CHP GENEL BAŞKAN KEMAL KILIÇDAROĞLU, BEST FM’DE YAYINLANAN “KONUŞAN TÜRKİYE” PROGRAMINA KATILDI  
30.05.2018
8735
Yazı Boyutu: A- A+

CHP GENEL BAŞKAN KEMAL KILIÇDAROĞLU, BEST FM’DE YAYINLANAN “KONUŞAN TÜRKİYE” PROGRAMINA KATILDI (30 MAYIS 2018)

 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:

-“Kaynağı nereye vereceksiniz ve kim için harcayacaksınız? Bu bir siyasi tercih meselesidir. Kaynağı vatandaş için mi, rantiye sınıfı için mi ayıracaksınız? Bütün mesele budur. Bizim seçim bildirgemiz üretim ve insan odaklı”

-“Bugün izlenen ekonomiye biz beton ekonomisi diyoruz. Her şeyi inşaata gömüyorsunuz, inşaat bitiyor herkes işsiz. Bizim söylediğimiz de üretim ekonomisi; fabrika yapacaksınız, işçi düzenli çalışacak orada, işi olacak orada. Türkiye’nin üretmesi lazım, sadece sanayide değil tarımda da üretmesi lazım. Üniversitelerin bilgi üretmesi lazım, esnafın hizmet üretmesi lazım”

Genel Başkan Kılıçdaroğlu, Best FM’de katıldığı “Ufuk Karcı’yla Konuşan Türkiye” programında şunları söyledi:


Ufuk KARCI- Türkiye’nin en iyi radyosu Best FM’desiniz Ufuk Karcı’yla konuşan Türkiye’yi dinlemektesiniz. Hanımefendiler, beyefendiler Türkiye’nin gazi şehri Antep’ten, Gaziantep’ten herkese günaydın. Türkiye 24 Haziran seçimlerine gidiyor, 24 Haziran seçimlerine giderken siyasi iklim hareketli, epeyce bir hareketli. İşte aktörler konuşuyorlar, konuşulanlar üzerine yorumlar var ve tabi ki vatandaşın, yani seçmenin son karar merci olan seçmenin nasıl bir karne çıkartacağını 24 Haziran günü hep beraber merakla beklemekteyiz. Bu kapsamda bizler de yayınlarımızı sürdürüyoruz. Sağ olsunlar bugün kendileri bu seçim dönemindeki ilk radyo yayınına çıkacaklar, bu manada da bizi Best FM’i tercih ettiler Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu efendim hoş geldiniz. 

Kemal KILIÇDAROĞLU- Teşekkür ederim.

Ufuk KARCI- Bizi tercih ettiniz, çok teşekkür ederiz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Best FM her zaman tercih edilmesi gereken bir radyo.

Ufuk KARCI- Çok teşekkür ediyorum. Sayın Genel Başkan, seçim beyannamenizi açıkladınız ve sonrasında tabi ki bu beyanname, bildirge üzerine epeyce bir konuşmalar oldu. Zannedersem tartışmalardan sonra biraz bir arkada kaldı. Ben de istiyorum ki bu bildirgeyi biraz daha ön plana çıkartalım. Mesela çok önemli vaatlerde bulunuyorsunuz. Örneğin asgari ücret 2 bin 200 lira diyorsunuz ve vergisiniz 2 bin 200 lira.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet net 2 bin 200 lira olacak asgari ücret.

Ufuk KARCI- Mümkün mü efendim bu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Mümkün, niye mümkün olmasın? İşveren açısından da mümkün çünkü vergisiz olacak. Dolayısıyla bugün işveren asgari ücret üzerinden hem ücret öderken aynı zamanda bir de vergi kesip o vergiyi de maliyeye yatırıyor. Biz vergisiz net 2 bin 200 lira ödediğimiz zaman işverene ekstra bir yük gelmemiş olacak.

Ufuk KARCI- Peki bu mali disiplinde herhangi bir probleme sebebiyet vermez mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Vermez. Ben eski maliyeciyim, yıllarım Maliye Bakanlığında geçti. Bütçe nasıl hazırlanır, vergi nasıl toplanır, nasıl harcanır bütün bunların hepsini gayet iyi biliyorum. Daha önce de biz asgari ücret net bin 500 lira olacak dediğimiz zaman itiraz etmişlerdi, sonunda bizim dediğimize geldiler. Çünkü onlar hesap yapmasını bilmiyorlar, ama biz hesap yapmasını biliyoruz. Bütün ayrıntıları dikkate aldık. Sadece Cumhuriyet Halk Partisinin kurmayları bu seçim bildirgesinin vaatleri üzerinde çalışmadılar, pek çok akademisyen, eski bürokrat, bankacı onlar da çalıştılar, emek harcadılar ve her bir vaadimizin hükümete getireceği yük, vatandaşa sağlayacağı avantaj bu çerçevede bir denge sağlandı. Belli bir kesime bir refah sağlamak zorundayız. Yani onların rahat nefes almalarını sağlamak zorundayız. Asgari ücretli bugün buyurun Türk Lirasının değer kaybetmesi asgari ücret üzerindeki avantajı büyük ölçüde törpüledi. Yani asgari ücretli eskiden diyelim ki şu kadar ekmek alacaktı bugün daha az ekmek alıyor. Buna benzer pek çok örneği getirip toplumun önüne koyabiliriz. 2 bin 200 lira aslında çok büyük bir rakam da değil bakıldığı zaman. Bu 2 bin 200 lirayla bu asgari ücretli çocuğunu okula gönderecek, ev kirası ödeyecek, harcamaları var, dolmuş parası var, taksi parası var, yiyeceği, giyeceği var. Bütün bunlara baktığınız zaman aslında 2 bin 200 lira bile insani koşullarda bir ücret değil,  ama sonuçta bizim vaat edebileceğimiz rakam bu rakam ve bu rakam olduğu takdirde de en azından rahat bir nefes almış olacaklardır.

