CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, CNN TÜRK’DE “KILIÇDAROĞLU İLE ÖZEL” PROGRAMINDA GÜNDEME İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU, HANDE FIRAT VE HAKAN ÇELİK’İN SORULARINI YANITLADI  
29.03.2017
14960
Yazı Boyutu: A- A+

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, CNN TÜRK’DE “KILIÇDAROĞLU İLE ÖZEL” PROGRAMINDA GÜNDEME İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU, HANDE FIRAT VE HAKAN ÇELİK’İN SORULARINI YANITLADI

-"Sayın Cumhurbaşkanı’nın bir ’hayır çadırını’ ziyaret etmesi güzel bir olay, hayırlı bir iş. Sonuçta tarafsız, bütün vatandaşlara eşit mesafede olması gereken Cumhurbaşkanı’nın ’evet çadırını’ da ’hayır çadırını’ da ziyaret etmesi, tarafları dinlemesi güzel bir şey"
-"Ben ’evet’ oyu kullandığını ifade edenlerin hepsine büyük bir saygı beslediğimi söyledim. Eğer öyle bir çadır rastlarsa gittiğimiz yerde, tabii ziyaret ederim bizim vatandaşımız değil mi? Sayın Cumhurbaşkanı ’hayır çadırını’ ziyaret ederken, bir dönem terörist olarak suçladığı bir düşünceden umuyorum vazgeçmiştir"
-"Anayasa darbeye zemin hazırlıyorsa, öyle düşünüyorlarsa bu 18 maddenin içinde darbeyi engelleyecek hiçbir hüküm yok. Bana söylesinler bu 18 maddenin içinde darbeyi engelleyecek hangi hüküm var? Böyle bir şey yok. Halka doğruları söylemiyorlar"
-"(İsviçre’de açılan pankart) Doğru değil asla. Pankartı açanlara da karşıyız. Kimse bu ülkenin cumhurbaşkanını tehdit edemez. Öyle bir haddi de olamaz"
-"(Batıdaki Türkiye karşıtı haberler) Onların en büyük arzusu ’evet’ çıksın. Türkiye karışsın. Kimse güçlü bir Türkiye istemiyor. Neden AB’ye üyelik konusunda bize çifte standart uyguluyorlar? Türkiye karışsın, Türkiye büyümesin. En büyük arzuları bu"
-"(2019’da cumhurbaşkanı adayı olur musunuz?) Koşullara bağlı. Bugünden gelin güvey olmanın anlamı var mı? Koşullar uygun olur, oluruz. Uygun olmaz, olmayız. Biz CHP olarak bir kişinin iradesiyle karar almayız"
-"Cumhurbaşkanı benim de cumhurbaşkanımdır. Geldiği zaman ayağa kalkmak zorundayım, o makama saygı göstermek zorundayım. Ortak değerimiz dedim. Ama ortak değer olmaktan çıkarıyor"
-"ByLock listeleri hükümetin elinde lütfen listeleri açıklasın. Kim ByLock’çu, kim FETÖ’cü hepimiz öğrenelim"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, CNN Türk canlı yayınında gündeme ilişkin değerlendirmeleri şöyle:

Hakan ÇELİK- Ankara’dan iyi akşamlar değerli izleyiciler. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezindeyiz. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı konuğumuz. Hande Fırat Hürriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi, beraber sorular yönelteceğiz kendisine. Türkiye’nin gündemi yoğun, Türkiye’nin önünde çok önemli bir referandum var, halk oylaması var 16 Nisan tarihinde. Çok da az bir zaman kaldı. Gündemde en çok konuşulan konu bu, ama bunun çevresinde birçok mesele de var, birçok önemli konuda var dış politikaya kadar. Türkiye’nin parlamenter sistem, Cumhurbaşkanlığı modeli, hükümet sistemi, referandum neler getirecek? Tarafların farklı görüşleri var. Bütün bunları konuşacağız etraflıca. Sayın Kılıçdaroğlu iyi akşamlar ve hoş geldiniz yayınımıza.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Teşekkür ederim, iyi akşamlar. Sizler de hoş geldiniz.

Hakan ÇELİK- Çok teşekkürler. Şimdi efendim siz de ayağınızın tozuyla hemen bu yayına geldiniz. Bir yine Kocaeli değil mi, Gebze vatandaşlarla buluştunuz. Ben biz gözlemimi ve memnuniyetimi paylaşarak izin verirseniz girmek isterim. Yani zaman zaman sert mesajlar veriliyor olmasına rağmen bu süreçte tansiyonun genel olarak düşük gittiğini görüyorum ve bundan memnunum. Çünkü hep yüksek tansiyonlu bir tartışmalı dönemler yaşadı Türkiye. Bu Türkiye’yi yordu. Bilmiyorum siz de aynı fikirde misiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bugün Gebze Organize Sanayi Bölgesinde konuşurken Sayın Başkan siyasetin dilinin sertleşmesinin kendilerini çok yorduğunu da ifade etti. Yani sizin taşıdığınız kaygıları biraz onlar da taşıyorlar. Aslında doğru siyasetin bir uzlaşmacı dil kullanması lazım, sağlıklı, sağduyulu bir dil kullanması lazım. Umarım böyle devam eder. Öyle diyelim.

Hande FIRAT- Ben o zaman bugünün en sıcak gelişmelerinden biriyle başlayım isterseniz. Çünkü paketin ayrıntılarını nasılsa konuşacağız. Ama en sıcak gelişme herhalde Cumhurbaşkanının bir “Hayır” çadırını ziyaret etmesi ve orada dikkat çeken, sizin de isminizin geçen diyaloglar yansıdı. Örneğin Alevilik konusu gündeme geldi ve oradaki CHP’liler “Kılıçdaroğlu her zaman baskı altında” dedi. Cumhurbaşkanı “Sizin lideriniz yalan söylediği sürece bu yalanlarından dolayı…” ifadesini kullandı. Karşılık olarak da “Bizim liderimiz düzgün insan” ifadesini kullandılar. Bir; bu diyaloğu nasıl buluyorsunuz? Cumhurbaşkanının “Hayır” çadırını ziyaretini nasıl buluyorsunuz ve acaba siz bir “Evet” çadırına gidecek misiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle söyleyeyim, Sayın Cumhurbaşkanının bir “Hayır” çadırını ziyaret etmesi güzel bir olay aslında. Hayırlı bir iş öyle diyeyim. Sonuçta, tarafsız olması gereken, bütün vatandaşlara eşit mesafede olması gereken Cumhurbaşkanının “Evet” çadırını da, “Hayır” çadırını da ziyaret etmesi, tarafları dinlemesi güzel bir şey. Ama kullandığı dil, “Kılıçdaroğlu yalan söylüyor” diye kullandığı dil, bir Cumhurbaşkanına yakışmaz. Eğer ben gerçekleri ifade etmiyorsam nerede, ne zaman, hangi gerçekleri ifade etmediğim bana söylenebilir. Zaten meydanlarda da ifade ediliyor bu. Ben de kendisine çok açık ve net bir çağrı yaptım. Yani buyurun gelin, oturalım, konuşalım. Ben nerede doğruları söylemiyorsam bana söylersiniz ve sizin elinize çok önemli bir fırsatı aslında vermiş oluyorum, beni mahcup edersiniz, buyurun gelin. Ama çekiniliyor bundan. Kısır bir tartışmanın içine çekilmek isteniyor bu süreç. Bu doğru değil.

Yani anlatılmak istenen eğer şuysa; sevgili vatandaşlarım biz bir anayasa değişliği yapıyoruz, önümüzdeki süreç içinde referanduma gideceğiz, bu anayasa değişikliğine “Evet” deyin. Çünkü şu şu şu gerekçeler var bu gerekçeleri alt alta koyduğumuzda “Evet” demenin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkacaktır. Ben de Cumhurbaşkanı olarak size hatırlatmak istiyorum. Bunu derse amenna başımın üstünde yeri var, hiç kimse bir şey söyleyemez. Ama bunu söylemeyip de kısır tartışmalar, kısır çekişmeler, yok yalan söylüyor, yok şunu yapıyor, yok bunu yapıyor, yok bilmem falan tarihte bunu yaptı, falan tarihte şunu yaptı. Ben tartışılmıyorum ki. Referandum konusu eğer Kemal Kılıçdaroğlu ise olur tartışabiliriz. Yani ben hiçbir zaman çekinmem. Oturur yine uygar insanlar gibi tartışırız. Her dönemi tartışırız. Benimle ilgili çocukluğumdan bu yana her dönemi ben tartışmaya razıyım. Eksiğim varsa olabilir insanım, hatam varsa olabilir insanım oturur tartışırız. Ama ben çocukluğumdan bu yana bütün tartışmalara hazır olduğumu söylüyorsam, eğer onlar da beni tartışacaklarsa onlar da çocukluklarından bu yana her şeyi tartışmaya hazır olurlar oturur uygar insanlar gibi bir araya geliriz, tartışırız. Ha bunun ne yararı olur onu ben bilmiyorum. Samimi söylemem gerekirse ne yararı olur onu ben bilmiyorum. Ama oturur uygar insanlar gibi tartışırız. Böyle bir tartışmaya ihtiyaç duyarlarsa niye ben karşı çıkayım. Buyurun gelin oturalım, konuşalım, tartışalım. Neyi doğru, neyi yanlış söylüyoruz hep beraber anlatırız. Vatandaş da evinde otururken televizyonu izler kimin doğruyu söylediğini, kimin doğruyu söylemediğini de anlamış olur. Yani bizim vatandaşımız gerçekten bu konuda özel bir yeteneğe sahiptir onu da ifade edeyim.

Hande FIRAT- Siz tabi Amerikanvari bu tartışmalardan bahsediyorsunuz, ama Türkiye onu çok uzun zamandır yapmıyor. Liderlerin ya da isimlerin televizyonlarda canlı yayında bir araya gelip bir masa etrafında ya da bir anchorun eşliğinde değil mi tartışıldığını görmüyoruz. Herhalde çağrınız sizin de bir canlı yayın şeklinde.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Öyle olması lazım. Keşke mesela burada Sayın Binali Yıldırım’ın da, Sayın Erdoğan’ın da yeri olsaydı, birer koltuğu olsaydı, sizler soru sorsaydınız veya onların beğendiği gazeteciler olsaydı. Ben çünkü gazeteciler arasında hiçbir ayrım yapmıyorum. Onlar kendilerine yakın gazetecileri de davet edebilirler, onların gazetecileri soru sorarlardı bizde cevap verirdik. Onların televizyonu olabilirdi.

Dolayısıyla bakın, hiçbir tartışmadan çekinmiyorum. Hiçbir gazeteciyi şu gelsin veya bu gelmesin diye asla bir ayrım yapmadım. Hangi gazeteci gelirse uygar bir şekilde sorularını sorar, ben de cevap vermeye çalışırım.

Dolayısıyla hiçbir ayrım yapmıyorum. 80 öncesi bu zaten vardı Türkiye’de siz gayet iyi hatırlarsınız. Yani o dönemde siyasi partilerin liderleri bir araya gelirlerdi, gazeteciler soru sorardı, onlar da cevap verirlerdi. Sonunda vatandaş kararını verirdi. Hepimizin saygı duyması gereken bir şey. Bu Japonya’da var, Amerika’da var, İspanya’da var, İtalya’da var, Hollanda’da var her yerde var. Bizde niye olmasın? Pekala oturalım konuşalım.

Hande FIRAT- “Evet” çadırı için yanıt vermediniz ama gider misiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- “Evet” çadırına da gidebilir Sayın Cumhurbaşkanı…

Hande FIRAT- Yok siz gider misiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben “Evet” oyu kullandığını ifade edenlerin hepsine büyük bir saygı gösterdiğimi, saygı beslediğimi söyledim. Hatta onlarla zaman zaman fotoğraf da çektim. Eğer öyle bir çadıra rastlarsak gittiğimiz yerde tabi ziyaret ederim bizim vatandaşımız değil mi? Tabi Sayın Cumhurbaşkanı “Hayır” çadırını ziyaret ederken herhalde terörist olarak suçladığı, bir dönem suçladığı bir düşünceden umuyorum vazgeçmiştir. Yani oradaki insanlarda pekala Sayın Cumhurbaşkanına umarım saygısızlık yapmamışlardır. Çünkü bir makama saygı göstermek gerekiyor. Cumhurbaşkanlığı makamı bu toplumun ortak değeridir. Makamı ortak değer olarak kabul etmemiz lazım. Nasıl Atatürk bizim ortak değerimizse, bayrak ortak değerimizse, vatan ortak değerimizse böyle ortak değerlerimiz vardır. Cumhurbaşkanlığı da tarafsızlığı nedeniyle ve 80 milyonu temsil ettiği için bizim ortak değerimiz olmak zorundadır. Dolayısıyla o makama oturan kişinin Türkiye’nin 80 milyonunu kucakladığını, onlara eşit mesafede olduğunu, herkesin sorunuyla birebir ilgilendiğini, tarafsızlığıyla bunu kanıtladığı sürece makamın değerini yüceltmiş olur. O değere daha fazla değer katmış olur.

