CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN KADIN MUHTARLARLA TOPLANTI SONRASINDA YAPTIĞI KONUŞMA (18 EKİM 2017)  
18.10.2017
19173
Yazı Boyutu: A- A+

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN KADIN MUHTARLARLA TOPLANTI SONRASINDA YAPTIĞI KONUŞMA
(18 EKİM 2017)

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Biz kendi tüzüğümüzde yüzde 33, Avrupa’nın en büyük cinsiyet kotasını getirdik. ’Kadın kotası’ demiyoruz, ’cinsiyet kotası’ diyoruz. Siyasi Partiler Yasası değişecekse biz buna hazırız, bunun sözünü kadın muhtarların önünde CHP Genel Başkanı olarak veriyorum. Cinsiyet kotasını, Siyasi Partiler Yasası’na getirerek, kadınlara pozitif ayrımcılık sağlayarak biz Türkiye’nin çehresini değiştirebiliriz" dedi.

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun, Ankara Ata Köşk Otel’de düzenlenen ve çeşitli illerden kadın muhtarların katıldığı toplantıda yaptığı konuşma şöyle:

Efendim şu an salon bir çiçek bahçesi gibi. Kadın muhtarlarımız burada. Hepinize yürekten teşekkür ediyorum, davetimizi kabul ettiniz geldiniz buraya. Sizlerle beraber olmanın onurunu taşımaktan da büyük bir keyif aldığımı ifade etmek isterim.

Üç kadın muhtar arkadaşımız konuştu. Cennet Hanım aynı zamanda kısaca sorunları da dile getirdi. Diğer muhtar arkadaşlarım, Kars’tan gelen arkadaşım bölgede sorunun çok daha fazla olduğunu ifade etti. Sağ olsun Halime Hanım da hem bir Ankara türküsünü okudu, aynı zamanda da düşüncelerini kısaca ifade etti.

Öncelikle şunu ifade etmek isterim. Kadınların siyasette daha fazla yer alması gerekiyor. Kadınlar siyasete damga vurmak zorundadır. Kadınlar siyasete girdiği ölçüde siyasetteki ahlaki düzey yükselecektir. Kadınlar siyasete girdiği ölçüde tartışmalardaki düzey yükselecektir. Kadınlar siyasete girdiği ölçüde Türk siyaseti daha saygın bir yerde olacaktır. Kadının bir başka özelliği daha var Allah’ın vergisi bir sezgi gücü var. Riski, tehlikeyi önceden görür kadın. Belki anne olmanın getirdiği bir ayrıcalıktır bu. Dolayısıyla bugün ülkenin içinde bulunduğu durumdan ben bireysel olarak nasıl kaygı duyuyorsam ama benim duyduğum kaygıdan çok daha fazlasını bu ülkenin kadınları duyuyor. Ve ülkenin kadınları ister muhtar olsun, ister iş dünyasında olsun, ister ev hanımı olsun, isterse politikada olsun gidişten ciddi endişeler duyuyor. Bu endişeleri bir şekliyle toplumun her kesimiyle paylaşıyor ve paylaşmak da zorunda. Hep birlikte güzel bir Türkiye’de yaşamak istiyoruz. Hep birlikte güzel bir Türkiye’de kadın – erkek eşitliğinin olmasını istiyoruz. Hep birlikte bu güzel Türkiye’de kadınların siyasete damga vurmasını istiyoruz. Siz demokrasinin güçlenmesi açısından Anadolu’nun değişik yerlerinde köyde veya mahallede demokrasiyi getiren bireylersiniz. Muhtar olmak kolay değil doğru ben de biliyorum. Muhtar olmak için bir siyasal partiye dayanmak da gerekmiyor. Muhtar olmak için kendi kişiliğinizle, birikiminizle çıkıyorsunuz mahalleye veya köye, ben bu köyün veya bu mahallenin muhtarı olmak istiyorum diyorsunuz. Kapı kapı dolaşıyorsunuz, kendinizi anlatıyorsunuz, neler yapacağınızı anlatıyorsunuz ve seçiliyorsunuz. Demokrasinin en saf, en güzel, en temiz tecelli ettiği seçimler muhtarlık seçimleridir. O açıdan muhtarlık seçimlerini önemsiyoruz.

