CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN, İZMİR KARŞIYAKA BELEDİYESİ’NİN DÜZENLEDİĞİ TOPLU AÇILIŞ VE TEMEL ATMA TÖRENİNDE YAPTIĞI KONUŞMA (8 EKİM 2016)  
08.10.2016
35627
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, İZMİR KARŞIYAKA BELEDİYESİ’NİN DÜZENLEDİĞİ TOPLU AÇILIŞ VE TEMEL ATMA TÖRENİNDE KONUŞTU:

-HEDEF ŞAŞIRTIYORLAR

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Daha düne kadar kol kola, omuz omuza gezenler; üstlerine toz değmesin diye özel çaba gösterenler bugün kendileriyle beraber gezenleri terör örgütü ilan ettiler” dedi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun, İzmir Karşıyaka Belediyesince hayata geçirilen 10 projenin açılışı ve 5 projenin temel atma töreninde yaptığı konuşma şöyle:

KENTLİ OLMAK AYRICALIKTIR

Teşekkür ederim. Benim umudum bu ülkenin güzel insanları ve bu ülkenin gençleri ve kadınları. Onlar bu ülkeyi çağdaş uygarlığa taşıyacaklardır en ufak bir endişem yok.
Karşıyaka’dayız. Karşıyakalı olmak bir ayrıcalık diye Belediye Başkanım söyledi. Elbette çok güzel bir ortamda yaşamak, sorunlarını büyük ölçüde çözmüş, çevresine değer veren, insanına değer veren, dünyayı düşünen, ülkesinin geleceğini düşünen, kaygıları olan ve bu kaygıların nasıl giderileceği konusunda endişelerini dostlarıyla, arkadaşlarıyla paylaşan sevgili Karşıyakalılar, böyle bir yerde olmak elbette ayrıcalıktır. Programa başlarken Oda Orkestrasıyla başladık. Çağdaş bir kentte olması gereken temel kurumlardan birisidir. Çünkü kentli olmanın ayrıcalıkları vardır. Kentli olmak bir arada yaşamaktır. Birbirimize saygı göstermektir. Entelektüel açlığımızı gidermektir kentli olmak aynı zamanda. Gazete okumaktır, düşünmektir, dünyayı sorgulamaktır kentli olmak. Kentli olmak aynı zamanda estetik değerlere önem vermektir. Kentli olmak kolay değildir. Rahmetli Çetin Altan derdi ki bir yazısında, ‘üç kuşak geçmeden bir kişi kentli olmaz.’ Kentli olmanın kendine göre değerleri vardır. Kentli olmak aynı zamanda kent estetiğine değer vermek demektir; çatıları güzel olsun, balkonları güzel olsun, parkları güzel olsun, caddeleri güzel olsun. Kentli olmak o açıdan ayrıcalıktır. Ama kentli olmanın değerini ve kentli olmanın sorumluluğunu da bilmemiz gerekiyor, kente değer vermek. Arabamızda otururken içtiğimiz bir sigarayı sokağa atmak, o kentli olmanın gelmediği bir aşamadır. Kentli olan birisi çöpü, sigarayı sokağa atmaz, çünkü kent bizim evimizdir, sokaklar bizim sokaklarımızdır. Bu kültürü yerleştirecek miyiz? Elbette yerleştireceğiz. Bu kültür için mücadele edecek miyiz? Elbette mücadele edeceğiz.