Ufuk KARCI- Peki madem yapılabilir bir konu, asgari ücret çünkü çok önemli efendim, milyonlarca çalışan var asgari ücretli çalışan var ve gerçekten de hayat şartları bu iklimi değerlendirdiğimizde geçinmesi zor zamanlardayız. Bu insanların ciddi anlamda da ekonomik desteğe ihtiyacı var. Mademki yapılabilitesi olan bir şey bu, siz öyle anlatıyorsunuz. Neden yapılmadı? Onların kurmayları mı yetersiz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır kurmay meselesi değil, bu bir siyasi tercih meselesidir. Siyasi tercih kaynağı nereye vereceksiniz ve kim için harcayacaksınız? Kaynağı vatandaş için mi, rantiye sınıfı için mi ayıracaksınız? Bütün mesele budur. Bizim seçim bildirgemiz üretim ve insan odaklı. Onların seçim bildirgesi rant odaklı. Örnek vereyim size, son 16 yılda dışarıdan aldığımız borç nedeniyle ödediğimiz faiz 151 milyar 34 milyon dolar. Yani bu ülkenin insanları asgari ücretli de dahil olmak üzere, yeni doğan çocuk da dahil olmak üzere, 85 – 90 yaşındaki vatandaşımız da dahil olmak üzere, büyük sanayiciler, işverenler, esnaf da dahil olmak üzere faiz olarak dışarıdaki bir grup insana 151 milyar 34 milyon dolar faiz ödedik. Tercih siz borçla ülkeyi kalkındırırsanız buraya gelir. Bir de içerde ödediğiniz faizler var, yani bunlar faiz lobisi dediğimiz lobiler aslında. İçerde ödediğimiz faiz yine Mart 2018 tarihi itibariyle 687 milyar 124 milyon lira. Yani eski parayla 687 katrilyon lira içerde faiz ödemişsiniz. 151 milyar dolarda dışarıya faiz ödemişsiniz. Bu neyin tercihidir? Bu rantiye sınıfına ben kaynak aktaracağım tercihidir. Biz rantiye sınıfına değil, yani üretim yapmayan bir sınıfa değil, yani kaynağı sadece, gelirini sadece borç ödeyip karşılığında faiz geliri olarak alan bir gruba değil doğrudan doğruya insana hizmet etmek istiyoruz. Bizim tercihimiz bu. Biz bu tercihten yola çıkacağız ve insanımıza bugün için 2 bin 200 lira asgari ücret, ama önümüzdeki süreç içinde ekonomi biraz daha iyi noktalara çekildiği takdirde bunu daha yukarılara çekeceğiz. Daha insani bir aylığı vermek zorundayız. Yani asgari ücretli bir işçiye 2 bin 200 lira vermemiz ne demektir biliyor musunuz? Esnaf kazanacak demektir.

Ufuk KARCI- Alışveriş yapacak parası olacak.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi yani şimdi paranın dolaşım kanallarını değiştiriyoruz biz. Öbür taraftan 151 milyar doları götürüyorsunuz dışarıya veriyorsunuz veya içerde bir grup insana götürüp 687 milyar lira para ödüyorsunuz, biz de bu parayı oraya değil daha çok toplumun alt kesimlerine aktaracağız. Ekonomi canlanacak, böylece devlet daha fazla gelir elde edecek, daha iyi bir gelir elde edecek. Bu ödediğimiz paradan zaten alışveriş yaptığı zaman yüzde 18 KDV ödüyor zaten bu vatandaşımız.

Dolayısıyla bunlara baktığınız zaman toplumun özellikle sosyal devlet olmanın gereği olarak toplumun alt kesimine kaynak aktarmamız lazım. Sadece asgari ücret değil aslında, bakın ben size bir rakam daha vereyim, şu anda 1 milyon 644 bin emekli bin 500 liranın altında aylık alıyor. Ki bunların içinde ayda 200 lira, ayda 400 lira, ayda 500 lira veya ayda 800 lira emekli aylığı alanlar da var. Şimdi ben bu ülkeyi yönetenlere gerçekten seslenmek isterim ve bizi dinleyen vatandaşlarımızın da vicdanına teslim etmek isterim. Ayda 400 lirayla kim geçinebilir, ayda 800 lirayla kim geçinebilir? Biz emekli aylıklarında da bir alt düzey olmalı ve onun altında emekli aylığı olmamalı diyoruz. Alt düzey ne olmalı? Bin 500 lira olmalı. Bin 500 lira olduğu takdirde yine hafif de olsa bir nefes alacak bu insan. Yani bu insana en azından sosyal devletin ne olduğunu bu insana, bu emekliye hatırlatmış olacağız.

Bakın bir başka örnek vereyim, bu da çok çarpıcı bir örnektir aslında bakıldığı zaman, şimdi diyelim ki Best FM’den herhangi bir çalışan asgari ücret üzerinden sürekli primini ödedi ve gitti emekli oldu sonunda. Emekli olduğu zaman eline 718 lira 69 kuruş emekli aylığı geçecek. Eğer 1 Ekim 2008’de bu kişi emekli olsaydı o takdirde bin 822 lira alacaktı. Sosyal güvenlikte reform yapıyoruz diyorlar ya, o reformun getirdiği şey yarı yarıya eriyor. Bugün öğleden sonra emeklilik hakkını doldurup sosyal güvenlik kurumuna gidip beni emekli edin diyen kişi 718 lira 69 kuruş emekli aylığı alacak.

