CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN, TOKAT’IN TURHAL İLÇESİNDE DÜZENLENEN ŞEKER ÇALIŞTAYI’NDA YAPTIĞI KONUŞMA (28 EYLÜL 2016)  
28.09.2016
33762
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU:
- ZALİMİN ZULMÜNE DİRENECEĞİM

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Toplantısında il başkanlarıma talimat verdim. Nerede bir mağdur varsa mağdura sahip çıkacaksınız. Karşı çıkıyorlar, vay Kılıçdaroğlu mağdurlara sahip çıkıyor. Evet bütün mağdurlara sonuna kadar sahip çıkacağım! Çünkü zalimin karşısında susan dilsiz şeytandır. Ben zalimin zulmüne direneceğim.“ dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Tokat’ın Turhal ilçesinde düzenlenen Şeker Çalıştayı’nda Pancar Üreticileri ve Sivil Toplum Kuruluşu Başkanları ile bir araya geldi.
CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun Şeker Çalıştayı’nda yaptığı konuşma şöyle:

BİR FABRİKANIN YAPILMASI ÇAĞDAŞLIK YOLUNDA ÖNEMLİ BİR ADIMIN ATILMASIDIR

Arkadaşımın da ifade ettiği gibi iki gündür Turhal’dayız. Neden Turhal’dayız? Sizi biraz Cumhuriyeti’n kuruluş yıllarına götürmek istiyorum. Eğer götürmezsem Turhal’da olmamızın nedeni çok iyi anlaşılmayacak. Bir devlet düşünün, yeni kurulmuş bir devlet. Her şeyi dışarıdan alıyor. Kilo şeker bile kendi ülkesinde üretilmiyor. Fabrikası yok, okuma yazma oranı kadınlarda binde 8, erkeklerde yüzde 7, 6 civarında. Yani bin kadından ancak 8’i okuma yazma biliyor. Anadolu boş, bir fabrika bile yok Anadolu’da. Cumhuriyeti kuranlar şunu söylediler; “Biz daha güçlü bir ülke için, dünyada söz sahibi olacak bir ülke için bir şeyler yapmalıyız.” Yani ekonomimizi güçlendirmeliyiz. Yani Anadolu’ya fabrika götürmeliyiz. Yani istihdam alanı yaratmalıyız. Yani kişi başına geliri artırmalıyız dediler. Bir kilo şeker bile üretemeyen Türkiye Cumhuriyeti 1923 yılında cumhuriyetin kuruluşundan hemen 6 ay sonra Uşak’ta ilk şeker fabrikasının temelini attı. 1934’tür Turhal Şeker Fabrikasının temelini atma tarihi. İlk 4 fabrika kuruldu; Alpullu’da, Uşak’ta, Eskişehir’de ve Turhal’da. Turhal’a şeker fabrikasının kurulması ne anlama geliyor? Şeker fabrikası kurduk tamam mı? Hayır. Turhal’a şeker fabrikasının kurulması mühendisin ilk kez Turhal’a gelmiş olması demektir. Üniversite mezunlarının Turhal’a gelmiş olması demektir. Yüzme havuzunun yapılması demektir, sinema salonunun yapılması demektir, havuz başında düğünlerin yapılması demektir. O havuz başında düğünlerini yapmak, ayrıcalıklı bir konuma gelmek demektir. Okuma yazma oranının yükselmesi demektir, okullaşma oranının yükselmesi demektir. Herkesin benim çocuğum da inşallah bir gün mühendis olur, gelir Turhal’da fabrikada çalışır demektir. Böyle bir ilgiyi yaratmak demektir. Sadece bu mu? Hayır bu da değil. Şeker pancarı üretmek demektir. Çiftçinin ürettiği ürünü şeker fabrikasına satması demektir. Çiftçinin kazanması demektir, üretmesi demektir. Sadece bu mu? Hayır. Şeker dışında melasın, küspenin çıkması, hayvancılığın gelişmesi demektir. Sadece bu mu? Hayır. Okullaşma oranının yükselmesi demektir. Çiftçinin kazanması demektir. Sadece bu mu? Hayır. Çiftçi bu parayı ne yapacak? Gidecek esnaftan alışveriş yapacak. Esnafın kazanması demektir. Yani Turhal’a, yani Türkiye’ye, yani Anadolu’ya bir fabrikanın yapılması demek kişi başına milli gelirin artması demektir. Bir fabrikanın yapılması demek çağdaşlık yolunda önemli bir adımın atılması demektir.