Önemsiyoruz ama başka sorunlar var, muhtarlara gerçekten de gerekli önemi siyaset kurumu veriyor mu? Veriyor mu? Ben de biliyorum vermiyor. Ama muhtarların sorunlarını dile getirdikten sonra iktidar da kulak kabartmaya başladı. Ben yaklaşık 5 yıl önce muhtarların sosyal güvenlik primlerinin İçişleri Bakanlığı tarafından yatırılması gerektiğini söyledim niçin? Belediye Başkanı seçimle gelir, aldığı ücretin bir kısmının sosyal güvenlik primini devlet öder, milletvekili seçimle gelir, Cumhurbaşkanı seçilir seçimle gelir, ama hepsinin aldığı aylıkların bir kısmının sosyal güvenlik primini devlet öder. Muhtar da seçimle geliyor, üstelik daha güzel bir seçimle geliyor, üstelik siyasi partilerden bağımsız olarak geliyor, üstelik demokrasinin en saf en temiz seçimiyle geliyor. Onun neden sosyal güvenlik primi yatırılmıyor diye ısrarla söyledik. Sonunda bir adım atıldı bu önemli.

Şimdi geldi başka adımları atmaya, yanlış hatırlamıyorsam Kars’tan gelen Belediye Başkanımız Beste Hanım söyledi, muhtarların oturacak yerleri yok. Halime Hanım da sanıyorum buna benzer bir ifade kullandı, Cennet Hanım da benzer düşünceyi dile getirdi. Eğer bir kişi seçimle geliyorsa, mahallenin veya köyün oyunu alıyorsa, o mahalleyi ve o köyü temsil ediyorsa onun oturabileceği bir yer, oturabileceği bir makam olmalıdır. Ve bu yeri ve makamı sağlamak da Türkiye Cumhuriyeti devletinin görevidir, lütfu değil görevidir. Bunu yapmak zorundadır. Ya seçim yaptırmayacaksınız, seçim yaptırıyorsanız oturacak bir yer bulmalısınız. Belediye Başkanının yeri var doğru, Cumhurbaşkanının yeri var, milletvekilinin yeri var, muhtarın yeri niye yok. O da seçimle geliyor. Onu başkaları mı seçti? Hayır, bu ülkenin insanı seçiyor. Onların da oturacak yerleri, makamları olmalı.

Belediyeler emlak vergileri topluyorlar. Şöyle bir öneri getiriyoruz, emlak vergisi toplanıyor mu, toplanıyor. Her mahalleden toplanıyor mu? Evet toplanıyor. O emlak vergilerinden bir miktar muhtarlığa pay ayrılamaz mı? Ayrılabilir. Çünkü o mahalleli derdini anlatmak için önce o muhtara gidiyor, derdini anlatıyor, benim bu sorunumla ilgilen diye. O zaman emlak vergilerinden belli bir oran muhtarlara ayrılır. Yeter mi? Yetmez. Mutlaka her belediye bölgesinde ve kırsal kesimde, köyde muhtarın oturabileceği bir yer, bir bina olmalı. Ve vatandaş da bilmeli ki bu muhtar geliyor, seçilecek, burada oturacak ve ben bir sorunla karşılaştığım zaman önce kapısını çalacağım muhtar olacak ve muhtara gidecek. Yerini, adresini bilmiş olacak. Yeri lazım. Telefon, internet harcamalarının yine ilgili belediye tarafından karşılanması lazım, eğer nüfusu belli bir oranı geçiyorsa ayrıca belediye tarafından muhtara bir sekreter verilmesi lazım.