Ufuk KARCI- Siz ne yapacaksınız efendim bunu düzeltebilmek için madem böyle bir erime var?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Söyledik, en az bin 500 lira olacak dedik. En alt düzey en az 1500 lira olacak. Dolayısıyla 1500 lira olması hani yine emekliye aslında büyük bir para vermiş değiliz. Fakat Türkiye’nin en azından belli bir süre kendisine gelmesi lazım, Türkiye’nin büyük bir değişime ve dönüşüme ihtiyacı var. Türkiye’nin sosyal devlet olma yolundaki kararlarında ciddi atılımlara ihtiyaç var. Toplumun yoksul kesimini bir şekliyle sizin göz önüne almanız lazım. Bu toplumun huzuru açısından da çok önemlidir. İşsizlik de aynı şekilde, mücadele edeceksiniz, yeni iş alanları yaratmak zorundasınız. Bunları yaratmadığınız takdirde bir işsizler ordusuyla karşı karşıya kalacaksınız. Ne olacak bu işsizler?

Ufuk KARCI- Şu anki işsizlik meselesi de bu mu size göre efendim? Yeni iş alanlarının bir türlü oluşturulamamasından mı kaynaklı bir işsizlik var şu anda?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Beton ekonomisi, bugün izlenen ekonomiye biz beton ekonomisi diyoruz. Yani her şeyi inşaata gömüyorsunuz. İnşaat bitiyor herkes işsiz. Bizim söylediğimiz de üretim ekonomisi; fabrika yapacaksınız, işçi düzenli çalışacak orada, işi olacak orada. Eğer siz bütün tasarruflarınızı, biz tabi konut yapılmasın, yol yapılmasın, köprü yapılmasın demiyoruz, ama ağırlığın üretime verilmiş olması lazım, Türkiye’nin üretmesi lazım. Sadece sanayide değil tarımda da üretmesi lazım, üniversitelerin bilgi üretmesi lazım, esnafın hizmet üretmesi lazım. İşte bugün burada Gaziantep’te bir otelde yapıyoruz bu yayını, bu otelin de hizmet üretmesi lazım. Bütün her alanın bir şekliyle Türkiye’nin üretime yönelik bir sürecin içine sokulması lazım. Bizim özellikle üzerinde durduğumuz temel nokta bu üretim ekonomisi. Eğer bunu yapabilirsek o zaman işsizlikle gerçek anlamda mücadeleyi gerçekleştirmiş oluruz.

Ufuk KARCI- Efendim şunu öğrenmeyi çok istiyorum, şimdi 180 bin kadar bir öğretmen atamasından bahsediyorsunuz, doğru mudur?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet.

Ufuk KARCI- Şimdi bu atamalar meselesi, özellikle de öğretmen atamaları meselesi epeyce bir Türkiye’nin gündemine geliyor, sözleşmeli öğretmenlerin problemi var, atanamayan öğretmenler var, işte atanamayan öğretmenlerin başka işlere yönelmesi sözkonusu. Polis oluyorlar mesela çoğu, böyle bir durum sözkonusu. 180 bin öğretmeni bir kerede atayabilecek misiniz gerçekten?

Kemal KILIÇDAROĞLU- 1 yıl içinde 180 bin öğretmeni atayacağız. Bu konuda bütün çalışmalar yapıldı. Bunu şu çerçevede yapacağız. Bir, gerçekten öğretmeni olmayan okullar var gerçekten. 180 bin öğretmeni atadığımızda bu alan büyük ölçüde bir rahatlamış olacak. İki, taşımalı eğitime son vereceğiz. Nerede bir öğrenci varsa orada okul olacak ve orada öğretmen olacak. Bugün kırsal kesimde özellikle okulların büyük bir kısmı boş, binalar zaten hazır, öğrenciler var. Bunlar başka illere veya başka ilçelere veya başka beldelere götürülüyorlar. Biz bu alanda hemen öğretmeni atayacağız, okul zaten hazır, öğrenciler hazır. Dolayısıyla bunları yapabilecekler. İlk aşamada 1 yıl içinde 180 bin öğretmenin ataması gerçekleşmiş olacak. Bu çok büyük bir rakam değil aslında Türkiye’nin coğrafyasını düşündüğümüzde. Bir başka garabet daha var eğitim sisteminde. Bunu çoğu kişi belki bilmez. 21.yüzyılda yaşıyoruz ama Türkiye’de maalesef üzülerek ifade edeyim hala birinci, ikinci ve üçüncü sınıfların aynı oda da ders yaptıkları okullar var. Yani birleştirilmiş sınıflar diyorlar buna. Oysa artık öğrencilerin birinci sınıf, ikinci sınıf, üçüncü sınıf, dördüncü sınıf öğrencilerinin ayrı ayrı sınıflarda ve ayrı ayrı öğretmenler tarafından eğitilmesi lazım. Ama biz ilk üçü alıyoruz veya ilk dördü alıyoruz bir öğretmen atıyoruz, bir öğretmen aynı odada, aynı öğrencilerin yanında hem birinci sınıflara, hem üçüncü sınıflara ayrı ayrı saatlerde ders veriyor. Bunlar doğru değil, bunları artık Türkiye’nin aşması gerekiyor. Türkiye eğer 21.yüzyılda gerçekten bölgesinde lider ülke olacaksa eğitime büyük ağırlık vermek zorunda ve bunu çözmek zorunda. Biz gerekirse boğazımızdan keseceğiz ve öğrencimize her türlü imkanı sağlayacağız. 180 bin öğretmeni atayacağız doğru bir yıl içinde ama uzun vadede atama bekleyen bütün öğretmenleri bir şekliyle istihdam edeceğiz.