Az önce fabrikayı gezdim, Turhal’ın fotoğraflarını gördüm. Küçücük bir ilçe, kocaman bir fabrika. Turhal’ın kendisinden daha büyük bir fabrika. O fabrika yıllardır çalışıyor ve Türkiye’nin her tarafına şeker fabrikaları yapıldı, basma fabrikaları yapıldı. Bir şey daha var. Cumhuriyeti kuranlar, arkadaki haritayı görüyorsunuz arkadaşlar, şeker fabrikalarının hangi illere dağıldığını görüyorsunuz burada Anadolu, Anadolu’ya dağılmış durumda. Anadolu’nun neredeyse her tarafına dengeli bir şekilde dağılmış. Sadece şeker fabrikaları mı? Hayır. Sümerbanklar da böyleydi. Malatya’dan Nazilli’ye kadar her yerde böyleydi. Önemli bir dünya markasıydı bunlar. Sümerbank’ı bitirdik, Etibank’ı bitirdik, tütünü bitirdik, tekeli bitirdik. Şimdi sıra geldi şeker fabrikalarını bitirmeye.

Şimdi ben Turhallı kardeşlerime soruyorum ve sizden samimi bir cevap bekliyorum. Turhal Şeker Fabrikası’nın kapatılmasından yana mısınız, değil misiniz? Evet mi, hayır mı? Yani yaşamalı diyorsunuz? Biz de yaşamalı diyoruz. O zaman Turhallıya sormak zorundayım, Tokatlıya sormak zorundayım. “Dünya kadar şeker fabrikalarını kapattılar, kapatan partilere neden oy verdiniz?” diye benim soru sorma hakkım var. Ben bu soruyu sormazsam doğru yapmam.

ÇOCUKLUĞUMDA ŞEKER BULAMADIKLARI İÇİN ÜZÜMLE ÇAY İÇERLERDİ

Bakın, ben size şunu söyleyeyim. Şu haritada gördüğünüz şeker fabrikalarını yaptılar. Çocukluğumda hatırlarım şeker bulamadıkları için üzümle çay içerlerdi. Benim yaşımdakiler bilirler. Üzümle çay içerlerdi. Şeker yoktu çünkü. Ama cumhuriyeti kuranlar kısa süre içinde Türkiye’nin her tarafına şeker fabrikaları yaptılar. Dünyada şeker üretiminde şu anda 5. ülkeyiz. Fransa, Almanya gibi, Amerika gibi ülkelerden sonra Türkiye 5. ülke. Dünyada söz sahibi olduk. Nasıl olduk? Turhal’ı kurarak, Eskişehir’i kurarak, Alpulluyu kurarak ve sonra fabrikaları yaygınlaştırdık ve dünyada 5. numara olduk. Ne oldu? 80 milyon nüfusumuz var. Dediler ki, niye şeker pancarından bu Türkler çay içiyorlar, şeker alıyorlar, şekerle besleniyorlar. 80 milyon nüfus. E biz bunlara ne yapalım? Nişasta bazlı şeker satalım bunlara. Fabrikalar yetiyor bize, nişasta bazlı şekere gerek yok. O zaman bir politika izleyelim dediler. Ne yapalım? Fabrikaları kapatalım. Ve şeker fabrikalarının bir kısmının kapısına anahtar vuruldu ve çalışmıyor. Bir kısmı satıldı, fabrikalar kapandı, arsaları çok değerliydi, arsalara binalar yapıldı. Sonra ne oldu? Dediler ki, bu şekeri siz çok pahalıya mal ediyorsunuz. Ne yapacağız? Bakın, biz nişasta bazlı şeker üretiyoruz çok da ucuz. Bunu yapıyoruz, bunu size satacağız dediler. Biz karşı çıktık Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Bursa’da fabrika kurulduğu zaman da karşı çıktık. Kanun çıkardılar Anayasa Mahkemesine gittik. Anayasa Mahkemesi iptal etti. Ama bugün Türkiye’de nişasta bazlı şeker üretiliyor.

