş’ta kalaycılık yapan Ökkeş mi bunun sorumlusu? Rize’deki Temel mi bunun sorumlusu? Kim, kim bunun sorumlusu? Birisinin çıkıp bu siyasi sorumluluğu üstlenmesi lazım. Kimin siyasi sorumluluğu var, açıyoruz anayasaya bakıyoruz: Başbakan ve bakanlar. Bunlar sorumlu. Peki sorumluluğu üstlenen var mı? Hiç kimse üstlenmiyor. Hatta 102 kişinin hayatını kaybettiği Ankara saldırısında 3 bakan çıktı televizyonların önüne gülerek, altını çiziyorum gülerek, hiçbir sorumluluk almadan açıklamalar yaptılar. Bunu kabul etmek mümkün değil. O zaman ülkede ciddi bir yönetim boşluğu var. Bir yönetici sorumluluk üstlenmiyorsa orada sorun var demektir.

Değerli arkadaşlarım, siyasi sorumluluk neden önemlidir? Eğer bir siyasetçi sorumluluk üstleniyorsa yüksek ahlaki değerlere sahip demektir. Yüksek ahlaki değerlere sahip olmayan bir yönetici sorumluluk almaz. Biz neden ısrarla Siyasi Ahlak Yasası çıksın diyoruz? Bu sorumluluğu ahlakla perçinlemek için… İnsanlar ölecek, hayatını kaybedecek siz sadece ve sadece sorumluluk olarak gidip cenaze törenlerine katılacaksınız, ben sorumluluğumu yerine getirdim diyeceksiniz. Bu sorumluluk değildir arkadaşlar. Görev üstlenmek de değildir bu. Cenaze törenine katılacaksınız elbette. Niye katıldınız diye kimse bir eleştiri getirmiyor. Ama bu ülke nasıl oluyor da son 6 ayda bombalar yoluyla 234 yurttaşını kaybediyor ve bunun Allah için bir tek sorumlusu çıkmıyor? İnsanlar sizi neden iktidara getirdiler? Dün diyorlardı ki, “7 Haziran’da bakın bizi tek başına iktidara getirmediniz ülke kaosa sürüklendi. Bizi tek başına getirirseniz söz veriyoruz hiçbir şehit cenazesi gelmeyecek.” Halka böyle gittiler. Vatandaş da dedi ki, “Tamam madem öyle diyorsun, çoğunlukta zaten sizde, sizi tek başına iktidara getiriyoruz.” Buyurun Türkiye ne halde? Bunu kabul etmek mümkün değil.
Böyle bir tabloyu Türkiye Cumhuriyeti hak etmiyor arkadaşlar. Sorumluluk üstlenmeyen bir siyaset Türkiye’yi yönetemez. O nedenle Türkiye yönetilemez konumda şu anda. Yönetilmiyor da zaten. Türkiye’yi kim yönetiyor?

Bakın bu soruyu sormamın nedeni şu; yönetici pozisyonunda olan kişi sorumluluk üstlenir ama aynı zamanda görevleri konusunda kararlılık sergiler. Yani ben Başbakansam, yasaların bana verdiği Başbakanlık görevini ve sorumluluğunu bir başkasıyla ben paylaşamam. Benim görevimi bir başkası üstleniyorsa ben sadece boynunda davulu olan kişiyim demektir. Benim boynuma davul asılacak, tokmağı başkası çalacak. Ondan sonra ben bu ülkeyi yöneteceğim. Türkiye’nin önündeki tablo bu kadar vahim bir tablodur ve bu tablo sadece içerde değil, dışarıda da sorun yaratan bir tablo konumuna getirmiştir Türkiye’yi.