Ufuk KARCI- Şimdi biliyorsunuz çok fazla öğretmen özellikle pedagojik formasyon alanlar var. Dolayısıyla öğretmenlik bölümüne girebiliyorlar, zaten eğitim fakültelerinden mezun olan öğretmenler var. Bunların tamamını böyle bir değerlendirdiğimiz zaman sürekli bir öğretmen üretimi sözkonusu, görüntü bunu gösteriyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- O alanda da oturup ciddi ciddi çalışmak gerekiyor. Türkiye’nin ihtiyaçlarına göre, ihtiyaç duyulan alanlara göre, bilgi alanında hızlı değişimler var, dolayısıyla öğretmen yetiştirecek kurumların da bu çerçevede yeniden ele alınması ve değerlendirilmesi gerekiyor. Siz de ifade ettiniz konuşurken Ufuk Bey, dediniz ki işte kadrolu öğretmen, yok ücretli öğretmen, sözleşmeli öğretmen diye. Bütün bunları kaldırmak lazım. Biz şöyle bir şey düşünüyoruz onu da ifade edeyim. Bizi eğer öğretmen arkadaşlarım da dinliyorlarsa bir Öğretmenler Meslek Kanunu çıkaracağız, Öğretmenler Meslek Yasası. Devlet memurları kanunundan ayıracağız öğretmenleri, öğretmenleri toplumun en saygın kişileri haline getireceğiz ve hiçbir öğretmen yoksulluk sınırının altında maaş alamayacak.

Ufuk KARCI- Öğretmenlik kanunu çıkartıyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bağımsız bir öğretmenlik kanunu çıkacak, bunlar toplumun farklı bir grubu olarak yani hakimler ve savcılar için nasıl ayrı kanun varsa öğretmenler için de ayrı bir kanun olacak. Hiçbir öğretmen yoksulluk limitinin altında maaş almayacak ve öğretmen toplumun en saygın kişisi olacak. Öğretmenlere böyle bir ayrıcalık tanıyacağız toplumda, çünkü onlar bizim çocuklarımızı yetiştiriyorlar ve Türkiye’nin geleceğini şekillendirenler de öğretmenler. Eğer bir öğretmen aybaşını nasıl getireceğim diye düşünüyorsa bu çocuklarımıza yeteri kadar arzu ettiğimiz oranda emek veremeyecektir, yani istese de veremeyecektir.

Ufuk KARCI- Şu ana kadar neden yapılmadı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Öğretmenlik ve eğitim ihmal edildiği için. Şimdi düşünebiliyor musunuz az önce söyledim 21.yüzyıldayız birleştirilmiş sınıflar var. Nerede? İstanbul’da var bu. Bakın ben Hakkari’den söz etmiyorum, ben Ağrı’dan söz etmiyorum, ben İstanbul’dan söz ediyorum. İstanbul’da birleştirilmiş sınıflar var. Aynı sınıfa giden 85 öğrenci, 90 öğrencinin olduğu sınıflar var. Yazık günah değil mi? Plansızlıktan, planlı yapmıyorsunuz. Çünkü eğer planlama yapabilseniz, sağlıklı ve tutarlı bir planlama yapabilseniz hangi alanda ne kadar öğrenci yetiştireceğinizi bilmeniz lazım. Hangi alanda ne kadar öğretmene ihtiyacınız var onu bilmeniz lazım, nerelerde kaç sınıflı okullar açacağınızı bilmeniz lazım, derslikleri ona göre ayarlamanız lazım. Ama Milli Eğitim Bakanlığını düşünün, alın Milli Eğitim Bakanlığını 16 yılda 14 kez eğitim politikası değişti. Dünyanın hiçbir ülkesinde kendi çocuklarını kobay olarak kullanan hiçbir devlet yoktur. Ama biz 16 yılda kendi çocuklarımızı kobay olarak kullandık. Bakanına göre politika değişti. Oysa eğitim politikası millidir ve eğitim politikasının evrensel değerleri içermesi lazım. Neden millidir? Bu ülkenin geleceği, bu ülkenin bekası için çocuk yetiştireceğim, iyi yabancı dil bilecek, iyi matematik bilecek, sorgulama yeteneği olacak, sorun çözme kapasitesi olacak, soru sormasını bilecek, dünyayı değiştirecek ve böyle bir öğrenciyle biz ancak çağı yakalayabiliriz, böyle bir insanla biz çağı yakalayabiliriz. Yoksa ezbere dayalı, bir yarış atı gibi bir sınavdan öbür sınava çocukların sokulduğu bir düzende biz sağlıklı bir gelişmeyi sağlayamayız, çağdaş uygarlığı yakalayamayız.

Eğitim sistemine bakın bir şey daha söyleyeyim, çok garip bir şeydir. 16 yıldır ülkeyi yönetiyorlar güzel, 16 yıldır yönetiyorlar 16. yılın sonunda geldiğimiz nokta şu, bu ülkenin çocuklarının yüzde 90’ı niteliksiz okullara gidiyor. Bu kavram bana ait değil Milli Eğitim Bakanına ait. Eğer 16 yılın sonunda bu ülkenin çocuklarının yüzde 90’ı niteliksiz okullara gidiyorsa o zaman hepimizin oturup düşünmesi lazım. Neden niteliksiz okullar, hangi gerekçeyle niteliksiz okullar? Bunu, o okulları niteliksiz okul yapan politika neden Türkiye’nin gündemine getirildi ve uygulamaya konuldu, neden her bakan kendisine göre bir milli eğitim politikası belirledi? Bu ülkede hükümet yok muydu? Vardı. Ama siz eğer kendi çocuğunuzun geleceğini dahi belirleyemiyorsanız, onu yetiştiremiyorsanız, o zaman siz bu ülkeyi yönetemezsiniz. Zaten geldiğimiz nokta da o. Rantiye sınıfına çalışan, kendi çocuklarını, kendi çiftçisini, kendi işçisini, kendi emeklisini, kendi işsizini düşünmeyen bir hükümet tablosuyla maalesef karşı karşıyayız.