ÇOCUKLARINIZA NİŞASTA BAZLI ŞEKER İÇEREN ÜRÜNLERİ YEDİRMEYİN

Benim bütün annelerden ricam, çocuklarınızı ne kadar sevdiğinizi biliyorum. Bir anne için evladın ne olduğunu çok iyi biliyorum. Size buradan bir dost tavsiyesi; çocuklarınıza nişasta bazlı şeker içeren ürünleri yedirmeyin. Eğer şeker istiyorsanız şeker pancarından alın bunu.
Biliyorum, bir grup sanayici bana kızacak, vay efendim Kılıçdaroğlu bunu nasıl söyler? Ben ülkemi, insanımı, çiftçiyi, şeker pancarı üreticisini, o fabrikalarda çalışan işçileri sevdiğim için söylüyorum. Niye Fransa vermiyor kendi çocuklarına? Dünyada dedik bir numara Fransa. Fransa kendi çocuklarına nişasta bazlı şeker vermiyor, yasaklamış durumda. AB’de ortalama yüzde 1,5. Ancak diyor yüzde 1,5’unu kullanabilirsin. Onun dışında şeker pancarından şeker elde edeceksin diyor. Bizde yüzde 15. Niye yüzde 15? Şimdi bir kanun getirmişler, daha meclise gelmedi ama taslak elimize geçti. Nişasta bazlı şekerde kotayı kaldıracaklar. Yani serbest bırakacaklar. Dünyanın hiçbir ülkesinde serbest değil. Bizde serbest bırakacaklar.

CUMHURİYETİN KURDUĞU FABRİKALARI SİZİN ELİNİZDEN ALDILAR

Şimdi ben, yine Tokatlı kardeşlerime sesleniyorum. Oyun oynayarak ve sizleri kandırarak cumhuriyetin kurduğu fabrikaları sizin elinizden aldılar. Örnek mi istiyorsunuz? Turhal daha çalışıyor. Az önce gittik yeni üretime başlamışlar fabrikalar çalışıyor. Tokat’ın sigara fabrikası ne oldu? Orada işçiler çalışıyordu değil mi? Dediler ki, buraya daha güzel fabrikalar yapacağız. Fabrika gitti, işçiler de gitti, makinalar hurda fiyatına satıldı, yerine binalar yapıldı. Tütün? Tütün bitti. Sadece sanmayın Tokat’ta Türkiye’de tütün bitti. Tütün üreticisi tütün ekmiyor artık. Niye eksin? Alıcısı yok ki. Tütün ithal ediyoruz, pirinç ithal ediyoruz İtalya’dan. Pamuk ithal ediyoruz Yunanistan’dan. Fransa’dan, Kanada’dan mercimek ithal ediyoruz, nohut ithal ediyoruz. Sanki bizim ülkemizde toprak yok, güneş yok, su yok, çiftçi yok bunları ithal ediyoruz. İthal eden hükümete de oy veriyoruz iyi yapıyorsun diye. Sonra aç kalıyoruz avucumuzu açıyoruz kim bize yardım edecek diye.
Hepimizin düşünme zamanı. Çiftçi kardeşim düşüneceksin, işçi kardeşim düşüneceksin, esnaf kardeşim düşüneceksin. Niye Türkiye kendi şekerini üretemiyor mu? Türkiye’nin insanı kobay mıdır ki, nişasta bazlı şekeri dayatıyorsun o insanlara? Bizim çocuklarımız bir Fransız’ın çocuğu kadar değerli değil mi yani? Az önce Şeker-İş’te sendikada arkadaşlarla konuştum. Onlara çok açık ve net şu çağrıyı yaptım. Kampanya başlatın, nişasta bazlı ürün almayacağız, çocuklarımıza yedirmeyeceğiz kampanyasını başlatın dedim.