Bunları niçin anlatıyorum? Hepimiz gelip geçiciyiz, sizler de gelip geçicisiniz. Ama muhtarlık kurumu kalıcıdır. Milletvekilliği kalıcıdır, Cumhurbaşkanlığı kalıcıdır, Belediye Başkanlıkları kalıcıdır. Hepimiz gelip geçeceğiz ama bu makamlar kalacak. Ama bu makamların toplumun öngördüğü ağırlıkta temsil edilmeleri gerekir.  Dolayısıyla buna uygun yasal düzenlemelerin yapılması lazım. Yeterli mi? Yetmez. Bakın muhtarlıkla ilgili pek çok düzenleme değişik kanunların içinde var. Ama muhtarlara özgün, bağımsız bir kanun yok. Demek ki parlamentoya düşen bir görev de muhtarlıklarla ilgili özel bir düzenleme yapmak, özel bir kanun çıkarmak. Yani muhtar arkadaşımız kanunu eline aldığında kendisiyle ilgili bütün düzenlemeleri o kanunda görmeli. Bazen İçişleri Bakanlığı, bazen muhtarlık kanunu, bazen mahalle kanunu, bazen belediye kanununda parça parça bir sürü yerde muhtarlarla ilgili hüküm var. Her muhtar her kanunu bilmek zorunda değil. Ama her muhtar eğer kanun varsa o kanunu alır açar bakar, okur görevini de bilir.

Dolayısıyla ne yapacağını ve ne yapmayacağını, görevlerinin hepsini bir şekliyle bir kanuna bakarak öğrenmiş olur. Yeter mi? Yetmez.

Bakın şimdi, özellikle mahalle muhtarı arkadaşlarıma seslenmek isterim. Sizin mahallenizle ilgili bazen belediye meclisinde karar alınır sizin hiç haberiniz bile olmaz. O mahalle seçti sizi, o mahalle size oy verdi, o mahalleyle ilgili belediyede bir karar alınıyor ama mahalle muhtarının haberi yok. Olmaz. Demek ki ne yapmak gerekiyor? Şunu yapmak gerekiyor; yasal düzenlemeyle muhtarın bulunduğu mahalleyle ilgili belediye meclisinde bir sorun görüşülecekse o mahallenin muhtarı o kararın alınmasında söz ve karar sahibi olmalıdır. Yani belediye meclisine davet gelmeden o karar görüşülmemelidir. Muhtar gelmeli, o kararla ilgili kürsüye çıkmalı, konuşmalı, karar görüşülürken de oy sahibi olmalıdır. Bu neden gereklidir? Eğer muhtar mahallede seçilmişse, o mahallenin oyunu almışsa, o mahalleyle ilgili bir karar verilirken eğer muhtarı görmezlikten gelirseniz orada demokrasi olmaz arkadaşlar. Ben neden dedim ki, muhtarlar bizim demokrasimizde en güzel seçimle, en saf seçimle gelirler makamlarına otururlar diye. Nedeni şuydu; bir partiye üye değilsiniz siz veya üyesiniz ama çıkarken ben falan partinin değil, ben bu mahallenin muhtarı olacağım diyorsunuz. Her partiden vatandaş gelip sizlere oy verebiliyor ve dolayısıyla her partiden vatandaş bir sorunla karşılaştığında gelip muhtarın kapısını çalıyor benim böyle bir derdim var.