Ufuk KARCI- Peki efendim geldiğimiz noktada vatandaş yeteri kadar ikna olmuyor mu? Şundan dolayı soruyorum bunu, siz yeni söylemiyorsunuz bu işleri. Az önce mesela dile getirdiğiniz konu çok önemli. İşte şu tarihte emekli olmuş olsaydı şu kadar alacaktı, şu anda emekli olursa işte yarı yarıya parayı kaybediyorsun. Yani lira kazanıp döviz ödüyoruz şu anda. Peki siz bunları yıllardan beri anlatıyorsunuz ve sürekli anlatıyorsunuz. İktidar kendi tezleriyle beraber halkın karşısına çıkıyor, fakat sonuç değişmiyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Değişecek bu sefer. Değişecek çünkü doğrudan cebe dokunmaya başladı. Değişecek, umarım bizim beklediğimizden daha hızlı değişmiş olur. Birinci nedeni şu, zaten medyanın yüzde 90’ı iktidarın kontrolünde, dolayısıyla baktığınız zaman iktidar medyasına ki biz buna havuz medyası diyoruz, Türkiye cennet gibi. Mesela onların bir gazetesi var sür manşette sürekli emekliye ikramiye veriliyor, ama emeklinin cebine giren hiçbir para yok. Ama okuyan herkes ya tamam demek ki emekliye sürekli ikramiye verilen bir düzene geçtik diyorlar. Ama öyle bir tablo yok. Yine haber kanalları sürekli olarak işte muhalefeti eleştiren, muhalefetin söylediklerinin doğru olmadığını söyleyen pek çok haberler ve bunların büyük bir kısmı maalesef onu da ifade edeyim gerçek dışı haberler. Bunlar oluyor. Dediğim gibi bizim arzu ettiğimiz, medyanın bağımsızlığı ve medyanın gerçekten topluma doğru bilgiyi aktarması yönünde projelerimiz de var onu da inşallah Muharrem İnce Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Halk Partisi de parlamentoda çoğunluğu elde ettiği zaman göreceksiniz ki Türkiye medya açısından da, ekonomi açısından da, eğitim açısından da, milli savunma açısından da, dış politika açısından da ve sosyal devlet açısından da çok ama çok güzel açılımlar gerçekleştirmiş olacaklardır.

Ufuk KARCI- Şu ana kadar değişmemesinin sebebi daha çok medyaya hakimiyet üzerinden mi bağlıyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Medyaya hakimiyet de var bunlardan birisi. Şunu da söylemek isterim, yani Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı olarak biz her şeyi çok doğru yaptık ve çok güzel yaptık ama sonuç elde ettik diyemem. Yani bizim de eksikliklerimiz olabilir. Sonuçta biz de insanız eksiğimiz olabilir, yeteri kadar toplumun arzu ettiğimiz kesimlerine ulaşamamış da olabiliriz. Kuşkusuz bunlar sonuçta birer maddi desteğe bağlı. Sonuçta bizim de belli bir bütçemiz var, bu bütçe çerçevesinde hareket etmek zorundayız. Bizim anlattıklarımızın geniş kitlelere ulaşması için elbette ki işte diyelim şimdi seçim döneminde daha fazla ilgi gösteriyorsunuz siyasilere ve onlar gelip kendi projelerini, kendi düşüncelerini geniş kitlelere aktarmaya çalışıyorlar. Keşke bu hayatın her döneminde, yani seçim dönemiyle sınırlı kalmaksızın olabilse çok daha güzel olacak. Çünkü seçim dönemlerinin şöyle bir dezavantajı daha var, herkes bir şey söylüyor dolayısıyla vatandaşın kafası da karışıyor. Ama bunu daha sakin ortamlarda ve daha dar ortamlarda aktarmak lazım. Onların oturup, yani vatandaşın oturup düşünerek sandığa gitmesi lazım. Ben hep bunu söylüyorum, bu seçimlerde yapacağınız ilk iş önce düşünmek ve sonra sandığa gitmek. Düşünmeliyiz, kendimizi, çocuğumuzu, çocuğumuzun gittiği okulu, öğretmeni, çevremizi düşünelim. 16 yılda ne oldu, nereye geldik, bu paralar nereye gidiyor bütün bunların hepsinin oturulup düşünülmesi lazım.

Ben size daha çarpıcı bir rakam vermek isterim, gerçekten o da çok ilginç bir rakamdır.

Ufuk KARCI- Bu arada dün Kahramanmaraş’ta bir açıklama yaptınız her yoksul aileye 1000 lira aylık dediniz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet, Aile Sigortası.

Ufuk KARCI- Sayın Genel Başkan hakikaten mali disiplin bunları kaldırabilir mi? İşte asgari ücret bu kadar olacak, işte 180 bin atama, sağlık çalışanlarına atama.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hepsini kaldırıyor. Milli gelirin yaklaşık yüzde 6’sı civarında bir yük geliyor yani bizim vaatlerimizin toplamına baktığımız zaman gelen yük bu kadar. Ama zaman içinde zaten bu birkaç yıl içinde süratli bir şekilde ekonomi hızla dönüşeceği için bu yükü kaldıracağız ve daha fazla önümüzdeki dönemlerde inşallah iktidar olduğumuzda daha fazla asgari ücret üzerinde daha ciddi avantajlar sağlayacağız.

Bakın şöyle bir tablo var. Türkiye kaç mali af ilan etti? 16 yılda ilan ettiği mali aflar 10’u aştı.