DÜNYA TEKELLERİNİN ÖNÜNDE BOYUN EĞEN SİYASİ PARTİYE OY VERMEYECEKSİN

Değerli arkadaşlarım, nişasta bazlı şeker nasıl üretiliyor? Şeker pancarından değil bir sefer. Nasıl üretiliyor? Mısırdan üretiliyor? Mısırdan üretiliyor. Mısır nereden geliyor? Dışarıdan geliyor mısır. O kadar mısır üretmiyoruz, çiftçimiz o kadarını üretemiyor, dışarıdan geliyor. Nasıl mısır geliyor? Genetiği değiştirilmiş mısır geliyor. O mısırdan nişasta bazlı sıvı şeker üretiliyor ve ondan sonrada çocuklarımıza veriliyor. Zarar bir yönlü değil iki yönlü. Hem insan sağlığı açısından, hem çiftçimiz açısından. Şeker pancarı var üretiyoruz. Fabrikamız var çalıştırıyoruz, işçimiz var çalışıyor, emek harcıyor. Sağlıklı mı? Sağlıklı. Dünya buna inanmış mı? İnanmış. Peki, biz niye yolumuzdan vazgeçiyoruz? Neden fabrikaları kapatmak istiyoruz? Efendim dünya tekelleri bunu istiyor. Dünya tekellerinin önünde boyun eğen siyasi partiye oy vermeyeceksin. Dik duracaksın, onurlu duracaksın.

ŞEKER FABRİKALARININ KAPATILMASINA KARŞI ÇIKMAYANLAR MİLLİYETÇİ OLAMAZLAR

Bir şey daha var. Biz ülkemize sahip çıkmak zorundayız. Bunun mücadelesini yapmak zorundayız. Milliyetçilik deyince mangalda kül bırakmıyorlar. Milliyetçilik nedir? Kendi köylüne sahip çıkacaksın, kendi işçisine sahip çıkacak bir insan milliyetçiyse. Kendi işçisine, çiftçisine, sanayicisine sahip çıkacak. Kendi çocuklarına sahip çıkacak, bayrağına sahip çıktığı gibi. Yabancı tekellerin önünde boyun eğip onların isteklerini yerine getirenler milliyetçi olamazlar. Nokta.
Turhal Şeker Fabrikası’nın kapatılmasına karşı çıkanlar bu ülkenin bir numaralı milliyetçileridir. Herkes böyle bilsin. Şeker fabrikalarının kapatılmasına karşı çıkmayanlar milliyetçi olamazlar. Biz niye savunuyoruz, cumhuriyeti niye kurduk? Birilerinin önünde boyun eğmeyelim diye kurduk. Niye üretiyoruz kendi şekerimizi? Dışarıdan gelmesin, benim insanım kazansın, kişi başına gelir artsın, çiftçi kazansın, esnaf kazansın, sanayici kazansın, hepimiz kazanalım. Hepimizin ortak kazanacağı bir alanı yok ediyoruz, hepimizin ortak kaybedeceği bir alan yaratıyoruz.

TÜRKİYE KUL HAKKI YEMEYENLER TARAFINDAN YÖNETİLMEYE LAYIK BİR ÜLKEDİR

O nedenle iki gündür ben Turhal’dayım. Turhal Şeker Fabrikası’nı az önce gezdik arkadaşlarımla beraber. 1934 yılında temelin atıldığı yere gittik, rahmetli Celal Bayar fabrikanın temelini atmış, ilk kazmayı vurduğu yer. Orada küçük bir plaket var. Emin olun şunu düşündüm; Celal Bayar burada bu fabrikanın temelini atmak için kazmayı vururken şunu düşünmüştür. Biz Milli Kurtuluş Savaşını verdik, ama asıl Milli Kurtuluş Savaşı şimdi başlıyor. Ekonomik olarak güçlenmek zorundayız. Hiçbir kişinin önünde boyun eğmeyen, hiçbir kişiye el, avuç açmayan bir Türkiye’yi ayağa kaldırmak zorundayız ve bu temeller o amaçla atılmıştır. Hani Lozan’da diyorlar ya İnönü’ye “Şimdi sen kazandın, imza atıyoruz ama yarın para için bizim önümüze geleceksin, bizden para isteyeceksin. Biz bütün bu talepleri cebimize koyduk, bizden para isterken bunları senin önüne koyacağız.” Ama o cumhuriyet hiçbir zaman onlara gidip el avuç açmadı, hiçbir talebi de kabul etmedi. O cumhuriyet milliyetçiliği üreterek, kendi insanına sahip çıkarak ve belki çoğunuz bilmez en zor şartlarda görev yaparken, o yoksul Türkiye Cumhuriyeti Osmanlının borcunu son kuruşuna kadar ödemiş bir devlettir. Osmanlının borcunu reddetmemiştir. Osmanlının borcunu son kuruşuna kadar ödemiştir. Hem fabrikalar yapmıştır, demir ağlarla örmüştür, üniversiteler kurmuştur, kendi uçağını yapmıştır. Uçak ihraç etmiştir Türkiye. Kendi denizaltısını yapmıştır. Osmanlının borcunu da son kuruşuna kadar ödemiştir. O zaman şu soruyu sormak zorundayız. Türkiye niçin bugün bir borç batağında? Niye bir borç batağında? Sık sık söylerim Türkiye iyi yönetilmiyor diye. Türkiye namuslu yönetilmiyor. Türkiye kul hakkı yemeyenler tarafından yönetilmeye layık bir ülkedir.