Bir başka önemli konu; muhtarlık kurumu sıradan bir kurum değil. Muhtar mahallesini en iyi bilen kişidir. Bunu niçin anlatıyorum biliyor musunuz? Ortadoğu Teknik Üniversitesinde iki akademisyen Türkiye’de yoksulluk araştırması yapmak isterler, Türkiye’de yoksulluk, yurtdışından bir fon da bulunur. Yoksulluk araştırmasını yapacaklar ama yoksulluğu nereden bulacaklar. ODTÜ’de öğrencileri okutuyorlar, lojmanda kalıyorlar iyi de Türkiye’de yoksulları nereden bulacaklar? Konuşurken birisi diyor ki, yoksulu bulmak kolay, gideceksiniz mahallenin muhtarını bileceksiniz, mahallenin muhtarının kapısını çalacaksınız diyeceksiniz ki, bu mahallede hangi hanede yoksulluk var muhtar size adresini verir gidersiniz o aileyle oturur konuşursunuz ve araştırmalarınızı yaparsınız. Ve gerçekten de başvurdukları ilk kişi gecekondu bölgelerindeki muhtarlar olmuş. O öğretim üyeleri bu çalışmaları yaptıktan sonra muhtarlık kurumunun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha kavramış oluyorlar.

Dolayısıyla muhtarlık kurumunu-bir ara dillerde vardı acaba gereksiz midir kapatalım mı muhtarlık diye düşünüyorlardı, biz bunu en ağır şekilde eleştirdik-Osmanlı’dan bu yana gelen muhtarlık kurumunu bırakın kapatmayı daha da güçlendirmemiz gerekir. Neden? Demokrasinin ilk basamağıdır ve en önemli basamağıdır. Eğer muhtarlık kurumunu kapatırsanız emin olun ailede de demokrasi olmaz. Kadın – erkek eşitliğini de savunamazsınız. Bakın parlamentodaki milletvekili sayısından çok daha fazla kadın milletvekilimiz var. Bu bizim için gurur verici, Türkiye içinde gurur verici. Biz yabancı ülkelere gittiğimizde de şu kadar kadın muhtarımız var rahatlıkla diyebiliyoruz. Niçin söylüyoruz? Bizde de kadın – erkek eşitliği var, kadınlar bizde de seçime giriyorlar ve mücadele ediyorlar ve önemli yerlere gelebiliyorlar diye.

Tabi bunları söylüyoruz ama gönlümüzde yatan şu; ben kadınlar siyasete damga vursun, daha fazla siyasete girsinler diyorum, ama bu yetmez aslında. Hayatın her alanında kadınların olması lazım, iş dünyasında kadınların olması lazım, üniversitelerde kadınların olması lazım. Hayatın her alanına kadınlar girmeli. Kırsaldan kadın kente geldiği zaman büyük ölçüde evine kapanıyor. Oysa kırsalda kadın kocasıyla beraber, eşiyle beraber günün neredeyse 24 saati çalışıyorlar. Emek harcıyor, çalışıyor, tarlaya gidiyor, hayvanlara bakıyor, çocuklara bakıyor, evin temizliğine bakıyor, hayatın her alanına giriyor. Kente geldiği zaman kentte evinde oturmak zorunda kalıyor. Ve bu kadının yaşamında kırsaldan gelip kentte yaşayan kadının yaşamında derin bir sorun yaratıyor.

Biz kendi belediye başkanlarımıza şunu söyledik. Dedik ki, bulunduğunuz yerde mutlaka kreş açın, mutlaka. Anne çocuğunu güven içinde getirsin kreşe versin ve dolayısıyla kadın çocuğundan bağımsız olarak çocuğunu emanet etti bir kreşe gayet güzel, orada iyi öğretmenler var, çocuğa bakıyorlar beslenmesi, bakımı her şeyi çok iyi. O zaman kadın da gidip kenti gezebilmeli, alışveriş merkezine gidebilmeli. Gerekirse sinemasına gidebilmeli, gerekirse caddelerinde, parklarında oturabilmeli, gerekirse arkadaş ziyaretleri yapabilmeli, gerekirse Ankara, İstanbul, İzmir gibi kentlerde yaşıyorsa o kenti görmeli, tanımalı. Anadolu’dan gelip İstanbul’da yıllardır yaşayan ama denizi görmeyen kadınlarımız var. İzmir’de yaşayan denizi görmeyen kadınlarımız var. Dolayısıyla bizim ve muhtar olarak da sizin hepimizin sorumluluğu var. Bu sorumluluğun bilincinde olarak biz kadınların hem iş dünyasında, hem siyaset dünyasında, hem başka alanlarda, sanat dünyasında ağırlıklı olarak yer almalarını istiyoruz. Kadınlar gücünü bir damga olarak Türk siyasetine vururlarsa emin olun Türk siyasetinin çehresi değişecektir. Emin olun Türkiye o zaman çağdaş uygarlığı yakalayacaktır. Sizin sezginize güveniyorum.