Ufuk KARCI- Vatandaş şöyle diyor, yani ben vergiyi ödüyorum ama af geliyorsa ben niye vergi ödüyorum o zaman diyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Aynen o noktaya getirdik vatandaşı. Vatandaş vergisini ödemiyor, primini de ödemiyor. Nasıl olsa bir af çıkar diyor. Toplum bu hale geldi. Biz tam tersi bir uygulama yapacağız. Kobiler, özellikle bunlar üretimin ana merkezidir. Kobiler vergi ve sigorta primlerini ödeme koşuluyla bir yıl süreyle vergi ve sigorta primini ödedikleri tutar kadar kendilerine sıfır faizli banka kredisi verilecek. Bu üretimin teşviki açısından son derece önemli. Burada karlı olan iki taraf. Hem devlet karlı, hem Kobi sahibi karlı. Hükümet şunun için karlı, toplayamadığı ve gidip toplayamadığı için de hizmet için borç para verdiği kesimden yani vergisini ve sigorta primini düzenli alacak. O kadar az borçlanacak, ona bir yıl süreli sıfır faizli kredi verecek, kredi aldığı zaman kendisi aynı zaman da yeniden üretime başlayacak, işini büyütecek, kayıt dışıyla aynı zamanda mücadele edilecek. Bu başka bir çerçevede düşünürsek kayıt dışı kişi istihdam etmesine gerek yok. Kayıt dışı vergi gizlemesine gerek yok. Çünkü ne kadar çok vergi verirse, ne kadar çok adam çalıştırırsa o kadar fazla sıfır faizli kredi elde edecek. Böylece devlet daha az borçlanacak, devlet daha az faiz ödeyecek ve Türkiye üretecek, herkes kazanacak. İstihdam da artmış olacak böylece.

Ufuk KARCI- Bunları ne kadar sürede gerçekleştirmeyi planlıyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- 5 yıl.

Ufuk KARCI- 5 yıla yayacaksınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- 5 yıla yayacağız. Yani bu birdenbire hemen işte 25 Haziran’da kazandık efendim işte hemen uygulama. Hayır, gerçekçi olmamız lazım.

Ufuk KARCI- Ama 5 yılda hepsi tamamlanır diyorsunuz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- 5 yılda bunun büyük bir kısmı yüzde 99,9’u tamamlanacak. Hatta 4 yılda, bizim hedefimiz o. 4 yılda tamamlamak 5.yılda da topluma anlatmak. 4 yılda yaptığımızın sonuçlarını 5.yılda topluma anlatmak. Bunu yapacağız.

Ufuk KARCI- Efendim bir de bir Suriyeli meselemiz var bizim biliyorsunuz. Mesela şu an içinde bulunduğumuz şehir Gaziantep fazlasıyla mustarip bu konuda. İstanbul’undan bilmem neresine kadar hemen hemen her ilde böyle bir problemimiz var.

Kemal KILIÇDAROĞLU- 81 ilimizde Suriyeli var.

Ufuk KARCI- Ve bu bir problem, siz bu problemi nasıl aşacaksınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu problemi aşmanın en kestirme ve en sağlıklı yolu Suriye’nin, Irak’ın, İran ve Türkiye’nin işbirliği yapmasından geçiyor. Biz seçim bildirgemizde kısa adı OBİT olan Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatını kuracağız dedik. Bu 4 ülke bu teşkilatın kuruluşunun ana aktörleri olacak ve biz 4 ülke kendi aramızda anlaşarak egemen güçlerden bağımsız kendi sorunlarımızı çözmeliyiz. Suriye’nin sorunlarını aynı zamanda bizim sorunumuz kabul etmeliyiz, Irak’ın sorununu bizim sorunumuz kabul etmeliyiz, İran’ın sorununu kendi sorunumuz kabul etmeliyiz ve 4 ülke bir araya gelmeli ve Ortadoğu’da yaşanan bu çatışma sürecine son vermeli. OBİT’in böyle bir özelliği var tıpkı Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı gibi Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı kuracağız ve oradaki çatışmaları bitireceğiz. Suriye’nin de, Irak’ın da yeniden onarımı için bizim iş dünyamız zaten bu konuda olağanüstü iyi bir kapasiteye sahip. Tümüyle bu kentler onarılabilir, Suriyelilerin yollarını, köprülerini, okullarını, parklarını, hastanelerini yaparız ve onları buradaki Suriyelileri kendi ülkelerine göndeririz, göndermek zorundayız.

Ufuk KARCI- Peki Beşar Esad’la görüşülür mü bu konuda?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette, yani eğer uluslararası ortak bir sözleşmeye dayalı bir teşkilat kuruyorsanız zaten Esad’la da görüşülecek, Irak’la da görüşülecek, İran’la da görüşülecek ve Türkiye gerçek anlamda bölgesinde hakim bir güç olacak. Suriye’nin iç işlerine niye müdahale ediyoruz, Irak’ın iç işlerine niye müdahale ediyoruz? Asla müdahale etmememiz lazım. Biz onlarla oturup barış ekseninde, dostluk ekseninde, kardeşlik ekseninde bir araya gelmeliyiz. Suriye’de, Irak’ta Kürt var mı? Var. Türkiye’de Kürt var mı? Var. Orada Arap var mı? Var. Türkiye’de Arap var mı? Var. Orada Ezidi var mı? Var. Türkiye’de var mı? Var. Oralarda Türkmenler var mı? Var. Türkiye’de var mı? Var. O zaman demek ki akrabayız. Ortak tarihimiz var mı? Var. Ortak kültürümüz var mı? Var. O zaman egemen güçlerin dolduruşuna gelip Ortadoğu’yu niye kan gölüne çeviriyoruz ve Türkiye bunun neden bir parçası oluyor? Türkiye bundan kesinlikle sıyrılmalı, bölgeyi de sıyırmalı ve dolayısıyla bu bölge bir barış havzası olabilir, olağanüstü güzel bir havza olabilir. Hem kendi ülkemizde huzur içinde yaşayacağız, hem komşularımız huzur içinde yaşayacak. Yani komşuda yangın çıktığı zaman bu benim evime sıçramayacak mı? Türkiye’nin bugüne kadar yaptığı politika şuydu, komşuda yangın çıktı oraya bir kova suyla değil bir bidon benzinle gidildi ve yangın daha da büyüdü. Sonra ne oldu? Bizim askerimiz gitti. Sonra ne oldu? Şehitlerimiz geldi. Sonra ne olacak? Biz kendi topraklarımıza geleceğiz, onlar kendi topraklarında kalacaklar. Sonra ne oldu? 3,5 milyon Suriyeli geldi 30 milyar dolar para harcadı. Siz az önce soruyordunuz bana diyordunuz ki, bunları nasıl finanse edeceksiniz, nasıl karşılayacaksınız diye. 30 milyar dolar 3,5 milyon Suriyeliye harcandı. Demek ki para var, demek ki imkan var. Bütün mesele kaynağı yerinde kullanacaksınız, parayı yerinde kullanacaksınız. Ortadoğu belasına bulaşmasaydınız 30 milyar doları belki çok daha güzel bir yerde kullanacaktınız.