BİZİM ÜLKEMİZDE ÇİFTÇİ İKİNCİ SINIF VATANDAŞ KONUMUNDA

Diyorlar ki, efendim siz şekeri çok pahalıya üretiyorsunuz. Dışarıdan biz nişasta bazlı şekeri çok ucuza yapıyoruz, çok ucuza satın alıyoruz. Neden biz pahalıya üretiyoruz? Çiftçi kardeşim de sorsun kendisine, bunu söyleyen siyasilere sorsun: “Ya sen bana dünyanın en pahalı mazotunu veriyorsun, dünyanın en pahalı ilacını veriyorsun, dünyanın en pahalı elektriğini veriyorsun, dünyanın en pahalı suyunu veriyorsun, bir de dönüp bana diyorsun ki, niye pahalı üretiyorsun? Ya kardeşim bütün girdiler pahalı ne yapıyım, zararına mı satıyım? Ne veriyorsun ki zaten? Taban fiyat zaten çok daha altında.” Peki Amerika ne yapıyor, dünya devi Amerika? Kendi çiftçisini destekliyor sonuna kadar. Fransa? Destekliyor. Japonya? Destekliyor. Desteklemeyen hiçbir ülke yok. Ama bizim ülkemizde çiftçi ikinci sınıf vatandaş konumunda.
Geçen yıl bir maden kazasında işçilerimiz hayatlarını kaybetmişti. Hayatını kaybeden bir maden işçisinin eşi televizyonlara çıktı ve şu açıklamayı yaptı. Eskiden buralarda tarım vardı, ekerdik tarlamızı, biçerdik, satardık geçimimizi sağlardık. Fakat şimdi tarım bitti. Ekiyoruz para etmiyor. Eşimi, beyimi gönderdim maden ocağına o da orada hayatını kaybetti.
Şimdi değerli arkadaşlarım, bu tür insan dramlarına yol açmamak hepimizin ortak görevi olmalıdır. Bunun mücadelesini vermek zorundayız. Bizim ne eksiğimiz var biliyor musunuz? Bizim düşünme ve sorgulama eksikliğimiz var. Neden böyle oldu diye? Kendimize bu soruyu sormak zorundayız. Ve kim yaptı bunu? Sormak zorundayız. Bunu sadece ben, sadece siz değil, hepimizin, sivil toplum kuruluşlarının ortak sorgulaması lazım. Cumhuriyet kolay kurulmadı arkadaşlar. Cumhuriyetin kuruluşunda acı vardır, gözyaşı vardır, şehitlerimizin kanları vardır. Birileri gelip ben cumhuriyeti değiştireceğim. İnönü’nün meşhur bir lafı vardı ya “Hadi canım sende” diye. Aynısını söyleyeceğiz, “Hadi canım sende değiştiremezsin!”

SON 13 YILDA İKİ TRAKYA BÜYÜKLÜĞÜNDE ALAN EKİLMİYOR

Toprağımız var, çiftçimiz var, 80 milyon nüfusumuz var ama biz 2015 yılında 12 milyar dolarlık tarım ürünü ithal ettik. Tam rakamı veriyim size 12 milyar 457 milyon dolarlık tarım ürünü ithal ettik. İçinde buğday da var, içinde pirinç de var, nohut da var, mercimek de var. Soru şu; 12 milyar doları kendi çiftçimize verseydik ne olurdu? Acaba çiftçimiz kendisine bu soruyu soruyor mu? 12 milyar doları siz bana verseydiniz ben sadece Türkiye’yi değil, bütün Ortadoğu’yu beslerdim demesi lazım. Bütün Ortadoğu’yu. Son 13 yılda iki Trakya büyüklüğünde alan ekilmiyor. Çünkü çiftçi ektiğinde zarar ediyor, niye ekeyim diyor. Ektiğim zaman zarar ediyorum. Düşünmeye ve sorgulamaya ihtiyacımız var. Düşünecek ve sorgulayacağız.