TERÖRE KARŞI HEP BİRLİKTE KARŞI DURMAK ZORUNDAYIZ

Kentli olmak aynı zamanda yaşadığı kentte güvenlik içinde yaşamaktır, endişe taşımamaktır. Ne olacak, ne olacağım? Sokağa çıkayım mı, çıkmayayım mı? Bir toplantı var, ona gideyim mi gitmeyeyim mi? Ya bir yerde bir bomba patlarsa, ya birileri elinde silahla masum insanları tararsa ne olacaktır o zaman? Bugün Ankara’da iki canlı bombayı güvenlik güçlerimiz yakaladılar. Onlar yakalanmadan kendilerini patlattılar ve böylece Ankara büyük kanlı bir olayın öncesinden dönmüş oldu. Ben güvenlik güçlerimize, polislerimize yürekten teşekkür ediyorum. Demek ki, devlette liyakat budur. Eğer polisin görev yapmasına izin verirseniz, ona müdahale etmezseniz, bu işin uzmanlarını belli bir işin başına getirirseniz hepimiz güvenlik içinde yaşarız. Terör bir insanlık suçu mu? Evet. Masum insanlar mı hedef alınıyor? Evet. O zaman teröre karşı hepimizin, kimliğimiz ne olursa olsun, inancımız ne olursa olsun, yaşam tarzımız ne olursa olsun hep birlikte karşı durmak zorundayız ve hep birlikte terörü lanetlemek zorundayız.
Dediğim gibi terör kimden ve nasıl gelirse gelsin. Efendim, teröristlerin bir amacı var. Elbette her olayın bir amacı vardır. Amacımızı demokratik yollarla, yöntemlerle dillendirebilirsiniz. Düşüncelerini özgürce ifade edilebilir bir Türkiye’yi yaratabiliriz. Bundan en ufak bir endişem yok. Farklı düşünceleri zenginliğimiz olarak kabul ediyoruz zaten. Ama düşüncelerini ve amaçlarını terör eylemleri yaparak gerçekleştirmek isteyenlere karşı hepimizin hep birlikte onurlu bir duruş sergilemesi lazım. Bir teröre, teröristlere, terör olaylarına hep birlikte ‘Karşıyız’ demeliyiz. Ve bunun arkasında kapı gibi durmalıyız.

HESABI ÖNCE TERÖRE YOL VERENLERDEN SORMAK ZORUNDAYIZ

Terör dedim de; teröre yardım ve yataklık yapanlara karşı da durmalıyız. Terör örgütlerine destek verenlere karşı da durmalıyız. Daha düne kadar kol kola gezenler, omuz omuza gezenler, üstlerine toz değmesin, toz düşmesin diye özel çaba gösterenler bugün kendileriyle beraber gezenleri terör örgütü ilan edenler. Gayet güzel. Hesabı kimden soracağız? Önce hesabı onlara yol verenlerden sormak zorundayız, onlara kapıları açanlardan sormak zorundayız. Bunu yaptığımız zaman görevimizi yapmış oluruz. Eğer bir hesap soracaksan hesabı, efendim cemaat okul açtı, veli buraya çocuğunu gönderdi, niye çocuğunu gönderdin ben seni devlet memuriyetinden atıyorum. Hesabı ondan önce sormayacaksın. O okula kim izin verdi, önce hesabı ondan soracaksın sen kim izin verdi o okula? Hedef şaşırtıyorlar, şaşırtılan hedefi iyi göreceğiz. Kentli olmanın sorumluluğu içinde iyi göreceğiz.

HİÇBİR GAZETECİNİN YAKALANIP HAPSE ATILMASINI İSTEMEYİZ

Nedir hedef? Gazeteci yazı yazıyor. Gazeteci niye yazı yazar? Kendi düşüncelerini aktarmak için. O yazıyı ister okursunuz, ister okumazsınız, ister o gazeteyi alırsınız, ister almazsınız. Ama gazeteci yazı yazıyor, dünya görüşünü açıklıyor diye eline, koluna kelepçe vurup hapishaneye atarsanız uygar dünyaya Türkiye’de demokrasi vardır sözünü anlatamazsınız. 100’ün üstünde gazeteci var, demokrasimiz açısından büyük ayıptır. Hiçbir gazetecinin eline kelepçe vurulmasını istemeyiz. Hiçbir gazetecinin yakalanıp hapse atılmasını istemeyiz. Bakın ben kimleri savunuyorum biliyor musunuz? Hayatı boyunca CHP lehine tek satır yazı yazmamış gazetecilerin hakkını savunuyorum. Çünkü ben demokrasiyi savunuyorum, çünkü ben insan haklarını savunuyorum. İnsanı ve insanın düşüncesini özgürce anlatabileceği bir Türkiye’yi savunuyorum. Onun için bizi anlamıyorlar. Düne kadar bunlar size karşıydı, bak şimdi biz de karşıyız, hep beraber karşı olalım. E nasıl karşı olacağız? Nasıl? Soru bu. Nasıl? Adalet ve demokrasi içinde. Yargılama mı? Adalet içinde yargılayacaksın.
Ergenekon, Balyoz olaylarında ne diyorlardı? O davaların savcılığını üstleniyorlardı. Biz ne diyorduk; O davaların tamamı düzmecedir diyorduk. Şimdi geldiler, davaların kumpas olduğunu söylediler. Peki hesabını veren oldu mu? Ya biz yanlış yaptık, bari bunlardan özür dileyelim diyen oldu mu? Bir ülkenin Genelkurmay Başkanını terörist diye hapse attılar. Biz bunları kabul edecek miyiz? Bunların hesabını sormayacak mıyız? Bunları düşünmeyecek miyiz?