Hakan ÇELİK- Sayın Kılıçdaroğlu, elinizde somut bir veri var mı? Şu ana kadar birçok şehre gittiniz, meydanlardaki havayı görüyorsunuz. Anket yaptırdınız mı son dönemde? Yani resmi veya gayri resmi kanallardan bir çalışma var mı, bir netice var mı? Bizle paylaşabileceğiniz bir bilgi var mı? Bu “Evet”, “Hayır” konusunda nasıl görüyorsunuz şu an tabloyu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle ifade edeyim, bir anket çalışması yapmadık, yaptırmadık. Ama çok sayıda anket geliyor. Örneğin bazı yabancı kuruluşlar anket yapıyorlar, onların sonuçları geliyor. Türkiye’deki bazı kuruluşlar anket yapıyorlar onların sonuçları geliyor. Anket firmalarının kendi yaptıkları anketler var onların sonuçları geliyor. Benim gördüğüm kadarıyla, bana ulaşan bütün anket sonuçlarında “Hayır” oyları önde.

Hakan ÇELİK- Hepsinde “Hayır” oyları mı, bütün anketlerde?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet hepsinde “Hayır” oyları önde. Çünkü “Hayır”ın gerçekten bu ülke için bir hayrı var. Bakın bunu bütün samimiyetimle söylüyorum. Ben bu ülkede insanların demokrasiye bağlılığını biliyorum hangi partiden olursa olsun. Şimdi bu kampanyayı partiler arasında bir çekişmeymiş gibi göstermek istiyorlar. Bu da büyük bir yanlış, bu da doğru değil. Kampanyada oylanan bir anayasa değişikliği, bir parti seçmiyoruz. Bir kişiyi seçmiyoruz. Başkan seçmiyoruz, Cumhurbaşkanı seçmiyoruz, hükümet seçmiyoruz. Bir anayasa değişikliği var, 18 maddeden oluşuyor. 18 maddeden oluşan anayasa değişikliğini oylayacağız. Hangi partiden olursa olsun veya herhangi bir partiye üye olmasın, sade bir vatandaş olsun sonuçta bu anayasa değişikliği Türkiye’nin lehine midir, aleyhine midir oturacak, düşünecek, tartışacak, arkadaşlarıyla konuşacak gidecek oyunu kullanacak. A partisinden birisi olumsuz oy kullanabilir, yani “Evet” oyunu kullanabilir. Yine A partisinden birisi yani “Evet” kullanır, bir başkası “Hayır” oyu da kullanabilir. Kendi tercihine göre kullanacak.

Dolayısıyla bunları partiler arasında bir çekişme, partiler arasında bir kutuplaşma, bu atmosfer içinde bir anayasa değişikliği yapmak doğru değil. Çünkü anayasa değişikliği sadece bugünü kapsayan bir süreç değil. Bu süreç çocuklarımızı, torunlarımızı ilgilendirecek, 40 yıl, 50 yıl, belki 60 yıl sonrasını ilgilendirecek düzenlemeler. O nedenle bunları bir partiden bağımsız, bir kişiden bağımsız, hatta siyasal partilerden bağımsız olarak ele alıp düşünmek, yorumlamak, tartışmak, konuşmak ve sandığa öyle gitmek gerekiyor. Bize gelen anket sonuçları öyle. Yani gittiğimiz yerlerde de pek çok partinin mensubuyla da karşılaşıyoruz “Hayır” oylarının yukarıda olduğunu ben görüyorum. Alanda da zaten bunu hissediyorsunuz, alanda da görüyorsunuz. Hatta şu soru bize soruluyor emin olun. En çok zorlandığımız soru şu; memleketin bu kadar sorunu var. Taksici esnafı soruyor diyor ki, biz sigorta paramızı ödeyecek kadar bile neredeyse para kazanamıyoruz, bu sorunumuz var. Çiftçinin sorunu var, esnafın sorunu var, taşeron işçisinin sorunu var, işsizlik sorunu almış başını gidiyor, ekonomide ciddi kırılmalar var. Bu kadar sorun varken siz siyasi partiler olarak bir araya gelip bu sorunları çözmek sizin görevinizken, neden şimdi referandumu getirdiniz başımıza bela ettiniz. Bu da bir soru aslında. Doğru. Yani Türkiye’nin acil ihtiyacı anayasa değişikliği değil ki.

Hakan ÇELİK- Ama Türkiye’nin önemli bir konusu hakkında, Türkiye’nin geleceği hakkında halka gitmek, vatandaşlara gitmek, bir şeyi yani bir bela etmek gibi mi acaba değerlendirmek lazım? Yani sonuçta halkın iradesine, milli iradeye başvurmak Türkiye’nin geleceğiyle ilgili önemli bir tartışma var. Yani mevcut sistem mi kalsa daha iyi, yoksa yeni bir modele mi geçelim? Yeni modeli destekleyenler bunun daha istikrarlı, daha güçlü ve daha hızlı büyüyen bir Türkiye getireceğini iddia ettiler, savundular.

Kemal KILIÇDAROĞLU- O zaman onu anlatsınlar. Mesela bu anayasa değişikliği geçerse Türkiye daha hızlı büyüyecek. Bana bir gerekçesini söylesinler bende memnun olurum. Belki o zaman deriz ki, Allah Allah biz bunu atlamıştık. Neden bunu diyorum? Bunu anlatamıyorlar neden? Çünkü 15 yıldır bir parti iktidarda. Koalisyon var mı? Hayır. Arzu ettikleri yasaları çıkarabiliyorlar mı? Evet. Bugüne kadar niyet edip de çıkaramadıkları hiçbir yasa yok. Üç; arzu ettikleri her kararnameyi çıkarabiliyorlar mı? Her kararnameyi çıkarabiliyorlar. Arzu ettikleri bürokratları değiştiriyorlar mı? Arzu ettikleri bürokratı değiştiriyorlar. Merkez Bankası Başkanı, TÜİK’in Başkanı, Maliye Müsteşarı, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı, arzu ettiklerini değiştiriyorlar mı? Evet değiştiriyorlar. O zaman anayasadan kaynaklanan hangi engel var ben onu mesela öğrenmek isterim. Şu engel var anayasadan kaynaklanıyor ve o engel dolayısıyla bizim elimiz, kolumuz bağlı, biz hiçbir iş yapamıyoruz diyorlarsa, o maddeyi bir söylesinler ben de göreyim o maddeyi. Hangi madde engel mesela ben bunu bilmiyorum, anlatmıyorlar da, meydanda da söylemiyorlar, televizyon programlarında da söylemiyorlar. Umarım bir gün karşınıza gelirler sorarsınız. Yani hangi madde siz ekonomiyi hızlı büyütecektiniz de engel oldu size? Ben bunu bilmiyorum.

Hande FIRAT- Peki iktidarın, AKP’nin daha çok ifade ettiği daha güçlü olacağı ve olası krizlerin önünü kesebileceği, çünkü bir çift başlılık olduğu iddiası var. Özellikle de halk tarafından seçilen Cumhurbaşkanı sisteminin hayata geçmesinden sonra Başbakan, Cumhurbaşkanı, hatta şöyle diyorlar, bugün değil, yarınları da düşünerek ifade ediyorlar. Bu sistemin, mevcut sistemin acaba ürettiği ya da üretebileceğini düşünüyor musunuz?

Bir de Başbakanın son bir açıklaması oldu, “82 model darbe mahsulü bir anayasadır” bu diyor. Yani hani bu değişirse acaba bu mahsul darbelere neden olması ortadan kalkacak mıdır?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani anayasa darbeye zemin hazırlıyorsa, öyle düşünüyorlarsa bu 18 maddenin içinde darbeyi engelleyecek hiçbir hüküm yok. Bana söylesinler bu 18 maddenin içinde darbeyi engelleyecek hangi hüküm var? Öyle bir şey yok. Halka doğruları söylemiyorlar. Ha deniyorsa ki, bu anayasa mevcut 82 anayasası. Zaten çok maddeleri değişti zaten, yani özelleştirme girdi, bağımsız otoriteler girdi, AB’yle uyum süreci içerisinde pek çok düzenleme yapıldı. Rahmetli Ecevit döneminde 35 maddesi değişti. 2010 referandumu yapıldı, pek çok madde yine değişti. Asıl sorun yaratan 2010 referandumunda yapılan değişikliklerdir. Asıl sorunu onlar yarattılar. Unutmasınlar o dönemde kimlerle işbirliği yaptılar? 2010 referandumunda kimlerle işbirliği yaptılar? Biz o dönemde de yapılan düzenlemenin yanlış olduğunu söylemiştik. Ama Pennsylvania’dan bir zat kalktı ölüleri bile mezardan kaldırın gidin “Evet” oyu kullansın diye açıklamalar yaptılar. Bunlar da hep beraber alkışladılar. Sonra ne oldu? Aynı maddeleri bir daha değiştiriyorlar. O zamanda biz haklıydık, yine de biz haklıyız. Çünkü ortak aklı egemen kılmıyorlar. Dünyadaki gelişmeleri yakından izlemiyorlar. Türkiye güçlü bir ülke olacak. Türkiye’nin güçlü ülke olmasının yolu demokrasiniz varsa, hukukun üstünlüğü varsa, düşünce özgürlüğü varsa ve siz üretiyorsanız, katma değeri yüksek ürün üretiyorsanız Türkiye güçlü ülkedir. Dedikodu yapacaksanız, birbirinize girecekseniz, siyaseti bir gerilim aracı olarak toplumun önüne koyacaksanız, gazetecileri hapse atacaksanız, masum işadamının malvarlığına el koyacaksanız o zaman Türkiye güçlü olamaz, yoktur öyle bir şey. Güç üretimden ve demokrasiden kaynaklanır. Hukukun üstünlüğünden kaynaklanır. Güç budur, bütün dünyada böyledir. Gidin Amerika’ya böyledir, gidin Japonya’ya böyledir, gidin İngiltere’ye böyledir, gidin İspanya’ya böyledir. Bunu yapmak lazım.

Çift başlılık; hiç ilgisi yok, hiç ama. Neden çift başlılık? Anayasa değişikliğiyle çift başlılık gelecek aslında. Neden? Biz az önce düşüncemi ifade ettim, Cumhurbaşkanlığı makamı bu toplumun ortak değeridir diye. Neden? Tarafsızdır, 80 milyonu temsil eder, arabasında Türk bayrağını taşıyor, hem içerde, hem dışarıda Türkiye Cumhuriyeti devletini temsil eder. Şimdi siz bu kişiye diyorsunuz ki, aynı zamanda sen partinin Genel Başkanı olacaksın yeni anayasa değişikliğiyle partinin Genel Başkanı. Partinin Genel Başkanı tarafsız olur mu? Olmaz. Binali Bey tarafsız mı? Hayır. Ben tarafsız mıyım? Hayır. Devlet Bey tarafsız mı? Hayır. Biz tarafsızlık üzerine yemin eder miyiz? Hayır öyle bir şey de yoktur. Milletvekili yemininde de yoktur. Peki Sayın Cumhurbaşkanı bu modelde seçildi Cumhurbaşkanı, aynı zamanda partisinin Genel Başkanı, iki şapkası var. Çift başlı mı? Evet çift başlı. Ne olacak? İniyorum ile, vilayete. Vilayette Sayın Cumhurbaşkanını kim temsil eder? Vali. O da arabasında Türk bayrağı taşır. Neden Vali? Çünkü Vali devleti temsil eder. Peki İl Başkanı? Kendi partisinin İl Başkanı? O da Cumhurbaşkanını temsil edecek. Vilayette de çift başlılık. Çünkü Vali diyecek ki, evet ben de aynı zamanda devleti temsil ediyorum, arabamda Türk bayrağı taşıyorum. İl Başkanı diyecek ki, ben de Cumhurbaşkanını temsil ediyorum. Çünkü bizim partinin Genel Başkanı. Orada da çift başlılık. Yani kocaman bir aldatmaca aslında. Halka doğruları anlatmamız lazım. Diyebilirler efendim bu çok doğru bir modeldir. Bana dünyada bir örnek göstersinler biz de bilelim ki, bizim dışımızda da Amerika’da var, Fransa’da var, Japonya’da var, İngiltere’de var, Papua Yeni Gine’de var, Uganda’da var. Biz de bir öğrenelim yani nerede var bu? Yok böyle bir model. Kişiye özgü model olmaz. Biz gelecek kuşakları düşünüyoruz. Tartışma olur mu, çekişme olur mu Cumhurbaşkanıyla Başbakan arasında. Geçmişte oldu ne oldu? Anayasayı değiştirdik ne oldu? Halk seçiyor Cumhurbaşkanını bitti. Bir çekişme olacak mı? Hayır.