CEBİNİ DÜŞÜNEN SİYASETÇİ HALKI DÜŞÜNMEZ

Şimdi seçim yok. Buraya oy toplamak için de gelmedim. Sadece ve sadece sizin vicdanınıza seslenerek, düşünün ve sorgulayın neden bu ülke bu halde neden? Bunu sorgulayın. Sizden tek isteğim bu. Esnaf mısın? Sorgulayacaksın kardeşim, çiftçi misin? Sorgulayacaksın. Emekli misin? Sorgulayacaksın.
Az önce fabrikada işçilerle yemek yedim. Bir taşeron işçisi yanımda oturuyor. Kemal Bey diyor, Sayın Genel Başkan bu taşeron işçilerin kadrosu ne olacak? Dedim kadro verilmesini biz istiyoruz ama hükümet vermiyor. Benim gördüğüm kadar hiç vermeyecek. Niye dedi? Vermezse oy kaybı olacak mı, yok dedim. Gene taşeron işçisi gidecek kendi ayağına kurşun sıkacak, oyunu götürüp gene verecek. Ondan sonra da gelip bana dert yanacak. Dert yanacağın yer ayrı kardeşim! Bizim sorunlarımızı çözün diyorlar. Bu ülkenin bütün sorunlarını biliyorum. Çocuğun sorunlarını da biliyorum, emeklinin sorununu da biliyorum, hastanın sorununu da biliyorum, işsizin sorununu da biliyorum, taşeron işçisinin sorununu da biliyorum, orman köylüsünün sorununu da biliyorum. Çözümünü de biliyorum. Bizim seçim bildirgemizi örnek aldılar ama hiçbirisini yapmadılar. Vaat ettiler ama hiçbirisini yapmadılar. Çünkü yapamazlar. Cebini düşünen siyasetçi halkı düşünmez.
Dedim ya iyi yönetilmiyor diye. Bir konuya daha kısaca değineyim. Aramızda OHAL mağdurları var mıdır, yok mudur bilmiyorum ama onlara da seslenmek isterim. 15 Temmuz’da bir darbe girişimi oldu. 4 siyasi parti de darbeye karşı çıktı. Eyvallah. Darbe olsun mu? Hayır. Demokrasi bizim uzun yıllardır mücadele verdiğimiz ve gelişmesini istediğimiz bir alan. Demokrasinin gelişmesi lazım. Şimdi 15 Temmuz’dan sonra dediler ki, olağanüstü hal ilan edeceğiz. Sayın Başbakana söyledim biz olağanüstü hale karşıyız. 4 parti darbeye karşı mı? Karşı. Bir şey yapacaksan kanun getir meclise oturup çıkaralım. OHAL’i çıkardılar Olağanüstü Hal, Kanun Hükmünde Kararname.
Bakın değerli arkadaşlarım, zararı kimler çekiyor? Önce şunu söyleyeyim, meclisi bombalayan, vatandaşını öldüren, polisimizi öldüren, darbe girişiminde bulunanların süratle yargının önüne çıkarılması ve hesabının sorulması lazım. Nokta. Bunu bir sefer kabul edelim. Meclisi bombalamak kimsenin haddine değildir. Milli iradenin tecelligahı olan meclisi bombalamak kimsenin haddi değildir. Masum insanları öldürmek kimsenin haddi değildir. Demokrasiyi sonuna kadar savunacağız. Ama devleti yönetenler, yani hükümet olanlar her şeyi adalet içinde yapmak zorundadırlar. Adalet çok önemli ve çok soylu bir kavramdır. Hepimiz adaletten yana tavır takınmaz zorundayız. Görüşümüz farklı olabilir, inancımız farklı olabilir, yaşam tarzımız farklı olabilir, boyumuz, yaşımız farklı olabilir, farklı şehirlerde oturabiliriz. Ama bu coğrafya da aynı havayı teneffüs ediyorsak; hepimizin tek sığınacağı yer adalettir. Bir haksızlığa uğradığınızda adalete gideceksiniz. Başvuracağız. Adalet bu kadar önemli bir kavramdır. O nedenle bir alim der ki; “Adalet kutup yıldızı gibidir. Yerinde sabit durur, bütün kainat onun etrafında döner” der. Adalet budur.