HER TÜRLÜ AJANIN CİRİT ATTIĞI BİR ÜLKE KONUMUNA GELDİK

Biz sorumlu bir muhalefet her zaman üstlendik. Yeri geldi eleştirdik, yeri geldi siyasi partiye öneri getirdik. Yanlışını söyledik. Sadece söylemekle de kalmadık. Neden yanlış yaptıklarını yazıyla bildirdik. Çözümü de önerdik. Şu çözümü yaparsanız Türkiye bu badireleri atlatır dedik onlara. Açık ve net öneriler de getirdik. Ama hiçbirisine uyulmadı ve Türkiye bugün Ortadoğu bataklığına saplanmış bir ülke konumunda. Tarihten de ders almadık. Bugün Türkiye’yi yönetenler Türkiye’nin yakın tarihini de bilmiyorlar. Üzülerek ifade ediyorum Türkiye’nin yakın tarihini de bilmiyorlar. Mustafa Kemal Atatürk’ün, İsmet İnönü’nün birer Osmanlı paşası olarak Ortadoğu’da nasıl çalıştıklarını, cephelerde neler yaptıklarını emin olun bilmiyorlar.
Filistin’de, Yemen’de, Suriye’de hangi olaylarla ve sorunlarla karşı karşıya geldiklerini açıp okumuyorlar ve Türkiye’yi Ortadoğu bataklığına sürüklediler. Suriye bir dönemin Afganistan’ına dönüştü. Afganistan’ın etkisi ne oldu? Pakistan çıktı ortaya. Bütün terör örgütlerinin yuvası Pakistan olmaya başladı. Biz gene uyardık eğer siz Türkiye’yi Pakistan haline getirmek istemiyorsanız, Suriye’yi Afganistan haline getirmeyeceksiniz. Suriye hepimizin gözleri önünde Afganistan’a dönüştü. Bütün cihatçı gruplar, İhvancı gruplar, Vahhabici gruplar hepsi orada şu anda. Oraya nasıl gittiler? İktidarın kol kanat germesiyle Türkiye üzerinden gittiler ve bugün Türkiye Pakistanlaşma süreci içinde.

Bütün acı tablo bu değerli arkadaşlarım. Sanki bir terör örgütü yetmiyordu bize, sanki PKK azdı, bir de başımıza IŞİD belası çıkardılar. 70 ilden, altını çiziyorum 70 ilden, IŞİD’a militan devşiriliyor. Nasıl oldu bu? Neden Türkiye yönetilmiyor diyoruz? Bunun için diyoruz “Türkiye yönetilmiyor” diye. Her türlü ajanın cirit attığı bir ülke konumuna geldik. Düne kadar bize diyorlardı ki, “Biz bölgenin en güçlü ülkesiyiz.” Elbette bölgenin en güçlü ülkesiyiz. Düne kadar diyorlardı ki, “Kimse Türkiye’nin gücünü test etmeye kalkmasın, biz gereğini yaparız.”

Öyle konuma geldik ki değerli arkadaşlarım, Ortadoğu’daki kabile reisleri bile Türkiye’ye kafa vurmaya başladılar. Evet kafa vurmaya başladılar. Ne gücünü test etmesi, açıkça tehdit ettiler Türkiye’yi ve Türkiye bu konuma geldi. Yüreğimizi acıtan da zaten bu tablo. Bu tablodan Türkiye’nin kurtulması lazım.



BU TABLODAN TÜRKİYE’Yİ ANCAK VE ANCAK CUMHURİYET HALK PARTİSİ ÇIKARIR

Kapalı bölümde İstanbul’u konuşacağız. Nasıl çalışacağımızı konuşacağız, neler yapacağımızı konuşacağız. İl başkanımız dedi ki, bize düşük oy çıkan bölgelerden, mahallelerden, semtlerden, ilçelerden başladık diye. Evet kendimizi çok daha iyi anlatmalıyız. Türkiye bu tablodan nasıl çıkar? Bu tablodan Türkiye’yi ancak ve ancak Cumhuriyet Halk Partisi çıkarır arkadaşlar. Bunu her yerde bütün kararlılığınızla söyleyebilirsiniz. Mısırla ilişkilerimizi kim düzeltir? Cumhuriyet Halk Partisi. Irak’la ilişkilerimizi kim düzeltir? Cumhuriyet Halk Partisi. Rusya’yla ilişkilerimizi kim düzeltir? Cumhuriyet Halk Partisi. Suriye’de akan kana kim son verebilir? Cumhuriyet Halk Partisi. İş dünyamızın gidip bütün Ortadoğu’da özgürce dolaşıp yatırım yapabileceği, kazanacağı, istihdam yaratacağı bir tabloyu ortaya kim çıkarabilir? Cumhuriyet Halk Partisi. Her yerde rahatlıkla söyleyebilirsiniz. Bunu sadece biz söylemiyoruz, artık tabloyu iyi okuyan herkes biliyor ki, Cumhuriyet Halk Partisiz bu sorun aşılamaz. Çünkü biz aklımızı ve mantığımızı kullanarak, bilimi kullanarak, yüksek ahlaki seviyeye sahip bir parti olarak söylüyorum bunu, altını özellikle çiziyorum, ahlaki değerleri koruyarak, hiçbir ülkenin iç işine müdahale etmeyerek, her ülkenin kendi içindeki sorunları çözme konusunda bize danışıldığı zaman görüşümüzü ifade ederek biz bu sorunları aşarız. Biz Ortadoğu bataklığında yer alacak bir ülke değiliz. Ortadoğu’da var olan sorunların çözümü için bize başvurulabilir. Biz görüşlerimizi onlara ifade edebiliriz. Ama doğrudan doğruya orada bir siyasal partinin yandaşı gibi asla ve asla hareket etmeyiz. Etmedik de bugüne kadar.