Hande FIRAT- Hep üçlü koalisyon döneminden Ahmet Necdet Sezer’den özellikle son dönemde örnek veriliyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tamam o dönem meclis seçiyordu, şimdi halk seçti. Halkın seçtiği birisiyle Başbakan niye çatışsın? Son 15 yılda çatışma çıktı mı? Çatışma çıkmadı.

Hakan ÇELİK- Farklı tandanslardan oldukları zaman, yani siyasi birikim ve siyasi köken itibariyle, Cumhurbaşkanını halk seçiyor, şimdi bir Başbakan var ama başka kökenlerden, siyasi kökenlerden gelip bambaşka bir pozisyon alıp bir çatışmanın içine de girebilirler.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Nasıl bir çatışma çıkacak?

Hakan ÇELİK- Yani Türkiye’nin geleceğine dair temel meselelerde çok farklı bakabilirler.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Nasıl bir çatışma çıkacak?

Hakan ÇELİK- Tıkanmaz mıydı sistem?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır efendim ne tıkanacak? Örnek vereyim ben size. Bir yasa çıkardınız parlamentoda, Cumhurbaşkanı veto etti. Aynı yasayı bir daha çıkarıyorsunuz, veto eder mi? Edemez. Bitti. Cumhurbaşkanının görevleri nedir? Anayasada yazılmış, 1, 2, 3, 4, 5 diye yazılı değil mi? Evet. Başbakanın görevleri nedir? Başbakanlık kanununda yazılı 1, 2, 3, 4, 5 onun da görevleri var. Parlamento eskiden Cumhurbaşkanını seçerken bir uzlaşma aranırdı, uzlaşma olmazsa işte 367 tartışmaları vs. oldu, o aşıldı. Neyle aşıldı? Anayasa değişikliği yapıldı, halk seçiyor mesele bitti, bu kadar. Binali Bey’le Sayın Cumhurbaşkanı çatışıyor mu?

Hakan ÇELİK- Çatışabilirlerdi ama.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Niye çatışsınlar?

Hakan ÇELİK- Hayır mesela El Bab’da ne işimiz var diyebilirdi Başbakan. Cumhurbaşkanı da El Bab’a girmek gerekir dış politikanın gereği diye mesela bütünüyle farklı bir pozisyon alabilirdi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi, bakın eğer böyle bakılırsa Türkiye de dikiş tutmaz. Hep benim dediğim doğrudur, diğerlerinin söylediği yanlıştır diye yola çıkılırsa Türkiye de dikiş tutmaz. Zaten dikiş tutmamasının nedeni de odur. Neden? El Bab’a gidelim. Güzel, kim karar verecek buna? Bir kişi mi? Bu ülkede Genelkurmay Başkanı var mı? Var. Ordu var mı? Var. Milli Güvenlik Kurulu var mı? Var. Milli Savunma Bakanı var mı? Var. Muhalefet var mı? Var. Milli mesele mi? Milli mesele. Oturulur konuşulur El Bab’a girelim mi, girmeyelim mi karar verilir gerekirse girilir. Herkes işin artısını, eksisini söyler ve karar öyle alınır. Bir kişiye devlet teslim edilir mi? Osmanlı bile bir kişiye emanet edilmedi. Orada da Sadrazam var. Veziri Azam Başbakan. Yok mu? Var. Ama padişah da var. Padişah Veziri Azamı atıyor. Vezirler var her birisi bakan pozisyonunda.

Şimdi siz hepsini kaldırıyorsunuz bir kişiye 80 milyonu teslim ediyorsunuz. Böyle bir şey olmaz. Ben size Kıbrıs çıkarmasını söyleyeyim. Kıbrıs çıkarmasında ne oldu? Soydaşlarımız öldürülüyor muydu? Öldürülüyordu. Milli Güvenlik Kurulu, askerler bir araya geldiler, bakanlar bir araya geldiler, üstelik koalisyondu. Ne oldu? Kıbrıs askeri gitti Kıbrıs’a ayak bastığı gün Sayın -Allah rahmet eylesin- Bülent Ecevit Başbakanlıktan ayrıldı ve şunu söyledi “Ordu Kıbrıs’a barış getirmek için Kıbrıs’a ayak basmıştır, operasyonumuz devam etmektedir Allah bu millete zeval vermesin, Allah bu milleti mahcup etmesin” gibi ifadeler kullandı. Devlet adamlığı budur. Şimdi siz bütün bunları bir tarafa atıyorsunuz bütün yetkiler bende olsun, ya Başbakan bana aksi bir şey söylerse... Söyleyecek. Bakın, ben 15 Temmuz’dan sonra saraya gittiğimde Sayın Cumhurbaşkanına ve Başbakana, Devlet Bey’e ordalardı şunu söyledim. “Devlette liyakat denen bir kavram vardır. Ben sıradan bir Daire Başkanıyken Genel Müdür Yardımcısı değilim, Genel Müdür değilim, Müsteşar Yardımcısı değilim, Müsteşar değilim. Bir Daire Başkanıyken hükümet önümüze bir kanun tasarısı koyduğu zaman biz çıkar o kanun tasarısının hangi maddelerinin hangi gerekçeyle doğru veya yanlış olduğunu anlatırdık ve biz onları ikna ederdik.” Binali Bey dedi ki, “Kararı siyasetçiler verir.” Evet dedim, “Elbette ki kararı siyasetçiler verecek. Ama getirilen değişikliğin artısını ve eksisini biz siyaset kurumuna anlatmazsak görevimizi yapmamış oluruz. Son karar yine onlara ait. Ama dönüp bana şunu söyleyemez o saatten sonra, yasalaştıktan sonra. Efendim siz niye bunun hatalarını, eksikliklerini bize hatırlatmadınız diye soramazlar. Çünkü biz yeri ve zamanında hatırlatırız ama sonuçta kararı siyaset makamı verecek. Çünkü sorumluluk ona aittir.” Devlette liyakati bitirirseniz bütün bunlar iflas eder. Bir siyasetçi diyebilir mi ben her şeyi biliyorum. Her şeyi bilen bir adam yoktur dünyada. Tam tersine dünya geliştikçe iş bölümü artar. Yeni gelişmişliğin tanımı nedir biliyor musunuz? Küçük ayrıntılarda iş bölümüne giden ülkeler gelişmiş ülkelerdir. Eskiden doktor vardı. Şimdi doktor deyince ne doktoru diye soruyoruz. Göz doktoru mu, sinir mi, cerrah mı, el cerrahisi mi, çocuk cerrahisi mi, kulak burun boğaz mı? Düşünebiliyor musunuz yeni branşlar, yeni alanlar çıkıyor. Deri mi, nedir? Kadın doğum mu? Bütün bunlar işbölümünü gerektiriyor. Ama baypas ameliyatı yapan kalp damar cerrahı, gidip kadın doğumla uğraşmaz. Onun alanı farklı, onun alanı farklı. Devlet bütün bu ayrıntıları, yani liyakat sistemi üzerinde büyür ve gelişir. Şimdi biz bütün yetkileri bir kişiye veriyoruz, buyurun beyefendi diyoruz sana Türkiye’yi teslim ettim, istediğin gibi tepe tepe kullan. Bu olmaz, yanlıştır bu. Biz bunu söylüyoruz.

Hande FIRAT- Efendim peki biraz maddelerin ayrıntısına girdiğimizde şimdi AKP’nin ve MHP’nin savunduğu pakette bir defa şunun altı çiziliyor. Seçime gitmeden sonuç itibariyle bir Cumhurbaşkanı adayı olacak ve bu aday diyecek ki muhtemelen işte şu şu isimlerle çalışacağım, ya o an söyleyecek, ya da gittikten sonra seçim neticesinde karar verecek ama iktidar partisi diyor ki, sonuç itibariyle hükümete diyor yeni sistemde güvenoyunu millet veriyor diyor. Birincisi bu açıdan acaba güvenoyunu millet vermesi, bir güvenoyu verilmesi millet tarafından yeterli değil midir?

İkincisi de, sistemin getirdiği bir takım düzenlemeler var. Yani siz fesih dediniz ama özellikle ifade olarak seçimlerin yenilenmesi yer alıyor. Bu konuda da bir polemik var onu da soracağım. Bu giyotin sistemi diyorlar. Mesela bu giyotin sistemi korumak için yeterli değil mi belli dengeleri?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi şöyle, fesihe de gelelim, onu da konuşalım. Millet hükümeti seçer, yani bir siyasal partiyi seçer, çoğunluklu partinin lideri de bugünkü düzende gelir Başbakan olarak görev yapar. Sayın Cumhurbaşkanı onu Başbakan olarak hükümeti kurmakla görevlendirir. O bir hükümet programı hazırlar, TBMM’ye gelir ve meclisten güvenoyu ister. TBMM’de 550 milletvekili vardır ve orada hükümet programı tartışılır. Ona göre bir karara varılır. Parlamenter demokratik sistemin geleneğidir bu. Yeni anayasa değişikliğinde ne deniyor? Başbakanlığı kaldırıyor. Bakanlar kurulunu da kaldırıyor. Nasıl olacak seçim? Anayasa değişikliğinde, şu anayasa değişikliğinde bana desinler ki, şu maddeye göre yeni kurulacak hükümet hükümet programını hazırlayacak, millete sunacak 5 yılda bir. Ya hükümet yarı yolda kalırsa ne olacak? Var mı bir düzenleme? Hayır yok. Ya hükümette birisi yanlış yaparsa gensoru verecek miyiz? Veremeyeceksiniz. Daha komiğini size söyleyeyim. Diyelim ki, Ankara’da bir yol bozuk, üç aydır yapılamıyor, tutuyorsunuz Çevre Şehircilik Bakanlığına diyorsunuz ki, ya da Bayındırlık Bakanlığına diyorsunuz ki Ankara’nın şu sorunu var bir Ankara milletvekili çıkıp TBMM kürsüsünden Bakana sözlü soru soruyor. Bugünkü düzende o bakan gelip TBMM kürsüsünden o yolun veya kentin veya kamulaştırmanın neden yapıldığını veya neden yapılamadığını, ne zaman yapılacağını açıklamak zorunda.

Hakan ÇELİK- Soru önergeleri mekanizmaları mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sözlü soru. Yeni modelde Bakan asla kürsüye gelip bu soruya cevap vermeyecek, çünkü böyle bir soru dahi sorulamayacak. Bu mudur millete güven? Ama birisi çıksın anlatsın bu mudur millete güven? Yani o milletvekili milletin vekili değil mi? Neden hükümeti kaldırıyoruz, yani Bakanlar Kurulunu neden kaldırıyoruz?

Hande FIRAT- Aslında kaldırmıyorlar. Düzenlemede bir bakanlar kurulu, kabine var.

Hakan ÇELİK- Bakanlar yok mu sistemde?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bakanların olup olmayacağına Başkan karar verecek. Hiç Bakan atamayabilir.

Hande FIRAT- Böyle bir şeyi gerçekçi buluyor musunuz?

Hakan ÇELİK- Nasıl olabilir bir şey efendim? Yani hiç Bakan atamadan Türkiye…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Atayacaktır diye bir düzenleme var mı?