BİR MİLYONA YAKIN OHAL MAĞDURU VAR

Adaletle bir ülkeyi yönetmeyip de kinle, hırsla, öfkeyle, intikam duygusuyla yönetirseniz; mazlumlar yaratırsınız. Bugün bir milyona yaklaşan mazlum insanımız var. OHAL mağdurları diyoruz biz bunlara. Bir milyona yakın. Öğretmen; sendikalı diye öğretmeni atıyorlar öğretmenlikten, devlet memuriyeti de öyle. Sendikalı olmak ne zamandan beri bir suç oluyor? Bir anayasal haktır sendikalı olmak. Atamazsınız. Varsa bir kabahati verirsiniz mahkemeye. Hakim atarsa eyvallah. Ama yargısız, sorgusuz, sualsiz ben seni devlet memuriyetinden atıyorum. Olmaz. Üniversite hocaları; bildiri yayınlamışlar. Vay sen misin bildiri yayınlayan? Onları da üniversiteden atıyorlar. Olmaz arkadaşlar, olmaz. Niye atıyorsun? Üniversite hocası, görüşünü beğenmeyebilirsin, düşüncesini beğenmeyebilirsin ama üniversiteler her türlü düşüncenin özgürce dile getirildiği yerlerdir. Böyle kabul edeceksin. Devlet memuriyetinden atıyorsun, lojmandan da atıyorsunuz, adamı hapse atıyorsunuz. Eşi çıkıyor; ev kiralayacak, kimse ev vermiyor. Bankada üç beş kuruş parası var. Çekmek istiyor. Bankadaki hesabına tebliğ koyuyorsunuz. Anne geldi kucağında çocuk; “Bileziklerimi sattım, şimdilik geçiniyoruz. Ama bunun parası bittikten sonra ben neyle geçineceğim?” Böyle bir şey olabilir mi? Darbeyi kim yaptı arkadaşlar? Uçağı kullanan yaptı, talimat veren yaptı. Sen öğretmenden ne istiyorsun? Sen memurdan ne istiyorsun? Sen işçiden ne istiyorsun? Bir de diyorlar ki; bunları aldık görevden, memuriyetten attık, bir sigortalı işte de çalışmayacak. E ne olacak bu? Yani eline silahı alıp dağa mı çıkacak? Sosyal devlet dediğimiz bir düzenleme var arkadaşlar anayasada; “Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir.” der. Bunun değiştirilmesi dahi teklif edilemez, diye anayasamızda hüküm var.

BÜTÜN MAĞDURLARA SONUNA KADAR SAHİP ÇIKACAĞIM

Sosyal devlet nedir? Herkesin yanında olan bir devlettir. Aç, açıkta kimsenin olamamasını isteyen devlet sosyal devlettir. Er ve erbaşlar; erkeklerimizin çoğu, salonda erklerin çoğunluğunu görüyorum. Hepiniz üç aşağı beş yukarı hepiniz askerlik yaptınız. Komutan kalk deyince kalkar, otur deyince otururduk. Esas durun deyince; esas duruşta bulunurduk. Hiza der, hizaya gel, Yürü; yürü. Hepsini yapardık. Er ve erbaşlara komutan emir vermiş; dışarı çık! E çıkmış. Hepsini toplamışlar, hapse atmışlar darbeci diye. Ya bunlar emir kulu, bunların aileleri perişan vaziyette. Ben merak ediyorum; FETÖ FETÖ daha düne kadar siz FETÖ ile kol kola gezmiyor muydunuz? Birlikte değil miydiniz? Soru; “Ne istediniz de vermedik?” E bende sordum. Onlar ne istediler sen de neyi verdin arkadaş? Çık açıkla. Daha henüz açıklamış değil. Bu sorunun cevabını almış değilim yani. Soracağım, sizler de sorun, her gördüğünüzde sorun. Ne istediniz de vermedik? Neleri verdiniz siz arkadaşlar, neleri verdiniz? Üniversiteleri kapattılar, bunlar cemaatçilerin üniversitesidir. Öğrenciler; ya bu öğrenci gitmiş ÖSYM’ye girmiş, sınavı kazanmış, oraya da ÖSYM yerleştirmiş, sen de buraya gireceksin demiş. Öğrenciler perişan. Bir polis memurundan bir mektup aldım. Görevine son verilmiş ve ayrıca hapiste. Suçum şu diyor; Kayseri’de bir kooperatife girmek. Taksitini bir banka aracılığıyla ödüyordum. Sonra o banka dedi ki; bundan sonra ben havalelerde havale parası alacağım. Kooperatife dedim ki; ya havale parası alıyorlar. Dediler ki Bank Asya aracılığıyla gönderirsen onlar havale parası almıyorlar. Ben de kooperatif taksitini Bank Asya aracılığıyla gönderdim. Sen misin Bank Asya aracılığıyla gönderen? Polisi polisten atıyorlar. Şimdi arkadaşlar, bunlar olmaz. Mağdurlar yaratılmaz. Darbeciler bellidir, darbeyi yapanlar bellidir, teşebbüs edenler bellidir. Bir an önce yaparsınız, çıkarırsınız yargının önüne hesabını sorarsınız, hep beraber sorarız. Ayrıca o davaları gizli kapaklı da yapmasınlar. Medyaya açık, televizyonlardan canlı verilsin, hepimiz görelim. Kim hangi suçu nasıl itiraf ediyor hepsini görelim. Gizli kapaklı da olmasın bu işler. Biz bunları istiyoruz.
İl Başkanları Toplantısında il başkanlarıma talimat verdim. Nerede bir mağdur varsa mağdura sahip çıkacaksınız. Karşı çıkıyorlar, vay Kılıçdaroğlu mağdurlara sahip çıkıyor. Evet sonuna kadar sahip çıkacağım, bütün mağdurlara sonuna kadar sahip çıkacağım! Çünkü zalimin karşısında susan dilsiz şeytandır. Ben zalimin zulmüne direneceğim.