Biz bir şey daha yaptık Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Yüzde 33 cinsiyet kotası getirdik seçimlerde. Ama milletvekili seçimleri değil, çünkü o seçimlerde cinsiyet kotasının uygulanabilmesi için siyasi partiler yasasının değişmesi lazım. Şimdi kadın muhtarlar olarak sizden isteğim, hangi milletvekili sizi ziyarete gelirse, hangi partiden olursa olsun ilk söyleyeceğiniz cümle şu olmalı: Neden Türk Siyasi Partiler Yasasını değiştirmiyorsunuz, neden cinsiyet kotası getirmiyorsunuz? Kadın milletvekili sayısı parlamentoda artmalı diyebilmelisiniz. Biz buna hazırız. Bakın medyanın önünde bunun sözünü veriyorum. Getirsinler biz kendi tüzüğümüzde yüzde 33, Avrupa’nın en büyük cinsiyet kotası yüzde 33 getirdik. Kadın kotası demiyoruz dikkatinizi çekerim, cinsiyet kotası diyoruz. Eğer bir yerde kadın üye sayımız fazlaysa erkekler için yüzde 33 kotanın uygulanması lazım. Bu bazı yerlerde oluyor. Ama ağırlıklı olarak cinsiyet kotasının yüzde 33 uygulanması lazım. Siyasi partiler yasası değişecekse biz buna hazırız. Bunun sözünü kadın muhtarların önünde Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı olarak veriyorum. Getirsinler siyasi partiler kanununu yüzde 33 cinsiyet kotasını uygulayalım. Lafa gelince konuşuyoruz, kadın böyledir, kadın şöyledir, kadın işte sezgi gücü fazladır diye bir sürü laf ediyoruz. Ama laf etmek yetmiyor. Bunu uygulamaya dökmek gerekir. O nedenle söylüyorum, gelip sizinle birisi muhatap olduğunda, bir siyasetçi muhatap olduğunda, bir Genel Başkan sizinle muhatap olduğunda, biriniz söz alacak diyeceksiniz ki, “Çok güzel konuştunuz ama bize Kemal Kılıçdaroğlu bir söz verdi, yüzde 33 cinsiyet kotasını getirin siyasi partiler yasasına koyun, böylece Türk siyasetinde kadın – erkek eşitliğini biz o zaman sağlamış oluruz. O zaman sizin kadınlara değer verip vermediğinizi ve bu alanda samimi olup olmadığınızı o zaman ölçmüş oluruz.” Bunu söyleyin olur mu? Söz mü, söz mü? Güzel. Emin olun bunu gerçekleştirdiğiniz andan itibaren Türkiye’de siyasetin çehresi değişecektir.

Eskiden özellikle kırsal kesimde kız çocuklarının okumasına pek imkan verilmezdi. Anneler de kız çocuklarının okumasını istemezdi pek fazla. Ama bugün Türkiye’nin neresinde olursa olsun doğu – batı, güney – kuzey neresi olursa olsun ister kırsal kesim, ister kent olsun her anne çocuğunun okumasını istiyor, her anne. Ve her anne özellikle kız çocuğunun kendisinden daha iyi yetişmesini istiyor. Kimsenin eline, avucuna bakmamasını istiyor. Kendi ekonomik güvencesinin olmasını istiyor. Bu çok önemli bir mesafedir. Biz bu mesafeyi hep birlikte aldık. Şimdi cinsiyet kotasını getirerek, siyasi partiler yasasında getirerek kadınlara pozitif ayrımcılık sağlayarak biz Türkiye’nin çehresini değiştirebiliriz. Erkek egemenliğini kırıp kadın – erkek eşitliğini sağlayabiliriz. Dolayısıyla en büyük güvencem kadınlar.