Mısır’la ilişkilerin bozulmasının hemen ertesinde biz Mısır’a o dönem parlamentoda görev yapan iki büyükelçimizi gönderdik. “Mısır halkıyla bizim bir sorunumuz yoktur” dedik. İhvancı bir düşünceyi Türkiye’ye getirerek, Ortadoğu’ya yayarak, “Ben Ortadoğu’nun lideri olacağım” diye ortaya çıktılar. Ortadoğu kapandı bırakın lider olmayı tamamen kapandı. Oraya bile gidemiyorlar.

AB ile ilişkilerimiz; yeni yeni ısrar ediyoruz bütün AB yetkililerine “Türkiye’yi mutlaka batı blokunun içinde görün, biz uygar bir dünyanın parçası olmak istiyoruz, bir bataklığın parçası olmak istemiyoruz.” Bunu da ısrarla ifade ettik kendilerine.

Değerli dostlarım, değerli arkadaşlarım, hepimize düşen görevler var, hepimizin sorumlulukları var. Burada İstanbul milletvekili arkadaşlarım var, Parti Meclisi üyesi arkadaşlarım var, belediye başkanı arkadaşlarım var. Hepsi canla, başla çalışıyorlar. Ama sadece bizim çalışmamız yetmiyor arkadaşlar. Toplumun kanaat önderleri, sivil toplum örgütleri, sendikalar, barolar, meslek kuruluşları bütün bu gerçeklerin farkında olmalılar. Yönetilemez bir Türkiye sadece Türkiye için sorun değildir. Altını çiziyorum yönetilemeyen bir Türkiye sadece Türkiye için sorun değildir, Ortadoğu için de sorundur, Avrupa için de sorundur. Aynı kaygıyı sadece biz taşımıyoruz. Aynı kaygıyı Ortadoğu’nun sağduyulu liderleri, Avrupa’nın liderleri, Uzak Doğu’nun, Amerika’nın liderleri de aynı kaygıyı taşıyorlar “Ne oluyor bu Türkiye’de” diye.

Bizim sorumluluğumuz, biz cumhuriyetin kuruluşunda harcı olan bir partiyiz, öncelikle sorumluluğumuz buradan ortaya çıkıyor, biz uygar dünyanın bir parçası olmak için mücadele eden bir partiyiz. Biz hukukun üstünlüğüne inanan bir partiyiz. Biz özgürlükçü, çoğulcu bir demokrasiye inanan bir siyasal partiyiz. Bütün siyasal düşüncelere saygı gösteren bir partiyiz. Herkesin düşüncesini özgürce açıkladığı bir Türkiye oluşsun diye çaba harcayan bir partiyiz.

O nedenle bizim sorumluluğumuz diğer siyasal partilerin sorumluluğundan çok daha fazla. Biz sürece sivil toplum kuruluşlarını da katmak zorundayız. Sürece sendikaları katmak zorundayız. Sürece meslek kuruluşlarını katmak zorundayız. Sanıyor musunuz bu sorunu sadece biz düşünüyoruz? Hayır. Gidin iş dünyasına, gidin esnaflara aynı sorunu yaşıyorlar. Yönetilemeyen bir Türkiye beraberinde başka krizleri de getiriyor, ekonomide oluşan sorunlar gibi, eğitimde oluşan sorunlar gibi, dış politikada oluşan sorunlar gibi. Bütün bunlara baktığınız zaman Türkiye yönetilmiyor. Ama yönetilmesi gerek. Herkese bu sorumluluğumuzun bilincinde herkese bunları anlatmak zorundayız.