DÜŞÜNCESİNİ AÇIKLADI DİYE ÜNİVERSİTE HOCASI HAPSE Mİ ATILIR?

O nedenle şimdi 1 milyonun üstünde mağdur yaratılar emin olun. Geliyorum, öğretmenlere sahip çıkın diyor bir genç. Evet, öğretmenler başımızın tacıdır. Bütün öğretmenlere sahip çıkacağız. Düşüncesini açıkladı diye üniversite hocası hapse mi atılır? Böyle bir demokrasimi olur? Düşünceyi benimsersiniz, benimsemezsiniz, katılırsınız, katılmazsınız. Ama üniversiteler her türlü düşüncenin özgürce tartışıldığı mekanlardır. Daha siz üniversite kavramının ne olduğunu bilmiyorsunuz. Üniversitelerde düşünceler tartışılır. Her yerde söylerim, orta çağda bütün dünya dünyanın düz olduğuna inanıyor. Bir kişi çıkmış demiş ki, ‘dünya düz değil arkadaş dünya yuvarlaktır’ doğru engizisyon mahkemesine, nasıl sen dünya yuvarlık dersin? Aykırı bir düşünce. Bugün dünya düzdür diyen var mı? Hiç kimse yok. Bir aykırı düşünce bütün dünyaya kendi doğruluğunu bugün kabul ettirmiş durumda. Onun için düşünceyi ifade özgürlüğü, bir ülkenin büyümesi, gelişmesi, demokrasisinin kalıcı olması açısından son derece önemlidir. Biz bunu savunuyoruz.
Karşıyaka’da oturan dostlarıma, kardeşlerime seslenmek isterim. Güzel bir mekanda oturuyorsunuz. Hatta bütün İzmir’e seslenmek isterim bütün İzmirlilere. Evet, buranın milletvekiliyim, İzmirliler bana bu onuru ve bu gururu yaşattılar. Teşekkür ediyorum. Sadece bu mu? Hayır. Ben askerliğimi de İzmir’de yaptım. Dolayısıyla İzmir’in benim gözümde çok ayrı bir yeri var. İzmir aynı zamanda sadece Türkiye’nin değil, dünyanın sosyal demokrasi yerel yönetimlerine örnek olan bir tutumu ve tavrı vardır. Söyledim, İzmir dünyada sağlıklı gelişen, yerel yönetimler açısından sağlıklı gelişen belediyelerin başında geliyor. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız bütün engellemelere karşın İzmir’i sadece Türkiye’nin değil bütün Avrupa’nın önemli bir sosyal demokrat kenti haline getirdi.

