CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN "MERZİFON BELEDİYESİ TOPLU AÇILIŞ VE TEMEL ATMA TÖRENİ"NDE YAPTIĞI KONUŞMA (27 AĞUSTOS 2016)  
27.08.2016
35662
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU "MERZİFON BELEDİYESİ TOPLU AÇILIŞ VE TEMEL ATMA TÖRENİ"NDE KONUŞTU

-BU ÜLKEDE KARDEŞÇE YAŞAMAYA MAHKUMUZ


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Düşüncelerimiz farklı olabilir, partilerimiz farklı olabilir, görüşlerimiz farklı olabilir ama biz bu ülkede kardeşçe yaşamaya mahkumuz diyorum birlikte yaşamaya. Bölünmeyeceksek, ayrışmayacaksak kardeşçe yaşamak en büyük arzumuz olmalıdır. Ayrılık yapmamalıyız, ayrım yapmamalıyız, bir arada huzur içinde kardeşçe yaşamalıyız." dedi. CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun Merzifon Belediyesi Toplu Açılış ve Temel Atma Töreni’nde yaptığı konuşma şöyle:

EĞER TERÖR KONUSUNDA BİRLİK OLURSAK, BİZ BU SORUNU ÇÖZERİZ

Halka hesap verdiğimiz andan itibaren demokrasiyi Türkiye’ye tam anlamıyla getirmiş oluruz. Şehitlerimiz var, gazilerimiz var. Dün Cizre’de 11 şehidimiz, Anadolu’nun değişik illerinde ateş olarak evlere düştü. Şehitlerimiz için ne söylersek söyleyelim, sözün bittiği yerdeyiz. Sonuçta ateş düştüğü yeri yakıyor. Erzincan’a gittim, Erzincan’da şehidimizin ailesini ziyaret ettim. Babanın söylediği, şunu söylüyor, “Bu acıyı biz çektik”, anneler söylüyorlar “Bu acıyı biz çektik, başka anneler başka babalar bu acıları yaşamasın. Bunu mutlaka çözün” diyorlar. Eğer terör konusunda birlik olursak, beraber mücadele edersek, ortak aklı egemen kılarsak, sadece benim dediğim doğrudur, diğerleri yanlıştır diye bir tuzağın içine düşmezsek, emin olun biz bu sorunu çözeriz. Niye çözmeyelim? Elin oğlu bu sorunu çözüyor da, koskoca Türkiye Cumhuriyeti neden bu sorunu çözmesin? Bunun mücadelesini vermek zorundayız.

BU GÜZEL TÜRKİYE’Yİ BİR CENNETE DÖNÜŞTÜREBİLİRİZ

Ve tabii az önce söyledim, düşünmek dediğimiz önemli bir kavram vardır, düşünmek aynı zamanda dinlemek demektir. Düşünmek aynı zamanda sorgulamak demektir. Mademki bundan on yıl önce, on iki yıl önce, on üç-on dört yıl önce Türkiye’de terör yoktu, neden şimdi Türkiye bir terör batağındadır? Bunu hep beraber düşünmek zorundayız. Hep beraber bunu sorgulamak zorundayız. Dış politikamızı barış endeksli yapmazsak başımıza felaketler gelir. Örnek mi istiyorsunuz? IŞİD belası. Adı nedir, açılımı? Irak Şam İslam Devleti. Ya İslamiyet’i benimseyen birisi gencecik çocukları, masum kadınları bombayla öldürür mü? Camileri bombalar mı? Türbeleri bombalar mı? Bunların Müslümanlık anlayışıyla bizim Müslümanlık anlayışımız arasında dünya kadar fark vardır. Bizim Müslümanlık anlayışımızda insan sevgisi vardır, yurt sevgisi vardır, bayrak sevgisi vardır, kardeşlik vardır, dostluk vardır bizim Müslümanlık anlayışımızda. 13. Yüzyıldan beri bu toprakların mayasında insanlık vardır. Mevlana vardır bu topraklarda. Hacı Bektaşi Veli vardır bu topraklarda. Bu topraklarda Yunus Emre vardır. Bu topraklarda Kaygusuz Abdal vardır, bu topraklarda Erzurumlu Emrah vardır. Bu topraklarda Ferhat ile Şirin vardır. Bu topraklarda Neşet Ertaş vardır. Bu topraklarda daha pek çok bilgin, pek çok alim, pek çok değerli insan vardır. Bu insanların tamamının kıymetini bilmeliyiz. Onların yolundan yürüdüğümüz sürece emin olun bu güzel Türkiye’yi bir cennete dönüştürebiliriz, birlikte yaşayarak, huzur içinde yaşayarak.