Hakan ÇELİK- Bakanlar olmadan nasıl yönetilebilir? Yani bir Enerji Bakanı, bir Çevre Bakanı veya neyse Dışişleri Bakanı…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ona kararı Başkan verecek. Bakın, devletin yapısı ve işleyişiyle ilgili bütün yetkiler Başkana verilmiş vaziyette. Başkan arzu ettiği kadar Bakanlık oluşturabilir. Dediğiniz gibi Çevre Şehircilik Bakanlığı kurabilir, kurmayabilir de. Milli Savunma Bakanlığı olabilir, olmayabilir de. Milli Eğitim Bakanlığı olabilir, olmayabilir de. Şimdi bana çıkın şu anayasa değişikliğinde deyin ki, şu maddede hayır efendim olur mu bak bakanların isimleri sayılmış, bu bakanlarla seçime gidilecek, ya da hükümet kurulurken, ya da seçime gidilirken Başkan diyecek ki, “Bak benim bakanlar kurulum bunlar, benim Başkan Yardımcılarım bunlar, bunlarla seçime gideceğim”, var mı?

Hakan ÇELİK- Anayasa değişikliklerinde bakanların isimleri daha önceki değişikliklerde var mıydı? Yani bakanlıklar söyleniyor muydu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır, bugünkü anayasada yok. Ama bugünkü anayasada bir bakanlığın kurulması ve kaldırılması yetkisi TBMM’ye aittir. Her bakanlığın özel bir yasası vardır. Başbakanlık özel yasası var. Milli Eğitim Bakanlığı özel yasası var. Maliye Bakanlığı özel yasası var. Enerji Bakanlığı özel yasası var. Çünkü her bakanlığın görev tanımları var hem bakanın, hem bakanlıkların. Artı Genel Müdürlerin her birisinin ayrı ayrı tanımları var. Kim neyi, nasıl yapacak? Yetki kime ait? TBMM’ye ait. Yeni düzende kime ait? Başkana ait. Bu doğru mudur? Doğrudur deniyorsa gidip vatandaş “Evet” oyu kullanır. Hayır, bu yanlıştır deniyorsa bunu da vicdan kaldırmaz olur mu böyle bir rezalet diyorsa gidecek onurlu bir şekilde “Hayır” altına oyunu basacak. Böyle bir şey olmaz diyecek.

Hande FIRAT- Şimdi Cumhurbaşkanı yürütmenin başı olacak, Cumhurbaşkanı Yardımcılarını ve Bakanları atayacak, üst düzey kamu yöneticilerini atar, görevlerine son verir ifadesi aynı şekilde var. Ve meclis bilgi edinme ve denetleme yetkisi, meclis araştırması ve genel görüşme yetkileri korunacak. Meclis, Cumhurbaşkanı, Bakanlar, Cumhurbaşkanı Yardımcılarına yönelik meclis soruşturması yazılı soru yetkisi var, sözlüsü yok. Yani hani bunlara bir şey var mı diye.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yetkisi yok.

Hande FIRAT- Artı şimdi doğal olarak anayasada yazmıyor değişiklikte ama…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bakan sayısı, Bakanlık sayısı var mı orada?

Hande FIRAT- Hayır Bakanlık sayısı yok evet.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Başkan sayısı var mı?

Hande FIRAT- O da yok.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Niye yok?

Hakan ÇELİK- Cumhurbaşkanı Yardımcısı sayısı diyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Niye yok? Afganistan örneğini vereyim. Afganistan’da Başkan ve iki Başkan Yardımcısı seçimle geliyor. Kendi anayasalarında var. Bizde sayı yok. Ben diyorum ki sayı kaç? 1 mi, 2 mi, 5 mi, 10 mu, 50 mi? Efendim 1 olabilir, 2 olabilir, bilemedin 3 olur. Niye bilemedin kardeşim bil, kaç olacak yardımcı? Bana çıkıp söylesinler kaç yardımcısı olacak? Ha denir ki, bir Başkan gelir, seçilir 3 tane yardımcısı olur. Tamam. Ama bir başka Başkan gelir bir başka seçimde ben 500 tane yapacağım der. Hatta benim partimin İl Başkanlarının tamamını Başkan Yardımcısı yapacağım der. Engel var mı? Engel yok.

Hande FIRAT- Uyum yasalarıyla bir takım boşluklar doldurulamaz mı? Yani 6 aylık bir AKP’nin önünde… İfadelerinden söylüyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim anayasa yapıyoruz, yasa yapmıyoruz. Anayasa yapıyoruz. Hiçbir yasa anayasaya aykırı olamaz. Yarın Başkan diyecek ki, bir dakika benim yetkilerimi sınırlıyorsunuz diyecek. Bakın, o anayasa değişikliğinde şöyle bir cümle daha var. TBMM’nin münhasıran görev alanına giren konularda Cumhurbaşkanlığı düzenleme yapamaz. Demek ki, onun dışındaki bütün konularda düzenleme yapma yetkisine sahip. Yanlış bakın, öyle geniş yetkiler veriyoruz ki, bir kişi çıkıp Türkiye’yi felakete sürükleyebilir. Birisi çok yeteneklidir, bilgilidir, devlet umuru görmüştür, ya bu kadar yetki var ama ben gene de kullanmayım diye düşünebilir. Ama bir gün bir başka seçim olur, bir başkası gelir oraya der ki, bir dakika beyler böyle bir fırsat geçti, ben bir sefer bizim bütün bu akrabaları Başkan Yardımcısı yapayım. Bütün bu yakınlarımı da Bakan yapayım ne olacak? Hep beraber gidiyoruz, nasıl olsa ben ne dersem hepsi ona uyacak. Uymayanı görevden ertesi gün alacağım, diyeceğim kusura bakma benim söylediğime uymadın sen. Böyle bir yetki kime verilmiştir dünyada?

Şimdi anayasa konuşuyoruz, tartışıyoruz keşke bunları onlar da burada olsaydı beraber konuşsaydık. Benim atladığım bir şey varsa onlar da bana ifade edebilselerdi. Bu kadar yetkiyi bir kişiye veremezsiniz, Türkiye’yi felakete sürükleyebilir, yazıktır, günahtır bu memlekete.

Bakın bunların bir partiyle ilgisi yok. A partisi, C partisi, E partisi bunlarla ilgisi yok. Şahıslarla da bunların ilgisi yok. Biz bir düzen, bir rejim değişikliği yapıyoruz. Parlamenter demokratik sistemde milletvekillerinin önemli bir yetkisini alıyoruz bir kişiye emanet ediyoruz.

Hande FIRAT- Gerçi rejim değil sistem değişikliği diye bir ayrı kitapçık…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Olur mu efendim Türk Dil Kurumunun sözlüğüne baksınlar. Devletin yönetim şekline rejim denir. Devletin yönetim şekli değişiyor mu? Değişiyor. Ben söylemiyorum Türk Dil Kurumunun sözlüğü söylüyor. O da devletin kurumu. Hani olur da CHP’li birisi söyler de derler ki, ya CHP’li söylüyor bunu. Ben söylemiyorum devletin resmi Türk Dil Kurumunun sözlüğü söylüyor. Devletin yönetim şekli, değiştiriyoruz yönetim şeklini.

Hakan ÇELİK- Parlamenter sistem diye bir kavram var ya efendim. Yani o parlamenter sistem değişecekse eğer o zaman bir sistem değişikliği değil midir bu? Yani yine rejim değişikliği mi diyorsunuz yani?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Parlamento yerinde kalıyor, sayı da 600’e çıkıyor. Ama yetkisi sınırlanıyor. Bakın, bu anayasa değişikliğine göre yeni seçilecek Başkan isterse hiç bütçe kanununu meclise getirmeyebilir.

Hande FIRAT- Ama onunla da ilgili bir düzenleme var.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hiç ama. Düzenleme ne diyor? Diyor ki, yeni bütçe parlamentoda kabul edilmez veya zamanında yasalaşmaz veya reddedilirse eski bütçe yeniden değerleme oranında artar ve uygulaması devam edilir. Ben de yeni bütçe getirmem. Getirecektir diye bir düzenleme var mı? Hayır yok. Şu kadar süre içinde gelecek diye bir düzenleme var mı? Hayır yok. Her sene yeniden değerleme oranında artar, ben de bütçeyi uygularım.

Şimdi anayasa elbette ki temel bir yasadır ve bu temel yasalar hazırlanırken toplumun her kesiminin görüşleri alınır. Hukuk fakültelerinin, anayasa hukuk hocalarının, Odalar Borsalar Birliğinin, sendikaların. Yani siyasi partileri bıraktım bir tarafa, toplumun her kesiminin görüşleri alınır. İşveren sendikalarının görüşleri alınır. Bu değişiklik yapılırken kimin görüşü alındı? Hiç kimsenin. Bir partinin mutfağında hazırlandı.

Hande FIRAT- İki siyasi parti bir araya gelip çalıştılar. Mesela o dönem diğer muhalefet partilerine de, size de çağrı vardı ama.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet bakın, doğruya doğru. Bizi dediler ki, anayasa değişikliği için gelin. Biz de dedik ki, demokratik parlamenter sistemi güçlendireceksek, 12 Eylül darbe hukukunun getirdiği bütün yasaları değiştireceksek, Türkiye’ye birinci sınıf demokrasiyi, tam demokrasiyi AB standartlarında getireceksek biz gelmeye, çalışmaya hazırız. Dediler ki, hayır biz Başkanlık sistemini getireceğiz, bunun için geliyorsanız gelin. Biz de gitmedik.

Şimdi biz oraya gidip de oyunbozanlık etmek gibi bir düşüncemiz olmadı, doğru da olmaz yani. Biz düşüncemizi açık, net söyleriz ve bu düşüncelerden yola çıkıyoruz, biz buyurun getirin hep beraber yapalım.

Hakan ÇELİK- Efendim biz CHP’nin modelini şu anda niye bilmiyoruz? Yani kamuoyunu şu anda mesela CHP’nin de bakın anayasa, yeni model, yeni sistem bizim de şudur diye mesela şu anda konuşuluyor olması lazım değil miydi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır.

Hakan ÇELİK- Hal böyle olunca yani bu doğru mudur, yanlış mıdır tartışmasına girmeyeceğim ama CHP değişime direniyor, zaten statükocu bir gelenek vardı gibi bir kanaat oluşuyorsa,  acaba bunu değiştirmek adına CHP de efendim bu bizim anayasa değişikliğimiz, bizde böyle bir modelin daha doğru olduğunu düşüyoruz. Parlamenter sistemden yanayız ama aksadığını düşünüyoruz şöyle olursa daha iyi olur. Biz niye bunu konuşamıyoruz şu anda mesela?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Çok güzel bir soru. Bu soru sorulmadığı için konuşamıyoruz.

Hakan ÇELİK- Ben şu an soruyorum efendim size Sayın Kılıçdaroğlu, bize lütfen söyleyin efendim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hemen söyleyeyim. Bu anayasa değişiklikleri daha hiç gündemde yokken biz Ankara’da bir Anayasa Forumu düzenledik. Anayasa hukuku hocalarını davet ettik. Başkanlık modeli, parlamenter model uzun uzun tartışıldı ve biz bunu kitap haline de getirdik. Biz demokratik parlamenter sistemi savunuyoruz. Ne olmalı, bugün parlamenter demokratik sistemde aksayan yönler nelerdir onu da düşündük. Onunla ilgili de 5 ayrı kanun teklifini TBMM Başkanlığına verdik milletvekillerimizin imzasıyla. Dedik ki bir; bir siyasi ahlak kanunu çıkması lazım. Her mesleğin ahlaki kuralları var. Niye siyasetin ahlaki kuralları yok? Amerika’da var, Japonya’da var, Fransa’da var niye bizde olmasın ahlaki kurallar. Hatırlarsanız Sayın Davutoğlu siyasi etik kanunu çıkaracağız demişti. Ben de aman çıkarsa çok mutlu oluruz. Biz siyasi ahlak kanunu diyoruz, o siyasi etik kanunu diyor aynı şeyler aslında. İstedik ama Davutoğlu’nun ömrü yetmedi.

İki; yüzde 10 seçim barajı. Siyasi partiler kanununun değişmesi lazım yüzde 10 seçim barajı olmaz. Bu makul bir baraj olabilir. 3 olur, 5 olur, 2 olur, 1 olur hatta sıfır bile olur. Ama makul bir oran olması lazım milli iradenin parlamentoya tam yansıması için.