Kadınların siyasette şöyle bir rolü daha var, onu da özellikle bizim Kadın Kolları Genel Başkanımız da burada ona da zaman zaman ifade ederim, kadınların bir başka özelliği şu; bir öykü anlatayım sonra buna değineyim. Siyasete girmeden önce havaalanına yakın bir yerde arkasında Büğdüz Köyünde benim bir hafta sonu evim var, küçük bahçe içinde bir yer. Genel Başkan olduktan sonra oraya gitme şansım hiç olmadı. Şimdi o köyden dönerken bir pazaryerine uğradık, pazarda yaşlı bir adam biraz dertli görünüyordu. Domates alırken dedim ki, “Hayrola amca niye dertlisin...” Dedi “Eşim öldü. Eşim öldüğü için dedi çok dertliyim.” Bana şöyle anlattı derdini, “Hiç kimsenin kapısını çalamıyorum, hiç kimse de bizim eve gelmiyor. Halbuki hanım hayattayken kadınlar gelirlerdi, oturur konuşurlardı, ben de bir köşede otururdum. Ama şimdi hiç kimse evime gelmiyor ve bende birisinin kapısını çalıp bir yere gidemiyorum.” Kadının böyle bir rolü var. Kadın insan ilişkilerini kurmada olağanüstü bir güce sahip. Dolayısıyla ben söylerim, bir evin kapısını çalıp o eve girecek olan erkek değil kadındır. Eğer erkek gidip bir evin kapısını çalıp siyasi propaganda yapmaya giderse, kapısını çaldığında ve kadın açtığında ya icra dairesinden geldi ya mahkemeden geldi bu adam diye aklına gelir. Dolayısıyla erkeğin olumsuz bir yönü var, ama kadının bir gücü var. Kadın ne yapar? Rahatlıkla kapıyı çalar, güler yüzle içeriye davet edilir, oturur çayını, kahvesini içer. Dolayısıyla kadınların siyasetteki rolü çok ama çok önemlidir. O açıdan siz siyasete bir şekliyle girdiniz, bir şekliyle seçimlere girdiniz, bir şekliyle geldiniz muhtar oldunuz, bazı arkadaşlarım masada otururken sordum tek tek, bazı arkadaşlarımın ilk dönem, bazıları ikinci dönem, bazıları üçüncü dönem muhtarlık yapıyorlar. Tabi biz Türkiye’de tam rakam vereyim 50 bin 217 muhtarımız var, ama kadın sayısı bunun içinde çok ama çok az. Oysa bu sayının da yükselmesi lazım. Yani bu sayının neresinden bakılırsa bakılsın önümüzdeki 5 yıl içinde, 10 yıl içinde 5 bine, 10 bine çıkması lazım. Kadın daha güçlü bir şekilde girmeli ve hak ettiği yerlere gelebilmelidir.

Biraz uzun konuştuğumun farkındayım. Sizlerle beraber olmak benim için bir gurur vesilesi oldu. Bu toplantıyı düzenleyen arkadaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum. Bütün kadın muhtar kardeşlerime seslenmek isterim ve eğer bir sorununuz olursa rahatlıkla bize iletebilirsiniz. Çözeriz veya çözmeyiz en azından o sorunla bir şekliyle ilgileniriz. Ben devleti devlet yapanın insanlar değil kurumlar olduğuna inanan bir insanım. Neden kurumlar? Bir devlette Merkez Bankası varsa, bir devlette bakanlıklar varsa, bir devlette Genelkurmay Başkanlığı varsa, bir devlette efendim Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurumları varsa, buna benzer kurumlar varsa orada devlet liyakat sistemi üzerine yücelir ve yükselir. Ve devleti devlet yapan bu kurumlar ne kadar güçlü olursa devlet de o kadar güçlü olur. Buna güç verecek olan da aslında demokrasidir. Demokrasi içinde insanlar seçilip gelmeli, demokrasi içinde bu kurumlar yönetilmelidir. Ama yönetilirken liyakat esası gözardı asla ve asla edilmemelidir.