Ufuk KARCI- Peki bu OBİT teşkilatı yapısı oluşturulduktan sonra, Esad’la görüşmeler gerçekleştikten sonra diyelim ki mevcut mültecilerin, Türkiye’deki mültecilerin geri dönüşü sağlandıktan sonra onların can güvenliği de sağlanabilir mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette, ortada bir savaş olmayacak ki, bir kavga olmayacak ki.

Ufuk KARCI- Beşar Esad kabul edecek midir onları, kendine muhalif olanları?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bakın şöyle, siz oturacaksınız yeniden görüşeceksiniz, buraya gelen Suriyeli vatandaşıdır yani Suriyelidir. Gelen Suriyeliler ben bunu reddediyorum veya ben bunu kabul ediyorum diye bir yöneticinin bunları kabul edip veya reddetme gibi bir özelliğinin olmaması lazım, bir dışlama anlayışının olmaması lazım. Bunlar Suriyelidir, nitekim bakın büyük bir kısmı şimdi bayram dolayısıyla Suriye’ye gidiyor. Esad karşı mı çıkıyor? Gidiyorlar Suriye’ye.

Ufuk KARCI- Ama sonra geri geliyorlar.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sonra geri geliyorlar ama ne olacak? Şöyle olacak, yine gidecekler oraya, Suriye’de savaş bitecek, oraya gidecekler, orada evleri olacak, hastaneleri olacak, yolları olacak, köprüleri olacak, okulları olacak, her şey olacak, Türkiye onlara yardım edecek onlar bayramda veya tatil günlerinde Türkiye’ye gezmeye gelecekler, tekrar kendi ülkelerine gidecekler. Pasaportla gelecekler, pasaportla gene kendi ülkelerine gidecekler.

Ufuk KARCI- Şimdi harcanan 30 milyar var diyorsunuz, demek ki para var diyorsunuz. Madem para var işte az önce anlattığımız ekonomik problemlerden bahsettik, işte ülkenin asgari ücretlisini, orta düzeylisini, orta direk kaldı mı o belli değil ama, işte asgari ücretlisinden yüksek kazananına kadar her kesimde bir problem var ekonomik anlamda. Madem para var niye hiç aktarılmıyor, nerede tutuluyor efendim bu para, niye tutuluyor o zaman?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Büyük ölçüde faizciye, tefeciye veriliyor. Yakayı tefeciye kaptırmışsanız bu iş olmaz. Yakayı tefeciye kaptırdılar. Bakın Türk Lirası sürekli değer kaybetti değil mi, niye değer kaybetti? Nedeni şuydu, o az önce dediğim 151 milyar dolar faiz alan lobiler vardı ya onlar dediler ki, faizleri yükseltin, sizin verdiğiniz faiz bize yetmiyor, biraz daha yükseltin. Erdoğan da yükseltmem dedi. Ne oldu sonuçta? 3 puan artırmak zorunda kaldılar. 13,5‘tan 16,5’a çıktı faiz. Dolayısıyla alacakları faiz daha fazla ama tam tatmin etmedi hala arzu ettikleri kadar Türk Lirası değer kazanmadı.

Ufuk KARCI- Yeni bir faiz artırımı bekliyor musunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Olabilir. Şimdi bakın, yakayı tefeciye kaptırırsanız tefeciden talimat alırsınız başka bir şey alamazsınız. Türkiye’nin geldiği nokta budur, tefeciden talimat alan bir yönetim var. Onların baskısıyla yönlendirilen bir yönetim var. Gelinen nokta bu. Türkiye bu çarktan, bu çemberin dışına çıkmak zorundadır. Ama bunlar o çemberin dışına çıkamazlar.

Ufuk KARCI- Bir şeyi çok merak ediyorum, biraz da siyasi anlamda sormak istiyorum çünkü. Özellikle de şu konu, Sayın Muharrem İnce’yle Sayın Cumhurbaşkanı karşılıklı artık bir diyalog haline girdiler, karşılıklı atışıyorlar tabir yerindeyse. Son olarak Sayın Muharrem İnce dedi ki, ben Sayın Erdoğan’ın Pennsylvania’ya gidip talimat aldığını, parti kurabilmek için icazet aldığını biliyorum dedi. O da dedi ki, ispat et dedi hatta Sayın Cumhurbaşkanı tazminat davası açmış bu arada. Sayın İnce de dedi ki 24 Haziran’dan sonra açıklayacağım. Neden 24 Haziran’a bırakıyor, madem açıklanacak bir şey var ve sizin bu konuda bir bilginiz var mı, Sayın Muharrem İnce paylaştı mı sizinle?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben Muharrem Bey’in söylediklerini doğru kabul ediyorum. Çünkü Muharrem Bey bugüne kadar ne söylediyse doğru söyledi. Erdoğan’ın öyle namertsin efendim açıkla, ben bunu yapmadım falan demesine de asla güvenmiyorum. Çünkü en son söylediği “ne aldatıldık, ne aldattık.” Oysa kendisinin defalarca “bizi aldattılar” diye ifadesi var, açıklamaları var. Ben Sayın İnce’nin bütün bu ayrıntıları bildiğini ve bu ayrıntıları kamuoyuyla da paylaşacağını da biliyorum. Nitekim bugün bazı yine sosyal medyada Erdoğan’ın parti kurmadan önce Gülen’e nasıl gittiği, Gülen’le nasıl görüştüğünü ve Gülen’le yapılan bir röportajda bunların anlatıldığı da orada yer alıyor zaten. Dolayısıyla Muharrem Bey gerçekleri ifade ediyor.