Hande FIRAT- Efendim orada bir parantez açabilir miyiz? Çünkü Başbakanın açıklaması var biliyorsunuz yeni bu yüzde 10 seçim barajıyla ilgili olarak. “16 Nisan’dan sonra oturup konuşalım” dedi. 16 Nisan’dan sonra CHP oturur konuşur mu “Evet” ya da “Hayır” çıkması özellikle bu oturup konuşmayı yanıtını değiştirir mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Biz bunu zaten kanun olarak teklif etmişiz. Oturup konuşacağız kanun teklifini vermişiz zaten. Üstelik birden fazla seçenek vermişiz. 3’e göre vermişiz, 5’e göre vermişiz. Hangisini kabul ediyorsanız buyurun. Benim düşüncem şu; yüzde 1 oy alan partinin Genel Başkanı meclise gelsin niye gelmiyor? Gelsin çıksın o da millet meclisinde kürsüye kendi partisinin düşüncelerini ifade etsin. Yani düşüncelerden niye korkuyoruz? Çağ hangi çağ? 21.yüzyıldayız artık.

Başka? Biz aynı zamanda siyasi partiler yasasının tümünün değişmesini istiyoruz. Milletin vekilini millet seçmeli. Şimdi sanıyoruz ki, ya da öyle bir algı yaratıldı millet milletvekillerini seçiyor. Yok efendim milletvekillerini falan kimsenin seçtiği yok. Millet listeye oy veriyor, listeyi seçiyor. Önüne koyuyoruz, Genel Başkanlar oturuyorlar milletvekili listelerini yazıyorlar, koyuyorlar vatandaşın önüne oy ver bunlara diyorlar. Peki, ben 3. sıradaki milletvekilini beğenmiyorum. Beğeneceksin kardeşim diyor. Oy vermezsen ayrıca ceza veririm diyor. Bunun adı millet milletvekilini mi seçiyor? Hayır. Millet listeyi seçiyor. Biz ne diyoruz? Millet doğrudan kendi milletvekilini seçebilmeli. Buyurun gelin değiştirelim.

Ayrıca biz bunu da yeterli bulmuyoruz demokratik parlamenter sistem açısından ve milli iradenin parlamentoya tam yansıması açısından. Diyoruz ki, Yurtdışı Seçim Çevresi Kanunu getirin. Yurtdışındaki vatandaşlarımız oy kullanıyor mu? Kullanıyor. Niye kendi milletvekillerini seçemiyorlar? 6 milyon vatandaşımız var, 5 milyon vatandaşımız var niye seçemiyorlar? Yani yurtdışından Almanya’dan veya Fransa’dan 2 milletvekili gelse parlamentoya oturup konuşsa ne kaybederiz? Oradaki vatandaşımızın derdini gelip Türkiye Cumhuriyetinde Ankara’da, parlamentoda dile getirse ne kaybederiz? Onun için yurtdışı seçim çevresi kanunu da verdik, buyurun gelin yapalım dedik.

Anayasada değişiklikler evet yargının bağımsızlığını biz de savunuyoruz. Yargının bağımsızlığı nasıl olur? Efendim anayasada değişiklik yaptık, kanunun birinci maddesi ki, yargı bağımsız ve tarafsızdır dedik. Güzel. Ama lafla peynir gemisi yürümüyor ki. Bir partinin Genel Başkanı hakim tayin ediyor. Bir partinin Genel Başkanı hakim tayin ettiğinde siz o yargıya bağımsız der misiniz? Demezsiniz, ben demem. Herhalde vatandaş da demez. Şimdi düşünün ben partinin Genel Başkanıyım, aynı zamanda Başkanım, Anayasa Mahkemesinin 15 üyesinden 12’sini ben tayin ediyorum. Bu değişiklik neyi getiriyor? Parti devletini getiriyor. Bakın, Cumhurbaşkanı partili, yardımcıları partili, bakanlar partili, valiler partili, kaymakamlar partili, hakimler partili. Buyurun size parti devleti. Eski komünist sistemden ne farkı var? Komünist partilerde, komünist rejimlerin olduğu partilerde ya komünist partidensiniz veya hiç yoksunuz. Ne farkı var bunun? Bana çıkıp bir Allah’ın kulu desin ki şu farkı var. Hiçbir farkı yok. Rusya’daki yenilenme sonrası…

Hakan ÇELİK- Glasnost perestroyka.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet ondan önceki rejimin aynısı geliyor şu anda Türkiye’ye. Orası da komünist sistemde değil miydi? Başkan komünist, yardımcılar komünist, bakanlar komünist, hepsi değil miydi? Valisi, kaymakamı hepsi komünist sistemde.

Hakan ÇELİK- Çok partili bir yarış var mıydı ama Rusya’da o zaman?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yok ki. Burada…

Hakan ÇELİK- Şu an yok mu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ama yetki veriyorsunuz bakın, bütün yetkileri veriyorsunuz. Yetki aldığınız zaman ne olur? Bizde kim partilidir? Başbakan partilidir, bakanlar partilidir ama onun dışında devlet liyakat esasına göre gider, bürokratlar partili değildir. Cumhurbaşkanı partili değildir. Çünkü cumhuru temsil ediyor. Her partiliyi temsil ediyor. Siz bunu değiştiriyorsunuz komünist sistemde hangi düzen varsa aynı düzeni getiriyorsunuz. Yani dünyanın terk ettiği sistemi getirip Türkiye’ye uyguluyorsunuz. Esad’ın anayasası değil mi, aynı maddeler yok mu? Aynı maddeler var. Tercümesi yapılmadı mı? Yapıldı. TBMM kürsüsünde okundu mu? Evet okundu. Hatta bazı iktidar partisi milletvekilleri ya şu değişikliği getirin bir de biz görelim gerçekten öyle mi? Evet gerçekten öyle onlar da baktılar.

Hande FIRAT- Efendim konuşurken maddeleri bu fesih tartışmasına değinecektik. Cumhurbaşkanının özellikle bir ifadesi oldu. “Meclisi feshetme yetkisi var. Yalan söyleme Cumhurbaşkanının Meclisi feshetme yetkisi yok. Böyle bir şey varsa ispat et ben Cumhurbaşkanlığından istifa edeceğim. Ama o da kalkıp CHP’den ayrılsın ki CHP’de kurtulsun” ifadesini kullandı.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben Sayın Cumhurbaşkanının istifa etmesini istemem. Sayın Cumhurbaşkanı hukukçu değil, ben de hukukçu değilim. Ama ben vergi hukukunu çok iyi bilirim. Ben pek düzenlemenin anayasaya aykırı olup olmadığını inceleyen, kontrol eden ve bütün hayatımda bir anlamda buralarda geçti. Dolayısıyla fesih nedir, ne değildir onu gayet iyi bilirim. Hiçbir yorum yapmaya gerek yok. Türk Dil Kurumunun sözlüğü parlamentonun feshi diyor. Bu sözlük benim değil, devletin bir kurumuna ait olan sözlük parlamentonun feshinden söz eder.

Başka? Bugün bir anayasa hukukçusunun attığı bir tweet var. O da ilginçtir anayasa hukukçusu şöyle diyor, Sayın Şule Özsoy Boyunsuz’un, “Fesih meclisin kendi iradesi dışında görev süresi dolmadan görevine son verilmesidir.” Fesih budur. Kendi iradesi dışında bir başka iradeyle görevine son verilmesi meclisin feshi demektir. Yani bitiriyorsunuz. Görev süresi nedir? Milletvekili kaç yıl süreyle seçiliyor? 4 yıl. Diyelim yeni modelde 5 yıl. 5 yıllık süre doldu mu? Dolmadı. Bir kişi diyor ki, süre dolmadı kusura bakma ben meclisi kapatıyorum buyurun beyler seçime feshediyorum.

Hande FIRAT- Ama kendi seçimi de yenileniyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- İtirazım yok. Ama burada…

Hakan ÇELİK- Sayın Kılıçdaroğlu özür dilerim efendim sözünüzü kesiyorum lütfen unutmayın. Reklamdan sonra bir reklama gitmem gerekiyor bölünmesin diye söylüyorum önemli bir konu bu çünkü. Bir kısa reklam arası.

Ankara’dan yeniden iyi akşamlar değerli izleyiciler. Canlı yayında CNNTÜRK’te Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’yla birlikteyiz, sorularımızı yanıtlıyor. Hande Fırat’la birlikte sorular yöneltiyoruz Hürriyet Gazetesi Ankara temsilcisi. En fazla merak edilen ve tartışılan konulardan biri, fesih yetkisi var mı, yok mu? Bu konuyla ilgili Hande bir soru sormuştu, Sayın Kılıçdaroğlu yanıt veriyordu ama o bölümü kaçıranlar olabilir Hande senden rica etsem o maddeyi bir okuyabilir misin?

Hande FIRAT- Tabi tabi. Cumhurbaşkanın sizin açıklamalarınızın ardından bir açıklaması oldu. Dedi ki, “Meclisi feshetme yetkisi var diyorsunuz size atfen, yalan söyleme Cumhurbaşkanın meclisi feshetme yetkisi yok. Çık, böyle bir şey varsa bunu ispat et. Ben Cumhurbaşkanlığından istifa edeceğim ama o da kalkıp CHP’den ayrılsın ki CHP’de kurtulsun” İfadesini kullandı. İki taraflı hep giyotin olarak anlatıldı seçimlerin yenilenmesi, dolayısıyla ne diyeceksiniz bu fesih tartışmasına ilişkin, size verilen yanıta ilişkin.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Az önce fesihin ne anlama geldiğini hem Türk Dil Kurumunun sözlüğünden, parlamentonun fesih diye bir cümleyi, iki sözcüğü okumuştum size aynı zamanda bir akademisyenin fesihten, parlamentonun fesihle ilgili yaptığı açıklamayı okumuştum. Fesih, meclisin kendi iradesi dışında görev süresi dolmadan, görevine son verilmesidir. Yani 4 yıl veya 5 yıl süre dolmadan Sayın Cumhurbaşkanı Meclisi fesheder ve yeniden seçimlere götürür. Sizin de ifade ettiğiniz gibi kendisi de beraber gider yani…

Hande FIRAT- Çift taraflı yani.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Dolayısıyla fesih yetkisi vardır. Şimdi bu…

Hande FIRAT- Çift taraflı seçime gidiliyorsa ama bu mesela bunda endişelenecek ne olabilir?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Endişeden söz etmiyorum. Ona geleceğim, endişeye geleceğim. Neden olduğunu da ifade edeceğim, aslında şimdiden söyleyeyim. 80 milyon daha doğru işte milyonlarca vatandaşın seçip parlamentoya gönderdiği 550 milletvekilinin iradesini yok sayıp, bütün iradeyi bir kişiye bağlayıp gel arkadaş meclisi feshet ve seçime git denebilir mi? Bunun neresi demokratik? Beni buraya halk seçti. Sayın Cumhurbaşkanı mı seçti beni? Hayır. O zaman halkın seçtiği bir parlamentoyu bir kişi niye feshetsin, niye erken seçime götürsün, hangi gerekçeyle? Millete saygı, milli iradeye saygı bu mudur saygı?

Hande FIRAT- Kendi süresinden de gidecekken yapar mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hiç fark etmez. Efendim o kendisiyle ilgili bir olay.