CAMİDE, KIŞLADA, ADLİYEDE SİYASET OLMASIN

Ön sıralarda kadın kardeşlerimiz var, annelerimiz var. Şunu asla hiç kimse unutmasın. Eğer bir ülkede kadının yüzü gülüyorsa bilin ki o memlekette huzur vardır. Ama kadının yüzü gülmüyorsa emin olun huzur yoktur. Kadınların sezgisi güçlüdür, olayları önceden görebilirler, kötülüklerin, musibetlerin geleceğini önceden görebilirler. Dolayısıyla kadının huzur içinde olduğu bir ülkede evde huzur vardır, mahallede huzur vardır, memlekette huzur vardır, her yerde huzur vardır. Caddelerinde, sokaklarında gezerken birbirimize düşmanca bakacağımıza, sert bakışlarla bakacağımıza selam vermeliyiz, tokalaşmalıyız, güler yüzle birbirimize bakmalıyız ve kucaklaşmalıyız.
Dediğim gibi bu kültür atalarımızda var, bu kültür dedelerimizde var. Ama bu kültürü kaybetmeyelim. Onun için söyledim camide siyaset olmasın, kışlada siyaset olmasın, adliyede siyaset olmasın. Her partiden vatandaşımız camiye gider. Dolayısıyla camide siyaset olmaz. Orada biz manevi dünyamızla yüce Yaradan’a duada bulunuruz, ibadetimizi yaparız. Orada ayrılık gayrılık olmaz, orada kin, düşmanlık olmaz. Orada otururuz dualarımızı yaparız. Orada siyaset olmaz.
Kışla; kışlada siyaset olmaz. Kışlaya siyaset girerse her zaman, her gün başımıza darbeler gelir. Birileri kalkar ben darbe yapacağım der. Kışlada siyaset olmaz. Bakınız, Gazi Mustafa Kemal Atatürk cumhuriyeti ilk kurduğu yıllarda Genelkurmay Başkanı gelir der ki, ben de milletvekili olacağım. Ama hem milletvekili, hem Genelkurmay Başkanı. Hem komutan, hem milletvekili olacağım der. Gazi Mustafa Kemal Atatürk şunu söyler, siyaset ayrıdır, ya o koltukta oturacaksın, ya o koltuktan ayrılacaksın milletvekili olacaksın. Ordunun içine siyaseti ben sokmam demiştir ve Mustafa Kemal Atatürk ordunun içine siyaseti sokmamıştır.
Adliyede siyaset olmaz. Niçin? Orası adalet dağıtan bir yerdir. Adalet dağıtılan bir yerde bu hakim, bu savcı bizim partili, bu hakim bizim lehimize karar verecek dendiği andan itibaren orada adalet biter. Hepimizin başvurduğu yer neresidir? Adalettir. Haksızlıkla karşılaştığımız zaman nereye gideriz? Mahkemelere gideriz. Dolayısıyla adliyede de siyaset olmaz. Ne diyor bir bilgin? Bir bilgin şunu söylüyor; adalet kutup yıldızı gibidir yerinde sabit durur ama bütün kainat onun etrafında döner. Dolayısıyla adalet bu kadar soylu bir kavramdır. Adaleti eğer yıpratacaksanız içine siyaseti sokun. Eğer hayır adalet soylu bir kavram olarak kalsın, adil bir yargılama olsun, adalet teessüs etsin diyeceksek o zaman siyaseti onun dışına çıkaracağız.
Çünkü siyaset farklılık demektir. Aynı değildir bakın farklılık demektir siyaset. Nedir farklılık? Çok sayıda partimiz var, her partimizin ayrı görüşleri var. Ama her partinin bir araya gelip ortak payda oluşturması gibi bir kültürü benimsemeleri de gerekir. Ben Yenikapı mitingine katıldığımda dedim ki, biz bu mitinge katılacağız güzel. Ama öyle mesajlar vermeliyiz ki, bu mesajlarla biz tarihe not düşelim. Aynı hatalarla Türkiye bir daha karşılaşmasın.