BU MEMLEKETİN HUZURA İHTİYACI VAR, BİRLİKTE YAŞAMAYA İHTİYACIMIZ VAR

Geçici işçilerimiz var, taşeron işçilerimiz var, emeklilerimiz var. Hayata tutunmaya çalışan milyonlarca işsizimiz var. Gencecik çocuklar işsiz. Bütün bu sorunları çözmeye hazırız. Ama bir şey var her şeyden önce. Bu memleketin huzura ihtiyacı var, birlikte yaşamaya ihtiyacımız var. Birbirimizi önyargılarımızla tanıyoruz. Önyargılarımızı silelim, önyargılarımızı kaldıralım. İnsanımızı seviyoruz, ülkemizi seviyoruz, bayrağımızı seviyoruz, bütün sorunları biliyoruz. Sorunları çözmeye hazırız. Bu ülkeye söz veriyorum, bu ülkeye bedeli ne olursa olsun huzuru ve bereketi getireceğim. Turhallı kardeşim de merak etmesin, esnaf kardeşim de merak etmesin. Anadolu’nun içi boşalıyor, Anadolu’nun içini fabrikalarla donatacağız. Bizim ‘Merkez Türkiye’ projemizin ana hedefi buydu. Her şey İstanbul’a yapılsın, Türkiye İstanbul’a gitsin. Peki kardeşim Tokat ne olacak? Sadece 2015 yılında Tokat’tan ayrılan vatandaş sayısı, yani Tokat’ı terk eden Tokatlıların sayısı 40 bin kişi. Geçinemiyorum diyor Tokatlı, iş bulamıyorum diyor Tokatlı. Anadolu’yu kim boşaltıyor? Şu haritaya bakın Anadolu’nun her tarafı fabrikalarla döşenmiş, doldurulmuş. Bir de geldiğimiz noktaya bakın Anadolu’nun içi boşaltılmış. Biz Anadolu’yu yeniden görkemli Anadolu yapacağız. Herkes babasının, dedesinin yaşadığı yerlerde geçimini sağlayacak, eli ekmek tutacak, evine huzur içinde gidecek. Farklı görüşte olabilir, farklı yaşam tarzı olabilir. Hiç önemli değil. Mademki insanız insan gibi yaşayacağız. Mademki insanız her insana saygı göstereceğiz. Mademki insanız Yunus’u sevdiğimiz gibi, Mevlana’yı sevdiğimiz gibi, Hacı Bektaşi sevdiğimiz gibi, Ferhat ile Şirin’i sevdiğimiz gibi, bayrağımızı sevdiğimiz gibi bu ülkeye de sahip çıkacağız ve bu ülkeyi seveceğiz.
Hepinize en içten selamlarımı, saygılarımı sunuyorum. Sağ olun, var olun diyorum.