Hande FIRAT- Yani kim gelirse?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kendisiyle ilgili bir olay. Ben 600 yeni modelde 600, bugün yürürlükte olan modele göre 550 milletvekilinin bir kişinin iradesiyle görev süresinin sonlandırılmasını doğru bulmuyorum. Demokrasiyle bunun bağdaşır tarafı yok. Bu Mustafa Kemal Atatürk’e de 1924 anayasası görüşülürken bu yetki yine tartışılmıştır verelim mi, vermeyelim mi diye. İki genç milletvekili çıkmıştır, bizi buraya millet getirdi kimse kusura bakmasın Kemal Paşa bizi buraya getirmedi, milli iradeye saygılıyız ancak milli irade burayı fesheder demiştir ve reddedilmiştir teklif. Şimdi bu fesih olayı ben dillendiriyorum doğru, var mı? Evet, var. Mevcut anayasada var mı? Mevcut anayasada da var. Ben mi söylüyorum bunu? Hayır, bakın ben size Bekir Bozdağ… Ben söylemiyorum, kim söylüyor? Adalet Bakanı. Kimin Adalet Bakanı? AKP’nin Adalet Bakanı. Ne zaman söylüyor? 9 Ocak 2017. Aynen şöyle, “Şimdi bir şey söyleniyor, efendim meclisi feshedecek Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanının bugünkü anayasamızın ilgili maddesine göre meclisi belli şartlar oluştuğunda fesih yetkisi var mı? Var. Bir daha okuyorum, fesih yetkisi var mı? Var. Nitekim 7 Haziran seçimlerinden sonra meclis seçimlerinin yenilenmesine karar verdi mi? Verdi.” Demek ki fesih yetkisi varmış. Kim? Adalet Bakanı söylüyor. Hani şunu söyleyebilir Sayın Cumhurbaşkanı, Kılıçdaroğlu sen hukuk mu okudun? Yok okumadım. Peki, Sayın Bozdağ’a sorun hukuk mu okudun? Evet. Hangi görevdesin? Adalet Bakanı. Kim Adalet Bakanı yaptı? Siz uygun gördünüz. Hükümeti onayladınız. Var mı diyor fesih yetkisi? Var. Güzel bu bir. Bir şey daha yine 9 Ocak Pazartesi günü Sayın Mehmet Parsak MHP milletvekili, “116. Maddede belli şartlar altında parlamentonun feshedilmesi söz konusu, Cumhurbaşkanına tanınan böyle bir yetki var.” Kim söylüyor? Sayın Mehmet Parsak. Ben mi söylüyorum? Hayır. Ne zaman? Anayasa görüşmeleri sırasında bunlar ifade ediliyor. Burhan Kuzu’nun böyle dünya kadar örneği var. Deniyor olabilir ya bunlar anayasa tartışmalarında, komisyonlarda diyelim ki yeterli zaman ayırmadılar. TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Sayın Şentop şöyle söylüyor, “Sunduğumuz model esasen ABD’deki modeldir. Ama ondan farkları var, fesih yetkisini devreye sokacağız yani ülke ancak çok sıkıntılı bir döneme girince bir kilitlenmeyi aşmak için fesih yetkisi kullanılabilecek.” Kim söylüyor? AKP’nin anayasa komisyonu başkanı söylüyor. Şimdi merak ediyorum, Sayın Cumhurbaşkanı ayrılacak mı? Merak ediyorum. Ben ayrılmasını istemem. Halk seçti, halkın oylarına ben saygılıyım, makamında kalsın, ama eğer Kılıçdaroğlu bir şey söylüyorsa en az 50 yere sorsun. En az 50 yere bakın, en az 50 yere sorsun. Biz ağzımızdan çıkan cümleleri tartarak söylüyoruz, araştırarak söylüyoruz, bu benim bir iradem değil. Parlamentonun görev süresi dolmadan, parlamentonun feshini yapar yani tekrar götürürseniz seçime bunun adı fesihtir. Efendim anayasada fesih yazmıyor, böyle bir kelime yok. Anayasada konuştuğunuz çok kelime yok zaten. Ama biz işin mantığına, işin özüne bakıyoruz. İşin özü nedir? Görev süresi dolmadan meclisi feshediyorsun. Bugünkü anayasada bu yetki var mı? Evet, Sayın Bekir Bozdağ’ın dediği doğru, bugünkü anayasada var. Bugünkü anayasaya göre diyelim ki hükümet, seçimler yapıldı, hükümet kurulamıyor 45 gün geçti, 45 gün dolmak üzere. Sayın Cumhurbaşkanının Meclisi feshedip yeniden seçime gitmesi mümkün ama gerekçesi var. Türkiye hükümetsiz kalmasın, hükümet kurulamadığı için diyor. Peki yeni değişiklikte hiçbir gerekçe yok. Bir sabah kalkar bir Başkan, Sayın Erdoğan feshetmeyebilir, ama bir başka Başkan gelir der ki, kusura bakmayın arkadaş dün akşam mecliste gereksiz bir tartışma olmuş, şu meclise kızdım zaten benim de oyum çok iyi, potansiyelim de çok iyi meclisi feshediyorum beyler, buyurun bakalım yeniden seçime gidiyoruz.

Hakan ÇELİK- Fakat kendisi de gidiyor bu sefer değil mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kendisiyle beraber, onun için diyorum.

Hakan ÇELİK- Kendisinin gidiyor olması bir sigorta değil mi orada mesela, seçilemeyebilir bir daha ondan sonra, o bir sigorta değil mi ikisinin beraber gidiyor olması o anlamda?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır niye sigorta olsun?

Hakan ÇELİK- Peki, efendim süremizi daha ekonomik kullanmak adına…

Kemal KILIÇDAROĞLU- İkisi birbirinden çok farklı.

Hakan ÇELİK- Çok önemli konularımız olduğu için ben öteki konulara da geçeyim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabii, merak ediyorum Sayın Cumhurbaşkanı bundan sonra ne söyleyecek diye.

Hakan ÇELİK- Efendim 2019’da Cumhurbaşkanı adayı olur musunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Koşullara bağlı, bugünden gelin güvey olmanın bir anlamı var mı? Koşullara bağlı. Koşullar uygun olur oluruz. Koşullar uygun olmaz olmayız.

Hakan ÇELİK- Yani sizin kararınız prensip, duruşunuz nedir o anlamda?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır, duruşum şöyle; biz Cumhuriyet Halk partisi olarak bir kişinin iradesiyle karar almayız. Bizim Merkez Yönetim Kurulumuz var, bizim Parti Meclisimiz var, biz demokrasiyi içimize sindirmiş bir partiyiz. Biz böyle oturup da bir kişi ben aday olacağım diye ortaya çıkmaz. Oturulur, karar verilir, konuşulur ve ona göre karar verilir. Dolayısıyla o dönem seçimler gelir, Cumhuriyet Halk partisinin yetkili organları toplanır, demokrasi budur zaten, demokrasiyi yaşatan tek parti biziz zaten. Parlamentoda da öyle bakın, grup başkanvekilleri nasıl belirlenir? Diğer partilerde lider der ki şunlar olacak. Bizde nasıl belirlenir? Adaylar çıkar seçim yapılır ve olur. Bir partinin grup başkanvekili şunu söylemiş, “Cumhuriyet Halk Partisi de olmasa ya bu ülkede demokrasi var mı yok mu oturup düşüneceğiz.” Evet. Ön seçim, bakın ne oldu? Milletin vekilini millet seçsin dedik değil mi? Ön seçim yapan sadece biziz. Seçim yasasının ön gördüğü yüzde 5’in altında kontenjan kullanan tek lider de benim. Diğerleri ne yaptılar? Oturdular, listeyi yazdılar vatandaşın önüne koydular, bunlara oy vereceksin dediler. Biz demokrasiyi seviyoruz, demokrasinin kökleşmesini istiyoruz. Vatandaş demokrasiyi seviyor, o nedenle vatandaş sandığa gidecek, demokrasiden yana oyunu kullanacak. Yani hayırlı bir işten yana oyunu kullanmış olacak.

Hande FIRAT- Şimdi orada iki seçenek var. İkisini de peş peşe sormak istiyorum ama önce peki, “Hayır” çıkarsa ne olacak? 16’sı gecesi, 17’si sabahı ne olacak?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hiçbir şey olmayacak. Herkes yine işine gidecek. Sayın Cumhurbaşkanı yerinde kalacak zaten 2019’a kadar görevinin başında. Şöyle bir propaganda yapılıyor, efendim “Hayır” çıkarsa Cumhurbaşkanının meşruiyeti tartışma konusu olacak. Hayır efendim niye meşruiyeti, biz seçmedik ki meşruiyetini tartışma konusu yapalım. Kim seçti? Vatandaş seçti. Ne zamana kadar? 2019’a kadar. Görevinin başında mı? Evet, görevinin başında, bir daha seçime gittiğimiz zaman tekrar aday olma hakkı var mı? Evet, tekrar aday olma hakkı var. Kimse karşı çıkar mı? Hayır, niye karşı çıkalım. Her vatandaş belli koşullarda, belli koşullar tutarsa aday olabilecek. Yani siyasi partilerin Genel Başkanları veya siyasi partilerin belirlediği adaylar veya parlamentoda belli oluşumlar eğer bir aday belirlerlerse o aday olacak ve seçime gideceğiz. Sayın Binali Bey Başbakan değil mi? Başbakan. Başbakan olarak görevini sürdürecek, 17 sabahı binecek başbakanlık arabasına Başbakanlık Konutuna gidecek.

Hande FIRAT- “Hayır” bir erken seçime neden olur mu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Neden olmaz. Niye neden olsun? Erken seçimin koşulları gerekir. Tek başına bir hükümet var mı? Var. Parlamentoda çoğunluğu var mı? Var. Koalisyon mu? Koalisyon da değil. İstediği yasayı çıkarabiliyor mu, parlamentoya getirebiliyor mu tasarı? Getirebiliyor. İstediği kararı alabiliyor mu? Alabiliyor. Şu olabilir, bir erken seçim ihtiyaç olursa bu bir teklif olarak parlamentoya gelir, parlamentoda tartışılır, birisi kalkıp parlamentoyu feshetmez ama meclis kendi iradesiyle yani milli irade, kendi ortak iradesiyle bir erken seçim kararı alabilir. Bu da zaten demokrasinin gereğidir.

Hande FIRAT- Peki o zaman “Evet” i de bir sorayım hızlıca. “Evet” çıkarsa hem Türkiye’ye hem acaba siyasete yansıması ne olur?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir; “Evet” in vebali çok ağırdır. Bütün vatandaşlarıma söylüyorum, bütün vatandaşlarıma vebali çok ağırdır. 80 milyonu bir kişiye emanet ediyorsunuz böyle bir uygulama dünyanın hiçbir tarafında yoktur. Türkiye hukukun üstünlüğünü kabul eden bir devlet değil, üstünlerin hukukunu kabul eden bir devlet olur, güçlülerin hukukun geçerli olduğu bir devlet olur. Yabancı sermaye Türkiye’ye gelmez, ekonomiyi kontrol edemezsiniz, ekonomi fren tutmaz. Hiç kimsenin can ve mal güvenliği olmaz, bir kişiye tek başına OHAL yetkisi veriyorsun, bir kişiye tek başına. Diyorsunuz ki Sayın Başkan 3 ay süreyle arzu ettiği zaman OHAL kararı alabilir bir kararnameyle. Bir kararnameyle kıdem tazminatını kaldırdım, bir kararnameyle bütün sendikaları kapattım diyebilir. Bir kararnameyle, çünkü bütün ekonomik ve sosyal konularda kararname çıkarma yetkisi veriyorsunuz. Temel haklar konusunda değil, altını çizeyim de, çünkü bazıları hemen itiraz edebilir, temel haklar konusunda değil anayasanın temel hakları konusunda kararname çıkarma yetkisi yok, ama ekonomik ve sosyal konuların tamamında kararname çıkarma yetkisi var. Örneğin asgari ücreti dondurdum diyebilir. Şu söylenebilir, efendim bu olmaz. Birisi gelir olur.

Hande FIRAT- Yani inandırıcılığı var mı, gerçekçi mi, yapar mı kimse bunu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- O ayrı bir şey. Ama bu yetkisi var. Birisi gelir ben bu yetkiyi kullanıyorum diyebilir. Anayasalar o nedenle dikkatle ve özenle hazırlanırlar dünya uygulamalarına bakılır, geçmiş tecrübelere bakılır, yanlışlar varsa oturulur, konuşulur. Bu işi yapan bilim insanlarına, bu işi yaparken deneyim kazanan siyasetçilere sorulur. Burada öyle bir şey yok. Ben annelere şunu söylüyorum, siz nereye gittiği belli olmayan bir otobüse çocuklarınızı bindirir misiniz veya siz fren olmayan bir otobüse, bir kamyona evlatlarınızı bindirir misiniz? Denetimi yok bu işin, denetimi yok.

Hakan ÇELİK- Sizin efendim bu bütün yani politik duruşunuza ve çağrılarınıza rağmen “Evet” çıktı diyelim. Mesela öyle bir durum oldu çünkü AKP, MHP, BBP ve başka bazı siyasi partilerde “Evet” in Türkiye için daha doğru olduğu görüşündeler. “Evet” çıkarsa sizin açınızdan ve CHP açısından nasıl bir durum olur? Bunu bir siyasi bir kuvvetli bir siyasi mesaj olarak algılar mısınız? Nasıl bir tutum içine girersiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hiç “Evet” i düşünmeyin. Bakın bunu çok samimi olarak söylüyorum.