Kaldı ki işin özü şu, yani defalarca gidip görüştü mü? Defalarca gidip görüştü. Cemaatin yani FETÖ’nün istediği her şeyi verdi mi? İstediği her şeyi verdi. Ne dedi Erdoğan? “Ne istediniz de vermedik” dedi mi? Dedi. 17 – 25’ten hemen sonra bir gazeteciye devletin uçağını tahsis edip ya git Fethullah Gülen’le görüş bizi barıştır dedi mi? Dedi. Ama o gazeteci namuslu davrandı dedi ki ben devletin uçağıyla gitmem, binerim Türk Havayollarının uçağıyla giderim dedi. Bütün bunlar gerçek mi? Gerçek. O zaman neyi tartışıyoruz ki? Devletin kozmik odasını, en mahrem odasını yani silahlı kuvvetlerin güvencesi altında olan kozmik odasını Fethullah terör örgütüne açan kimdi, hangi Başbakandı, bu açmadı mı? Bu açtı. O zaman şunu düşünmemiz lazım, devletin en mahrem bilgileri dahil olmak üzere valiliği, kaymakamlığı, rektörlüğü, üniversite hocalığını tamamen açan, milli eğitimi açan, üniversiteleri açan, ilköğretimden başlayıp üniversitelere kadar eğitim zincirini onlara kurduran bir siyasal anlayış FETÖ’yle düne kadar işbirliği yapıyordu, şimdi FETÖ’yle düşman oldular. Niçin? Bir ipte iki cambaz oynamaz. Cambazdan birisi düştü, diğeri şimdilik ipin üstünde o da inşallah ayın 24’ünde düşecek.

Ufuk KARCI- Yani Sayın Muharrem İnce’nin 24’ünden sonra mutlaka açıklayacağı bir şeyler olduğunu söylüyorsunuz siz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette.

Ufuk KARCI- Bugün gazeteleri okudunuz mu, okuma imkanınız oldu mu bilmiyorum ama hani bir takım medya dersiniz, havuz medyası mı, merkez medya artık her neyse. Sizin Muharrem İnce’ye yeteri kadar destek olmadığınız söyleniyor Sayın İnce’ye.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Muharrem Bey’i seviyoruz ve yeteri kadar da destek oluyoruz.

Ufuk KARCI- Birlikte miting yapmamanızdan filan dem vurmuşlar bugün.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yeri, zamanı gelince. Bakın, Muharrem Bey Cumhurbaşkanı adayı olduğunda göğsündeki CHP rozetini çıkarıp bana emanet etti, ben de ona Türk Bayrağı olan bir rozeti verdim. Dolayısıyla Muharrem İnce sadece CHP’lilerin değil 80 milyonun Cumhurbaşkanı olmak istiyor, diğer adaylardan farkı bu. Ben 80 milyonu kucaklayacağım, ben tarafsız olacağım, ben bağımsız olacağım, ben 80 milyonu kucaklayan bir Cumhurbaşkanı olacağım diyor. Tarafsızlığı üzerine gelecek parlamentoda yemin edecek. Bütün bu gerçekleri dikkate alarak biz Muharrem Bey’e onu çok böyle parti kimliği öne çıkmış ya da bir partili Cumhurbaşkanı olarak değil, 80 milyonun Cumhurbaşkanı, tarafsız Cumhurbaşkanı, devletin sigortası konumunda olan bir Cumhurbaşkanı olarak görmek istiyoruz.

Ufuk KARCI- Bu izlenimi vermeye çalışıyorsunuz bir diğer anlamda.

Kemal KILIÇDAROĞLU- İzlenim değil, gerçeğin böyle olmasını istiyoruz. Yani bu gerçekle Muharrem İnce Cumhurbaşkanı olmalı.

Ufuk KARCI- Bu kadar yan yana görünmeyişinizin sebebi bu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yan yana görünsek ne olur, görünmesek ne olur? Ama bizim arzu ettiğimiz Cumhurbaşkanlığı profili 80 milyonun Cumhurbaşkanı. 80 milyonu bir arada tutan çimento olarak görmek istiyoruz Muharrem Bey’i. Muharrem Bey AK Partililerin de, MHP’lilerin de, İYİ Partililerin de, Saadet Partililerin de, HDP’lilerin de, Vatan Partililerin de Cumhurbaşkanı olacak çünkü. Biz böyle bir tabloyla bakıyoruz Muharrem İnce’ye. Biz işte şimdi gidiyor Erdoğan konuşuyor, Erdoğan konuşuyor kim, sen zaten AK Partililerin Cumhurbaşkanısın Cumhuriyet Halk Partililerin Cumhurbaşkanı değilsin ki. O zaman niye ona Cumhurbaşkanı diyoruz? Cumhurbaşkanı demek başlı başına bir suç aslında. Cumhurbaşkanı değil ki. Belli bir grubun, belli bir siyasal anlayışın Cumhurbaşkanı. Öyle kabul ediyoruz. Ama bizim düşündüğümüz nedir? 80 milyonun Cumhurbaşkanı olmalı ve 80 milyonu kucaklamalı.

Ufuk KARCI- Sayın Genel Başkan bu seçim dönemindeki ilk radyo yayınınızdı, Best FM’i tercih ettiniz şükranlarımızı sunuyoruz, çok teşekkür ediyoruz. Hayırlı uğurlu olsun seçimler.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Teşekkür ediyorum, bizi dinleyenlere de selamlarımızı, saygılarımızı iletiyoruz.

Ufuk KARCI- Çok teşekkür ediyoruz.