LİYAKAT DEVLETİ DEVLET YAPAN TEMEL KURUMDUR

O nedenle söyledim camide, kışlada, adalette siyaset olmasın. O nedenle söyledim devlette liyakat olsun. Liyakat olursa devlette o zaman devlet dediğimiz kurum güçlü olur. Ne demektir liyakat? İşi ehline vermek demektir liyakat. Bakın, işi ehline vermek demektir. İşi Ali’ye, Veli’ye, işi şu cemaatten, şu mezhepten, şu partiden olana verin demek değildir. Yüce Yaradan bile bunu emrediyor. İşi ehline verin diyor. En iyi yapana verin diyor. Eğer işi ehline vereceksek devlette liyakati egemen kılacağız.
Çok çarpıcı bir örnek vereceğim her yerde bunu söylerim. Türkiye Cumhuriyeti’nde Başbakan olmak için, bakan olmak için, milletvekili olmak için, il başkanı, ilçe başkanı olmak için ilkokul diplomanızın olması yeterlidir. Ama devlette memur olmanız için KPSS sınavına girmeniz gerekir, sınavı kazanmanız gerekir. Şef olmanız için 4 yıllık üniversiteyi bitirmeniz lazım. Müsteşar olmak için 4 yıllık üniversiteyi bitirmeniz yetmez, en az 12 yıl devlette çalışmanız ve üst makamlarda çalışmanız gerekir. Liyakat budur. Başbakan olmak için ilkokul diploması, ama devlette Daire Başkanı olmak için en az 4 yıllık üniversite ve en az 12 yıl devlette hizmet gerekiyor. O açıdan liyakat devleti devlet yapan temel kurumdur.

CADI AVINI KABUL ETMEYİZ

Medya özgürlüğü bu anlamda çok önemlidir. Gazetecilerin, yazarların hapse atılmasını doğru bulmayız. Sanatçıların işine son verilmesini doğru bulmayız. Bir cadı avı başlatılmasını uygun görmeyiz ve bunu kabul etmeyiz. Adaleti her yerde ve her ortamda savunacağız. Hiç kimsenin, hiçbir vatandaşımızın mağdur olmasını istemeyiz. Mazlumun yanında olacağız, mağdurun yanında olacağız, adaletin yanında olacağız tıpkı bayrağımızın yanında olduğumuz gibi. İnsanı yüceltmek insanı sevmenin temel kuralı budur.

ŞEHİT YAKINLARI VE GAZİLERİMİZE HER YERDE SAYGI GÖSTERMEK ZORUNDAYIZ
Sözlerimi bitirirken yine gencecik çocuklarını bu ülke için toprağa veren annelerimize ve babalarımıza, mücadelelerini savaş meydanlarında yapan gazilerimize şükranlarımızı sunuyoruz. Onların ödedikleri bedelin çok ağır olduğunu biliyoruz. Ama biz onların kadrini ve kıymetini bilmek durumundayız. Onlara her ortamda ve her yerde saygı göstermek zorundayız.
Bakın, İngiltere’de bir şehit yakını bir mağazaya gittiğinde mağazada anons edilir falan şehidin yakını mağazamızı onurlandırmıştır diye. Biz bu değeri bu topraklara getirmeliyiz. Onlara otobüsteyse ön sırada yer vermeliyiz, onları baş tacı etmeliyiz. Eğer şehitlerimiz olmasaydı biz bugün burada bu güzel toplantıyı belki hiç yapmayacaktık. Belki karamsar bir ortamımız olacaktı. O nedenle biz şehitlerimize, onların yakınlarına her ortamda saygı göstermek, onlarla beraber olmak zorundayız. Onlara çok şey borçluyuz. Bunu asla unutmayalım ve unutturmamalıyız. Bizim belediyelerimizin olduğu yerlerde burada gördüm şehitlerimize parklarda yer veriliyor, Sayın Başkan eğer o parklarda o şehitlerimizin de birer heykelleri olursa çok daha mutlu oluruz. Çünkü şehitlerimizi fizik olarak da bir şekliyle heykellerle yaşatmak durumundayız. Sanata ve kültüre önem veriyorsunuz. Bunu yapmak zorundayız. Gerçekten de çalışacağız.