Hakan ÇELİK- Ama efendim ya “Evet” çıkacak ya “Hayır” çıkacak.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Çıkmaz efendim.

Hakan ÇELİK- Diyelim ki çıktı.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim çıkmaz. Niye çıkmaz ben onu size söyleyeyim.

Hakan ÇELİK- Anladım da efendim diyelim ki çıktı o zaman bunu nasıl algılarsınız onu merak ediyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Az önce söyledim.

Hakan ÇELİK- Siz temenninizi ve beklentinizi söylediniz ama

Kemal KILIÇDAROĞLU- Türkiye nereye gittiği belli olmayan bir sürecin içine sokulur. Bakın Türkiye nereye gittiği belli olmayan bir sürecin içine sokulur. Çünkü bir insanın hatasını,  yapacağı bir hatayı bütün Türkiye öder. Ailede birisi hata yaparsa bedelini aile öder, ama bütün yetkileri devrettiğiniz birisi bir hata yaparsa onun bedelini 80 milyon öder. Bu kadar ağır bir sorumluluk bir kişiye yüklenemez yazıktır, günahtır yani.

Hakan ÇELİK- Siz bütün siyasi planınızı nasıl olsa “Evet” çıkmaz üzerine mi kurdunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bizim bütün siyasi planımız böyle tek başına bir siyasi plan yok. Bizim bütün siyasi planımız eğer plan olarak algılanacaksa bu ülkede demokrasi kazansın, demokrasiden ödün verilmesin, bu ülkede demokrasi bütün kurallarıyla yerleşsin. Bütün siyasi planımız bu eğer buna plan diyorsanız. Amacımız da bu, hedefimiz de bu, ilkemiz de bu. Bakın şu algıyı yerleştiriyorlar efendim Batı yani Avrupa buna “Hayır” dediği için biz “Evet” diyeceğiz. Avrupa “Evet” mi diyor “Hayır” mı diyor bilmiyorum.

Hakan ÇELİK- Avrupa’da Alman Bild Gazetesinde...

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ama ben size şunu gayet rahat söyleyebilirim, Avrupa Birliği sürecinde Avrupa Türkiye’ye karşı çifte standart uygulamıştır. Avrupa Türkiye’ye karşı samimi değildir. Bakın bunu çok net söylüyorum. Bunu bu televizyon programında söylemiyorum ben bunu, ben bunu Brüksel’de de, ben bunu Sayın Merkel’le de yaptığım görüşmede de söyledim. Ben bunu Strazburg’da da söylüyorum. Avrupa Türkiye’yle ilgili sağlıklı karar almıyor ve Türkiye’ye yönelik ön yargısı var.

Hakan ÇELİK- Sayın Kılıçdaroğlu görüntüde izleyicilerimiz gördüler Alman Bild Gazetesinde kocaman bir sayfa çıktı yarısı Türkçe yarısı Almanca olarak, Avrupa ülkelerinin Türkiye’nin referandumuna müdahil olmaları ve bu tartışmaya katılmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Doğru bulmuyorum. Tam tersine “Evet”e destek vermek için yapıyorlar. Tam tersine bakın ben bunu söylüyorum. Onların en büyük arzusu “Evet” çıksın Türkiye karışsın. Kimse güçlü bir Türkiye istemiyor. Kimse hukuk devleti, hukukun üstünlüğü olan bir Türkiye istemiyor.

Hande FIRAT- Aslında…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Eğer bunu yapsalardı niye Avrupa Birliğine tam üyelik konusunda bize çifte standart uyguluyorlar? Niçin? Türkiye karışsın, Türkiye büyümesin, Türkiye’nin ekonomisi büyümesin en büyük arzuları bu bakın bunu burada söylüyorum. Özellikle bunu yapıyorlar “Evet” çıksın diye yapıyorlar.

Hakan ÇELİK- Bu kadar kavga niye var o zaman Avrupa’yla Türkiye arasında?

Kemal KILIÇDAROĞLU- İki tarafın da işine geliyor. Hollanda’yla kavga ettik kimin işine geldi? Hollanda Başbakanının işine geldi. Aşırı sağ oy kaybetti. Kendisi kazandı. Bizde kim kaybetti? Hollanda’daki Türkler, Almanya’daki Türkler onlar kaybediyorlar. Gidin sorun Almanya’daki Türklere, Hollanda’daki Türklere sorun.

Hakan ÇELİK- Ama Wilders kazansaydı aşırı sağcı, kafatasçı Türkler bakımından daha kötü olmaz mıydı efendim?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim ben Başbakan kazandı diyorum. Hollanda’nın Başbakanı, kavgadan Hollanda’nın Başbakanı kazandı diyorum. Daha kötüsü olsaydı o daha da kötü olurdu tabi. Gerilimden kim kazandı? Onlar kazandılar. Ama kim kaybetti? Oradaki Türkler. Suriye’de kim kaybetti? Türkmenler ve Türkiye. Irak’ta kim kaybetti? Türkmenler ve Türkiye.

Hande FIRAT- Dış politikaya geçmeden bir muhtarlar…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sağ gösterip sol vururlar. Bize serbest vize vereceklerdi değil mi? Niye vermiyorlar? Hangi gerekçeyle vermiyorlar? Türkiye’de demokrasi eksik diyorlar güzel kendilerine 50 sefer söyledim kardeşim niye 23’üncü 24’üncü fasılları açmıyorsunuz, hukuk ve demokrasiyle ilgili fasılları açmıyorsunuz, açın fasılları oturalım konuşalım. Açmıyorlar. Niçin? İstemiyorlar. Onlar da istiyorlar ki “Evet” çıksın Türkiye’de. Onlar da istiyorlar yabancı sermaye gelmesin buraya, ekonomi ilerlemesin, dolar alsın başını gitsin, Türkiye karışsın. Bir kişiye emanet edelim. Bir kişiyi ikna ederseniz devleti ele geçiriyorsunuz.

Hakan ÇELİK- Avrupa Komisyonu’nun geliştirmeden sorumlu üyesi açıkça “Hayır” deyin anlamına gelecek laflar etti ama o zaman…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Venedik Komisyonunun raporu var. Bu yapı Türkiye’yi totaliter sisteme götürür diyor. Venedik Komisyonunun raporu buyursun oturup konuşsunlar. Venedik Komisyonu sadece bizimle ilgili rapor yazmıyor yalnız onun da altını çizeyim. Hangi ülkede anayasa değişecekse oturuyor onun kendi normları var o normlara uygun bakıyorlar rapor yazıyorlar.

Hakan ÇELİK- Hande senin sorun vardı.

Hande FIRAT- Evet şu referandum bölümünü bitirelim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir şey daha söyleyeyim çok özür dilerim. Bakın İsrail parlamentosunda ezanın yasaklanmasıyla ilgili karar geçti.

Hakan ÇELİK- Belli saat aralığında…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Belli saat aralığında… Niye konuşmuyorlar, niye ey İsrail demiyorlar, niye demiyorlar? Ben söylüyorum onlar demiyorlar. Niye demiyorlar?

Hande FIRAT-  Neden?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Amerika Türk Hava Yollarının uçuşlarında belli aygıtların kullanılmasını kabul etmiyor, Türkiye’yi güvenli ülke bulmadı. Niye demiyorlar ey Amerika Türk Hava Yolları dünya markasıdır.

Hakan ÇELİK- Buna karşı girişim başlattı ama efendim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Neden bunu yapıyorsun diyebiliyorlar m? Demiyorlar, diyemiyorlar. Neden Putin’e kızmıyorlar? Ey Putin demiyorlar. PYD’ye destek veriyor niye demiyorlar? Ey Putin niçin demiyorlar? Ağızlarında fermuar, ne diyorlar şimdi, ey Kılıçdaroğlu başka düşman yok ya bir tek beni buldular. Sabah ey Kılıçdaroğlu, öğle zamanı ey Kılıçdaroğlu, akşam ey Kılıçdaroğlu. Kılıçdaroğlu Türkiye’sini seviyor. Kılıçdaroğlu yeri gelir İsrail’in yaptığı yanlışı söyler, yeri gelir Türkiye’nin Batıyla kopmasının yanlış olduğunu söyler. Yeri gelir yurtta barış dünyada barışı söyler, yeri gelir Kılıçdaroğlu der ki, kimliğin ne olursa olsun, inancın ne olursa olsun, yaşam tarzın ne olursa olsun sen benim başımın üstündesin bu ülkede yaşıyorsan, yeri gelir söyler “Evet” diyen vatandaşımın da “Hayır” diyen vatandaşımın da benim başımın üstünde yeri vardır der. Kılıçdaroğlu bunu söyler. Onlar alıyorlar, yalan söylüyor. Bu dil bir Cumhurbaşkanına yakışmaz. Normal politik söylem olur da tartışırız bu olur. Bakın onu ama Cumhurbaşkanına yakışmaz. Cumhurbaşkanları ağır insanlardır, Cumhurbaşkanları 80 milyonu temsil eder, Cumhurbaşkanı benim de Cumhurbaşkanım. Geldiği zaman ben ayağa kalkmak zorundayım. O makama saygı göstermek zorundayım, az önce dedim ortak değerimiz ama ortak değer olmaktan çıkarıyor.

Hakan ÇELİK- Sizin bu konudaki görüşünüz daha farklıydı ama değil mi efendim, daha önce bu yani benim de Cumhurbaşkanım dediniz ya şimdi. Mesela daha önce külliyeye gitmemek veya işte bizim Cumhurbaşkanımız değil noktasında böyle eleştiriler de vardı değil mi? Burada bir görüşünüzün değiştiğini anlıyordum da bu ifadenizde o yüzden.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Eleştiri, her makam eleştirilebilir. Her mahkeme kararı da eleştirilebilir ama eleştirinin bir dozu ve bir dili vardır. Siz dozu ve dili iyi kullanmak zorundasınız makama saygının gereği olarak. Ben Sayın Cumhurbaşkanının tarafsız olmasını isterim. Anayasada öyle, tarafsız, yemin metni o da öyle tarafsız, tarafsızlığını yitirdiği zaman benim kendisini eleştirme hakkım vardır. Kendisini anayasal kurallar içinde çalışmaya davet etme hakkım vardır. Bugün fiili durum diyoruz değil mi? O nedenle bu anayasa değişiyor. Fiili durum ne demektir? Anayasa ihlal ediliyor demektir ve biz anayasayı ihlalden devleti kurtaramıyoruz. Bir kişi anayasaya uymuyorsa siz ona devleti nasıl teslim edeceksiniz? Anayasaya uymuyor, diyorsunuz ki uymadın çok güzel gel şimdi sana devleti teslim ediyorum. İstediğini yap. Olmaz, yanlıştır. Ülkeye yazıktır, Türkiye’ye yazıktır, vatandaşımıza yazıktır, çocuklarımıza yazıktır, gençlerimize yazıktır, yazık günahtır. Onun için diyorum “Evet” in vebali çok ağırdır. Bakın ben 12 Eylül darbe anayasasını 1982 yılında İstanbul’da Göztepe’de affedersiniz Fikirtepe’de bir ilkokulda giderek “Hayır” oyunu kullandım. Bugün torunlarıma, çocuklarıma diyorum ki, o anayasanın referandumunda “Hayır” oyu kullandım. Bugün o onuru herkesin taşıması lazım.

Hakan ÇELİK- Hande senin sorun vardı.

Hande FIRAT- Efendim bu muhtarlarla ilgili olarak Hakkı Suha Okay’ın 83 muhtarla yaptığı toplantı ardından 50 muhtarla ilgili soruşturma haberi yansıdı. Bununla ilgili bilgi aldınız mı? Bunun arkasında ne var nasıl?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hakkı Suha Okay Bey’i aradım kendisi bana döndü daha doğrusu aradı beni, savcılık şöyle bir açıklama yapmış, bir ihbar üzerine gizli bir toplantı yapılıyor diye bir ihbar üzerine böyle çağırıp ifadelerini almış, aslında bir soruşturmanın olmadığı şeklinde bir ifade verildi. Tabi o savcıyı da düşünmek lazım, nasıl bir savcısın sen arkadaş? Yani muhtarlar geliyorlar, bir anayasa referandum değişikliği sırasında bir siyasetçinin görüşünü öğrenmek istiyorlar yani “Evet” de diyebilir, “Hayır” da diyebilir sonuçta bizim vatandaşlarımız bunlar. Ama durumdan vazife çıkarıp hükümete yaranmak için, ilerde bir şey olursa ben de iyi yerlere gelirim diye düşüncesiyle eğer bunu yapıyorsa yazık ediyor. Cumhuriyet Savcısı unvanını taşımayı hak etmiyor o savcı. Doğru değildir.