YEREL YÖNETİMLER BİZDEN SORULUR

Bakınız size bir örnek vereceğim. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti teminat göstermeden bir şey alamaz ve dilediği kadar da alamaz. Ama İzmir Büyükşehir Belediyesi teminat göstermeden dünyanın her finans kuruluşundan kredi alabiliyor. Bütün engellemelere karşı dedim bunları yapıyorlar. Ankara’yı ve İzmir’i düşünün. Bütçesi daha güçlü, nüfusu daha kalabalık, topladıkları vergiler daha fazla, devlet destekleri daha fazla. Kendi metrolarını yapamadılar. Onlarca yıl geçti o metrodaki tüneller öyle kaldı. Karanlık birer dehliz olarak kaldı. Sonunda havlu attılar vallahi biz metroyu beceremiyoruz ve yapamıyoruz dediler. Ve ulaştırma bakanlığı olur dedi siz beceremiyorsunuz bu işi ama o metroları ben yapacağım dedi. Ama İzmir kendi gücüyle, kendi birikimiyle, kendi bilgisiyle kendi metrosunu yaptı hiçbir yerden yardım almadan. Üstelik İstanbul’un yaptığı fiyatın üçte birine yaptı. Dikkatinizi çekiyorum İstanbul’un yaptığı fiyatın üçte birine yaptı. Ne demektir bu? Kazandığı her kuruşu İzmirli için harcadı. Her kuruşu İzmirli için harcadı. Her kuruşun hesabını verdi.
Yerel yönetimler bizden sorulur. Az önce gelirken yolda gösterdiler 800 bin metrekare kent ormanı İzmir’de. İnsan eliyle dikilen ağaçlarla bir kent ormanı yapılıyor. Türkiye’de bir ilk. Peki diğer belediyelerin elinde olsaydı ne olurdu? Oraya şimdi evler yapılmıştı, ranta teslim edilmişti. Sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın en güzel doğal yaşam parklarından birisi İzmir’de. Yeşile değer veriyoruz, önem veriyoruz. Çünkü kentli beton binalar içine hapsedilmemelidir. Onun bir insan olduğu, onun yeşile ihtiyaç duyduğu, parka ihtiyaç duyduğu, temiz havaya ihtiyaç duyduğu, beraber bir araya gelip tiyatroyu, sinemayı seyrettiği bir entelektüel ihtiyaca cevap verdiği bir kent olarak düşünmemiz lazım. Bunu yapabildiğimiz zaman zaten belediye başkanı olarak görevlerimizi yapmış oluruz.
O açıdan söyleyeyim, bunların sık sık yaptıkları, bizde yaptık dedikleri şeylerin çoğunu zaten biz çok önceleri yapmışız. Bizim bir sorunumuz var. Biz yaptığımız güzel şeyleri yeterince anlatamıyoruz ya da anlatmıyoruz. Yaptık diyoruz daha ne olsun diyoruz. Yaptık ama biz yaptık ama bizim yaptığımız güzel şeyleri sadece Karşıyakalı değil, sadece İzmirli değil, Ankaralı da duymalı, İstanbullu da duymalı, Yozgatlı da duymalı, Hakkarili de duymalı. Duymalı ki şu algı toplumun belleğinde yer etmeli. Evet sosyal demokrat belediyeler her kuruşun hakkını veren ve insan odaklı çalışan belediyelerdir. O belediyelerde kul hakkı yenmez. O belediyelerde her kuruşun hesabı halka verilir. Nokta. Bunu yapmamız lazım.

BİR ÜLKEDE TAM DEMOKRASİ YOKSA, ÖZGÜRLÜKLER KISITLIYSA DARBE ORTAMI VAR DEMEKTİR

Bugünlerde hepimizin en çok ihtiyaç duyduğu şey huzur. Huzurlu bir Türkiye istiyoruz. Barış içinde yaşayacağımız bir Türkiye istiyoruz. Terörün olmadığı bir Türkiye istiyoruz. Milyonlarca mağdurun olmadığı bir Türkiye istiyoruz. Darbeye karşı mıyız? Elbette karşıyız. Darbecilere karşı mıyız? Elbette karşıyız. Çünkü darbeden en çok zararı çeken parti Cumhuriyet Halk Partisidir. Malvarlıklarımıza darbeciler el koydular, Genel Başkanlarımızı hapse attılar, arşivlerimizi aldılar, yok ettiler. İl, ilçe başkanlarımızı öldürdüler. Gencecik fidanları idam sehpalarına götürdüler. Onun için söylüyoruz her zaman, her ortamda darbecilere karşıyız. Darbecilere karşıyız, darbeyi fırsat bilip karşı darbe yapanlara da karşıyız.
Şu soruyu herkesin kendisine sorması lazım. Neden Amerika’da darbe olmuyor? Neden Hollanda’da olmuyor? Neden Japonya’da olmuyor? Neden Fransa’da, İngiltere’de, Belçika’da, İtalya’da darbe olmuyor ve neden Türkiye’de darbe oluyor. Hem de 21.yüzyılda neden oluyor? Bir ülkede tam demokrasi yoksa darbe ortamı var demektir. Özgürlükler kısıtlıysa darbe ortamı var demektir.
  