KARDEŞÇE YAŞAMAK EN BÜYÜK ARZUMUZ OLMALI

Büyük ozanımız var dünyanın çok iyi tanıdığı bir ozan. Adı Nazım Hikmet. O yurt dışında öldü, vatan sevgisiyle öldü ve onun en büyük arzusu da Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni başımda sadece bir taş olsa, bir çınar olsa yeter diyor. Ve o Milli Kurtuluş Savaşını en iyi anlatan ozanlarımızdan birisidir. Mehmet Akif de aynı değere sahiptir. O da Milli Kurtuluş Savaşını en iyi anlatan, özellikle Çanakkale’yi en iyi anlatan ozanlarımızdan, şairlerimizden biridir. İkisi de Allah’ın rahmetine kavuştu. Nazım belki bugünler için çok güzel bir şiiri var ama onun her zaman okuduğum iki mısrasını tekrar okumak isterim. Şöyle der Nazım; “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine. Bu hasret bizim” der. Bu hasretin peşinde olmalıyız. Hepimiz bir ağaç gibi tek ve hür olmalıyız ama bir orman gibi kardeşçe olmalıyız. Düşüncelerimiz farklı olabilir, partilerimiz farklı olabilir, görüşlerimiz farklı olabilir ama biz bu ülkede kardeşçe yaşamaya mahkumuz diyorum birlikte yaşamaya. Bölünmeyeceksek, ayrışmayacaksak kardeşçe yaşamak en büyük arzumuz olmalıdır. Ayrılık yapmamalıyız, ayrım yapmamalıyız, bir arada huzur içinde kardeşçe yaşamalıyız.
Hepinize en sıcak muhabbetlerimi sunuyorum. Hepinize selamlarımı, saygılarımı sunuyorum. Hepiniz var olun diyorum. Merzifon soruyordum neyi hatırlatıyor diye küçücük kızımıza. Merzifon bana geleceği hatırlatıyor diyor. Birisi tarihim, birisi geleceği söylüyor. Evet o küçücük çocuğumuz için Merzifon bir gelecektir. Bizim için yaşlı amca söyledi hem geçmiştir diyor, hem gelecektir diyor. Çünkü o Merzifon’un geçmişini de çok iyi biliyor, geleceğini de çocuklarına aktarıyor. Dolayısıyla hep birlikte sadece Merzifon’un değil, Türkiye’nin geçmişine de sahip olalım, geleceğini de birlikte inşa edelim. Yaşasın Türkiye, yaşasın bayrağımız, yaşasın halkımız, yaşasın dostluğumuz, yaşasın kardeşliğimiz, yaşasın birlikteliğimiz.

Bu dileklerle hepinizi tekrar selamla saygıyla selamlıyorum.



CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Toplu Açılış ve Temel Atma Töreni öncesinde , Merzifon’da CHP İlçe başkanlık binasının açılışını yaptı. Teşkilat üyeleri tarafından ilçe başkanlığının bulunduğu dairenin tapusu Genel Başkan Kılıçdaroğlu’na hediye edildi. 


CHP Lideri Kılıçdaroğlu, ’Merzifon Haftası Festivali’ etkinlikleri kapsamında fuar alanında açılan kitap fuarına da gitti. Stantları ziyaret ederek, yazarlarla ve okurlarla sohbet etti. 


Merzifon programını tamamlayan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara’ya dönerken Çorum’un Palabıyık Köyü Muhtarı Önder Göcen’in oğlu Canatay Göcen’in düğününe katıldı.