İŞİ EHLİNE VERMEZSENİZ ÜLKEYİ YÖNETEMEZSİNİZ

Belki bizi dinleyen vatandaşlarımız “Bu kadar karamsar bir tablo mu var Türkiye’de?” diye düşünebilirler. Emin olun ben azını anlattım. Önümüzdeki süreçte göreceksiniz çok daha vahim tablolarla karşılaşabiliriz hayatın her alanında. Yönetilemeyen bir Türkiye… Başbakanlık var ama oturan kişi etkisiz eleman. Sözü geçmiyor. Devlette liyakat dediğimiz bir kural vardı. Liyakat esası tepeden tırnağa bozuldu. İşi ehline vermek yerine, işi yandaşa teslim ettik. İşi ehline vermezseniz ülkeyi yönetemezsiniz. Bürokrasiyi aşırı partizan hale getirirseniz sizin sözünüzde geçmez orada. Ülkeyi yöneten konumunda olan kişilerin sözü de geçmez orada. Eğer bir bürokrat bırakın müsteşarı, bırakın bakanı, bırakın Başbakanı onu aşıp başka bir organa bilgi verir konumuna getirilmişse, o ülke yönetilemez arkadaşlar. Liyakat esasının sıfırlandığı bir ülkede, o ülke yönetilemez. Bu işler parayı sıfırlamaya benzemiyor arkadaşlar. Bu işlerin sorumluluğu ve ortaya çıkan tablo bir kişiyi değil, 80 milyonu etkiliyor. Eğer kendi çevremizi alırsak 3,5 – 4 milyar insanı etkiliyor arkadaşlar. Bu kadar vahim bir tablo var.

Biz sorumluluğumuzun bilincinde çalışacağız. Çıkışı var mı diye? Elbette ki, çıkışı var. Asla umutsuz değiliz. Düşünün en karanlık günlerde bu toplum kendi çıkışını bulmuştur. Bizde kendi çıkışımızı bulacağız elbirliğiyle, gönül birliğiyle. Bugün ayrışma zamanı değildir. Onun da altını özenle çiziyorum. Öyle sağdı, soldu ortadaydı, bunları aştık arkadaşlar. Bugün Türkiye’den yana olanlar, Türkiye’nin ve halkının çıkarlarını savunanlarla, cebini dolduranların ayrışımı vardır. Köşeyi dönenlerin, halkın yoksulluğunu görmeyenlerin, bütün bu belaları halkın önüne koyanlarla bu belalardan Türkiye’yi kurtarmak isteyenlerin ayrışımı vardır. Toplum artık böyle bir tabloyla karşı karşıya.



AKP’NİN YÖNETİCİLERİ TERÖR ÖRGÜTLERİNE YARDIM VE YATAKLIK YAPMIŞLARDIR

O yüzden biz ülkesini seven, ülkesinin çıkarlarını savunan, her ortamda bunu dillendiren bütün yurttaşlarımızı kucaklamak zorundayız hiçbir ayrım yapmadan. Devletin böyle yönetilemeyeceğini, böyle bir yönetim tarzının Türkiye’ye bu sorunları getirdiğini ve bu sorunların artarak devam edeceğini de onlara anlatmalıyız. Siyasi sorumluluk üstlenmeyen bir siyasal partinin, bir kadronun ülkeyi yönetemeyeceğini, çünkü sorumluluk duymadığını belirtmeliyiz. Terör örgütlerine yardım ve yataklık yapan bir siyasal partini adını da açıkça söyleyeyim, terör örgütlerine yardım ve yataklık yapan bir kadronun, yani ülkeyi yöneten AKP kadrosunun ülkeyi yönetemeyeceğini herkesin bilmesi lazım. Cumhuriyet savcılarını da göreve çağırmamız lazım. Gidiyorsun gariban vatandaşı buluyorsun yardım ve yataklıktan. Peki bu ülkeyi yönetirken terör örgütlerine yardım ve yataklık yapan bir siyasal partiyi neden sorgulamıyorsunuz?