Sizler birikiminizle, çalışkanlığınızla, mahallede ve kırsalda sevildiğiniz için, sayıldığınız için seçimlere girdiniz, kazandınız ve önemli bir mevkidesiniz şu anda. Muhtarlığın ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyorum. Hayatımın hemen hemen her aşamasında da bunun farkındayım, görüyorum. Arkadaşlarım da bunun farkındalar ve görüyorlar. Aslında Türk siyaseti de bunu görmeye başladı ve muhtarlık kurumunun ne kadar önemli olduğunu bir şekliyle hemen hemen her ortamda vurguluyoruz.

Sizden bir şey istemiştim cinsiyet kotası için. Bir şey daha istiyorum sizden. Eğer herhangi bir siyasetçi gelip kapınızı çaldığında şunu söyleyin deyin ki, “Çok güzel laflar ettiniz, çok iyi konuştunuz ama bizim doğru dürüst bir kanunumuz yok. Köy muhtarları ayrı, mahalle muhtarları ayrı, değişik bakanlıklarda değişik tüzüklerde, yönetmeliklerde bir sürü hüküm var. Biz nerede ne olduğunu bile bilmiyoruz. Sizden isteğim muhtarlarla ilgili tek kanun. Her şey o kanunda yazılı olsun bunun bize sözünü verin.” O size diyecek ki, “Ben söz vereceğim ama acaba bu Kılıçdaroğlu ne diyor.” Diyeceksiniz ki, “Biz konuştuk, Kılıçdaroğlu bize söz verdi, getirdiğiniz zaman o da el kaldıracak.” Hep beraber bunu çıkaracağız. Anlaştık mı? Muhtarlarla ilgili bağımsız bir kanunun çıkması lazım. Muhtar kardeşlerim de seçime girdikten sonra veya seçime girmeden önce açacaklar muhtarlık kanununu bütün bilgiler orada olacak. Mahallenizle ilgili yine şunu da diğer partilerden herhangi bir siyasetçiyle karşılaştığınızda diyeceksiniz ki, ben bu mahallenin muhtarıyım, bu mahalleyle ilgili belediye meclisinde karar alınıyor benim haberim yok, bu ne biçim muhtarlık? O da size diyecek ki haklısınız. Haklısınız diyecek. O zaman diyeceksiniz ki madem söz verdiniz, madem benim haklı olduğumu söylüyorsunuz o zaman belediye meclisinde benim mahallemle ilgili bir konu görüşüldüğünde ben belediye meclisi üyesi olayım veya olmayayım o kararın görüşülmesinde söz ve karar sahibi olmalıyım. Bunun yasal düzenlemesini istiyorum deyin. O size diyecek ki, efendim biz bunu yapacağız ama bu Kılıçdaroğlu ne diyecek? Diyeceksiniz ki biz ondan söz aldık. Ondan söz aldık o elini kaldıracak ve size her türlü desteği verecek. Siz hem mahallede güçlü olacaksınız, hem Türk siyasetinde güçlü olacaksınız.

O açıdan elbirliğiyle demokrasinin kalitesini daha nitelikli hale getireceğiz, yücelteceğiz. Bunu yaptığımız zaman göreceksiniz ki Türkiye’de her şey çok güzel olacak.

Efendim beni dinlediğiniz için hepinize şükran borçluyum, sağ olun, var olun, teşekkür ediyorum.