PARTİZANLIK YAPMAYACAĞIZ, İŞİ EHLİNE TESLİM EDECEĞİZ

O nedenle diyoruz ki, Türkiye’nin huzura, Türkiye’nin tam demokrasiye ihtiyacı var. Bunun tek bir ilacı var. O ilacın adı Cumhuriyet Halk Partisi. CHP’nin olduğu, CHP’nin yönettiği bir Türkiye’de asla ve asla darbe olmaz, hiç kimse aklının ucundan darbeyi geçirmez. Çünkü herkes der ki, ‘ben düşüncelerimi özgürce dile getiriyorum, bu ülkenin caddelerinde, sokaklarında özgürce geziyorum. Yasak yok, baskı yok. Üniversiteler özgür, üniversiteler özgürce yayın yapıyorlar.’ Gençlerimiz bu ülkenin caddelerinde, sokaklarında düşüncelerini özgürce dile getiriyorlar ve her kurum yasal zeminde kendi görevini yapacak CHP iktidarında. Orduya, kışlaya ve adliyeye siyaset girmeyecek. Siyasetin yeri ayrıdır, onların yeri ayrıdır. Yargı bağımsızlığını sağlayacağız, medya özgürlüğünü sağlayacağız, üniversite özgürlüğünü sağlayacağız. Devlette liyakat esasını getireceğiz. Yani işi ehline teslim edeceğiz. Partizanlık yapmayacağız ve her kuruşun hesabını 90 milyon vatandaşımıza vereceğiz. Çünkü biz her kuruşun hesabını topluma veren bir siyasal gelenekten geliyoruz, bir anlayıştan geliyoruz, bir inançtan geliyoruz. O nedenle eğer bu ülkede huzur olacaksa, bu ülkede barış olacaksa, bu ülkede terör olmayacaksa ve bu ülke Mustafa Kemal Atatürk’ün öngördüğü çağdaş uygarlık düzeyini aşacaksa bunun ilacı Cumhuriyet Halk Partisidir. Bunu inanarak söylüyorum. Bunu inanarak ifade ediyorum. Bir siyasetçinin ötesinde inanarak ifade ediyorum.

HUZUR İSTİYORUZ, BARIŞ İSTİYORUZ

Oyunlarımız oynandı burada, halk oyunlarımız. Bu bizim bir zenginliğimizdir. Karadeniz de böyledir, Akdeniz de böyledir, Urfa’nın hoyratı da bizimdir. Zaman zaman düşünürüz deriz ki, acaba Karadeniz’de böyle duyarlı bir şarkı, türkü var mıdır diye, hüznümüzü anlatan bir şarkı, türkü var mıdır diye? Cerrahpaşa türküsünü bilirsiniz hepiniz. Cerrahpaşa’yı anlatan, bir oğulun bir babayı kaybettiği bir türküyü anlatan bir Karadeniz türküsü vardır. Urfa’nın hoyratı vardır, Urfa ovası bitmez ama o ova ancak bir hoyratla biter. Karadeniz’de hoyrat olmaz neden? Çünkü o kadar düz ova yoktur. Kendi kültürümüzü yüzyıllar içinde oluşturmuşuz zaten. Türkülerimizden korkmamalıyız. Eğer siz türkülerden korkup da Yön Radyoyu kapatıyorsanız sizin kafanızın arkasında bir başka sorun var demektir. Niye kapatıyorsunuz? Türkülerden korkulur mu? Yılların kültürüdür süzülüp gelmiştir buraya kadar. Oyunlarımız böyledir, kültürümüz böyledir, bilmecelerimiz böyledir, masallarımız böyledir. Bakın, masallarımız hep mutlu sonlarla biter.
Dolayısıyla biz kendi kültürümüzün çoğu kez farkında bile değiliz. O nedenle yine söyleyeyim, huzur istiyoruz, barış istiyoruz. Hep söylerim, bir ülkede huzur var mıdır, yok mudur bunu nereden öğrenebiliriz, nasıl öğrenebiliriz, bunu nereden görebiliriz? Bunun tek bir ölçüsü vardır. Eğer bir ülkede kadının yüzü gülüyorsa bilin ki, o ülkede huzur vardır ve bereket vardır.
Hepinize en içten selamlarımı, saygılarımı sunuyorum. Güzel bir tesisin burada temelini atacağız, hizmete açacağımız tesisler var. Dolayısıyla Karşıyaka Belediye Başkanımıza, genç ve yakışıklı Belediye Başkanımıza hepinizin huzurunda teşekkür ediyorum.