Açık ve net terör örgütlerine AKP’nin yöneticileri, kaçak sarayda oturan da dahil yardım ve yataklık yapmışlardır. Ve bunun sonucudur ki, bugün Türkiye kan gölüne dönmüştür. Yardım ve yataklık yapana bakmıyoruz, dönmüşüz yüzümüzü başka tarafa. “Buraya bakın” diyorlar bize. Önce o yardım ve yataklık yapanların bu milletin önünde hesap vermesi lazım bu milletin huzuru için. Ve vatandaşın da şu soruyu sorması lazım: “Biz size yetkiyi ülkeyi iyi yönetin diye, ülkenin sorunlarını çözün diye verdik. Biz size yetkiyi terör örgütlerine yardım ve yataklık yapın diye vermedik. Türkiye neden Pakistanlaştı? Yardım ve yataklık yaptıkları için. Bu gerçeği herkesin bilmesi lazım ve bu gerçeği sizlerin her ortamda dillendirmeniz gerekiyor. Gerçekler acı biliyorum. Gerçekler sorunlu onu da biliyorum. Ama bu gerçekleri halka anlatmak bizim görevimiz, bizim namus borcumuz, ahlaki borcumuz bizim. Ülkemizi seviyorsak; o terör örgütlerine yardım ve yataklık yapan AKP yöneticilerini, bakın partinin tamamını suçlamıyorum, yöneticilerini, oy verenleri de suçlamıyorum, yöneticilerini bizim sorgulamamız lazım. Özellikle de kendi tabanının sorgulaması lazım. Hangi gerekçeyle siz bu yardım ve yataklığı yaptınız? Ellerine silah verdiniz, kentleri, şehirleri silah deposu haline döndürdünüz. 70 ilden IŞİD’a militan devşirdiniz. Bütün cihatçı grupları Türkiye’de eğittiniz, ellerine silah verdiniz, gönderdiniz. Müslüman’ı Müslüman’a kırdırdınız Suriye’de. Bunu sormamız lazım ve sorgulamamız lazım. Bunları yaparsak görevimizi yapmış oluruz.

BU MEMLEKETE HUZURU ANCAK VE ANCAK CUMHURİYET HALK PARTİSİ GETİREBİLİR

İşsizlik sorunu, ekonomide başka sorunlar, esnafın sorunu. Emin olun bunların hepsi çözülür. İlk sorunumuz bu memlekete huzuru getirmek. Bu memlekete huzuru ancak ve ancak Cumhuriyet Halk Partisi getirebilir. Bunu açık ve net söylüyorum. Kararlılıkla her yerde söyleyebilirsiniz bunu. Çünkü bizim verilmeyecek hiçbir hesabımız yoktur. Biz kul hakkı yiyen bir parti değiliz. Biz köşeyi dönen bir parti değiliz. Biz vatandaşın cebine göz koyan bir parti değiliz. Bizim tek derdimiz bu ülkede herkes kazansın, herkes huzur içinde yaşasın, her evde huzur olsun, her evde bereket olsun. Bizim tek derdimiz bu. Köşeyi benim dönmem sorunu çözmüyor veya sizin dönmeniz sorunu çözmüyor. Benim bin katlı apartmanım olsa ne olur arkadaşlar? Türkiye’nin en büyük binası benim olsa ne olur? Bu ülke huzura mı erecek? Onlar sanıyorlar ki, kefenlerin cebi var giderken dolar dolduracağız. O da yok arkadaşlar. Dünya malına bu kadar tamah nasıl oluyor? Bizim görevimizin zor olduğunu da biliyorum. Halkı aydınlatma görevinin zor olduğunu da biliyorum. Kutuplaşmanın, toplumu gerginleştirmenin toplumu hangi noktaya getirdiğini de çok iyi biliyorum. Ama hepimizin görevi var. Gerekirse iğneyle kuyu kazacağız.

Kendi aramızdaki tartışmalar… Bunların hiçbirisi olmayacak arkadaşlar. Yok öyle bir şey. Ülkenin bu kadar derdi var. Bu dertleri çözeceğiz. Dertleri çözmek için sorumluluk üstlenmekten kaçınmıyoruz. Bakın, sorumluluk üstlenmekten kaçınmıyoruz. Bu kadar derde rağmen diyoruz ki, bu sorunların tek çözüm adresi var o da Cumhuriyet Halk Partisi’dir.

Verdiğimiz sözün her zaman arkasında durduk. Asgari ücret 1500 dedik. Bakın, buradaki belediyelerimizin ve Türkiye’deki 14 belediye hariç, altını çiziyorum 14 belediye hariç, tamamında asgari ücret 1500 lira, en az 1500 lira.

Şunun için söylüyorum. Biz iktidar olsaydık bugün Türkiye’de tamamen 1500 liraydı. 1300 lira yaptılar, onları da yüzüne gözüne bulaştırdılar. Nasıl yapacaklarını bilemediler. Neden? Çünkü onlar sadece ceplerini düşünüyorlar vatandaşı değil, esnafı değil."