Hande FIRAT- Peki bu yine referandum konusunda Başbakanın bir açıklaması oldu yine televizyon genel yayın yönetmenlerine, meşruiyetle ilgili bir takım tartışmaların döndüğünü, bazı kesimlerin bunu açmak istediklerini ifade edip, “Evet oyları Hayır’dan bir fazla ise tamamdır, esas olan budur” dedi. Sizin içinde bu geçerli mi “Evet” için de “Hayır” için de bir fazla olması meşruiyetin sorgulanmasına sebep olmaz mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim milletin iradesine herkesin saygı göstermesi lazım, 1’miş, 5’miş, 15’miş, 25’miş bunlar ayrı şeyler, kararı millet verecek. Bedelini de millet ödeyecektir yani vatandaş olarak ben dilimin döndüğü kadar, demokrasinin ne kadar güzel bir şey olduğunu, farklı düşünen insanların bir arada kardeşçe yaşayabileceğini, ortak yaşama irademizin güçlü olarak sandığa yansıması gerektiğini, bunun için de “Hayır”ın ne kadar değerli ve ne kadar hayırlı olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Diğer arkadaşlarımız neden “Evet” denmesi gerektiğini bir türlü anlatamıyorlar. Bazen “Hayır” oyu kullananlar teröristtir diyorlar, bazen işte başka ifadeler az önce siz söylediniz çift başlılık olacak, yok Türkiye çok güçlü olacak. Güçlü yapacaksanız yapın kardeşim elinizden tutan mı var? Yani siz bugüne kadar Türkiye’yi güçlü yaptınız da biz önünüze engel mi olduk? Bir yasa mı çıktı? Şu soruyu her vatandaşım kendisine sorsun. Milleti kandırmanın alemi yoktur. 15 yıl önce kaç kişiye kömür dağıtılıyordu, 15 yıl sonra kaç kişiye kömür dağıtılıyor? Milli gelir kişi başına 3 kat arttı diyorlar. İyi de bu kömür alanların geliri niye hiç artmıyor? Bu insanlara yazık günah değil mi? Nerede bu paralar? Şimdi bütün yetkileri istiyorlar ve hesap vermeden. Hiç kimse hesap sormayacak. Bakın, hesap sormak için 400 milletvekilinin oyu gerekiyor. 400 milletvekili olmazsa bakanlar, başkan yardımcıları ömür boyu dokunulmaz olacaklar. Hiçbirisi de milletvekili değil, milletvekili olmayacak. Eğer milletvekillerinden alınıyorsa o zaman milletvekilliğinden istifa edecek. Parlamentoyla saray arasına kocaman bir duvar örülüyor. O zaman bu 600 kişiye ne gerek var? Yarın onu diyecekler ne gerek var bu 600 kişiye? Kararname çıkarıyor, devleti yönetiyor, aksi birisi bir şey söyledi mi kafasına sopayla vuruyor, hakim emrinde, vali emrinde, kaymakam emrinde, savcı emrinde. O zaman bu nasıl bir devlet? Böyle bir devleti istiyor mu bu halk? Bana göre istemiyor ve doğru değil.

Şimdi bazı vatandaşlarımız Sayın Erdoğan’a karşı bağlılık ifade ediyorlar. Elbette olabilir tabi. Biz ona itiraz edebilir miyiz? Hayır, itiraz hakkımız da yok. Herkesin tercihine saygı göstereceğiz. Ama ben o vatandaşlarıma şunu söylemek istiyorum. Siz Sayın Erdoğan’ı seviyorsanız bu kadar yetki vermeyin, yazık günahtır.

Hakan ÇELİK- Efendim İsviçre’de bir pankart taşındı ve burada Sayın Cumhurbaşkanını hedef alan ve ölüm tehdidi içeren bir pankarttı bu görmüşsünüzdür herhalde.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Gazetelerde gördüm.

Hakan ÇELİK- Bu konuyla ilgili değerlendirmenizi alabilir miyiz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Doğru değil asla. Pankartı açanlara da karşıyız. Kimse bu ülkenin Cumhurbaşkanını tehdit edemez, öyle bir haddi de olamaz. Biz nasıl Hollanda’ya giden iki bakana sahip çıktıysak, aynı şekilde Sayın Cumhurbaşkanına ne hakla kalkıp bunu yapabiliyorlar? Asla doğru bulmuyoruz. Kim onlar? Onları MİT’in bulması lazım, bakın buradan söylüyorum, onları MİT’in bulup kimliklerini açıklaması lazım. Biz de öğrenelim kim bu adamlar. Yoksa birilerinin adamı mı bunlar?

Hakan ÇELİK- Ne demek istiyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Birilerinin adamıdır bunlar. Yani siz kalkıp da bir ülkenin Cumhurbaşkanını öyle silahla milahla, afişlerle tehdit ederseniz eğer bu ülke güçlüyse, altını çiziyorum bu ülke güçlüyse, onları yakalar getirir Türkiye’ye ve burada hesabını sorar.

Hakan ÇELİK- Yani o ülkeden alıp…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Alıp buraya getirir veya kimliklerini açıklar, bunlar işte şu adamlar der, onlar bir daha Türkiye’ye ayak basmaz veya yakalarsınız getirirsiniz.

Hakan ÇELİK- Bu kişilerin o ülkedeki terör örgütü mensupları veya sempatizanları olduğu gibi bir kanaat var.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kim olursa olsun terör örgütü üyesiyse, başka birisiyse kimse devlet güçlüyse onları yakalar Türkiye’ye getirir. Bindirir uçağa alır Türkiye’ye getirir. Bindirir arabaya alır Türkiye’ye getirir. Böyle bir rezalete izin vermez. Olur mu öyle şey? Siz kalkacaksınız Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Cumhurbaşkanını tehdit edeceksiniz, alnına silah dayayacaksınız. Nereden çıkıyor bu, kim yapıyor bunu, nereden cesaret alıyor? Ne diyordum? “Evet” çıkmasını istiyor onlar. Bütün bu tezgahların arkasında onlar var. Devlet devletse onları yakalar Türkiye’ye getirir. Bakın ben söylüyorum, devlet devletse, onurunu korumak istiyorsa onları yakalar Türkiye’ye getirir. Böyle bir rezalete izin vermez.

Hande FIRAT- Efendim demin Bild’i ekrana getirmiştik, Hakan da bahsetmişti. Orada en çok Atatürk üzerinden biliyorsunuz bir tartışma döndü. Atatürk “Evet” derdi, “Hayır” derdi. Yani “Hayır” derdi diyen Bild, ama Cumhurbaşkanın da açıklaması oldu “Evet” derdi diye. Hatta şuna bağladı. Atatürk bizim yapmak istediğimizi yaptı İnönü’yle geçinemedi diye. Yani Bild’e biraz yanıt verdiniz ama Atatürk’ün bu konulara malzeme edilmesi ve “Evet” mi derdi, “Hayır” mı derdi tartışmasına ne dersiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Atatürk bizim ortak değerimizdir. Sağcısı, solcusu, ülkücüsü, milliyetçisi, liberali hepimizin ortak değeridir yani. Celal Bayar da ortak değerimizdir, Adnan Menderes de ortak değerimizdir, Erbakan da, Allah rahmet eylesin, o da ortak değerimizdir. İnönü de ortak değerimizdir. Bunlar devlet yönettiler, taş taş üstüne koydular. Bu ortak değerlerin üzerinden “Evet”, “Hayır” kampanyası açmak kadar yanlış bir şey olamaz. Biz bir anayasa değişikliğini oyluyoruz. Tarihimizi sorgulamıyoruz, anayasa değişikliği yapıyoruz. Anayasa değişikliğinde diyoruz ki, demokrasiden yana mısın,  tek adam rejiminden yana mısın? Demokrasiden yanaysan gideceksin “Hayır” oyu kullanacaksın, hayır demokrasi bize fazla geliyor biz tek adama bütün aklımızı teslim ettik, o ne derse aynısı geçerlidir diyorsan gidip “Evet” oyu kullanacaksın. Bunun partilerle falan ilgisi yok, şahıslarla da ilgisi yok. Sayın Erdoğan bugün var, bir süre sonra yok. Hepimiz faniyiz, yokuz. Bugün ben varım, yarın yokum. Yarın belki siz, yarın bir başkası Başkan olacak, halk onu seçecek gelecek. Yani bunları kalkıp da kişiye indirgemek, kalkıp da bunu partiye indirgemek, bunu bir seçim süreciymiş gibi halka takdim etmek kadar yanlış bir şey olamaz. Yanlıştır bunlar doğru değil.

Hakan ÇELİK- Yani Atatürk’ün bu referandum kampanyasının herhangi bir tarafında konu edilmesinin sakıncalı olduğunu ifade ediyorsunuz. Onu anlıyoruz, doğru bulmuyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette doğru değil.

Hakan ÇELİK- PKK terörüyle mücadeleyi ve sınır ötesinde Türkiye’nin YPG’yle bir mücadelesi var, bir terör örgütü olarak görüyor. Sizin bu konudaki hükümetin tavrını yani sınır ötesindeki özellikle bu mücadeleyle ilgili bir çağrısı var bütün dünyaya ve bazı adımlar atmak istiyor. Bu konuda destek veriyor musunuz hükümetin bu duruşuna? Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Biz terörle mücadele konusunda meclise tezkere geldiğinde “Evet” dedik. Daha ne yapalım?

Hakan ÇELİK- Özellikle YPG konusundaki son dönemdeki adımları efendim?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim YPG de vardı, PKK da vardı, IŞİD de vardı hepsini saymışlar. Biz de dedik tamam kardeşim mademki terörle mücadele edeceksin buyur yetki senin. Yetkiyi verdik daha ne yapalım? Ben Milli Savunma Bakanı değilim, ben Genelkurmay Başkanı değilim, ben Başbakan değilim, ben Bakan değilim. Diyorum ki, terörü önle ey hükümet. Önleyeceğim diyor. Nasıl yapacaksın? Bana yetki ver. Buyur kardeşim sana yetki. Kanun çıkaracağım bana yetki ver. Buyur kardeşim sana her türlü yetki. Çıkıp şunu söylesinler, biz terörü önleyecektik şunlar bizi engelledi. Yok öyle bir şey. Ama devleti yönetmeyi bilmiyorlar. Neden bilmiyorlar örnek vereceğim. Çıkıp diyorlar ki, Rakka’ya gireceğiz. Buyurun girin. Girmiyoruz. Sonra? Mümbiç’e gireceğiz. Buyurun girin.

Hakan ÇELİK- Siz destek veriyor musunuz girilmesine Rakka ve Mümbiç’e?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim yetkileri var zaten, ama ben doğru bulmuyorum. Ama yetkileri var sınır ötesi. Bizim ordumuz girmedi mi? El Bab’da değil mi? Yetki var. Şimdi devlet adamı yapacağı şeyi önceden ilan etmez. Hele hele sınır ötesi bir şey yapacaksa önceden ilan etmez. Ne dedi? Mümbiç’e gireceğiz. Ne oldu? Gelindi Mümbiç’in etrafı çevrildi TSK burada bir yerde gariban bir vaziyette kaldı. Rakka? Amerika’da, Rusya’da PYD’ye destek verdi, onları güçlendirdi, silahlar verdi, ağır silahlar verdi, PKK’ya da verdiler. Diyorlar mı ey Amerika? Tık yok. Diyorlar mı ey Rusya? Tık yok. Niye konuşmuyorlar? İçerde mangalda kül bırakmıyorlar. İçerde ne yapacaksın kardeşim? Sorun içerde değil ki. Konuşmaya gelince bol laf var işe gelince tık yok hiç.

Sadece o değil, Bulamaç adası Ege denizinde. Hem Amerikan belgelerinde, hem İngiliz belgelerinde Türkiye’ye ait görünüyor. Kimin bayrağı dalgalanıyor? Yunanistan bayrağı dalgalanıyor. Ey Yunanistan diyorlar mı? Tık yok. Söylüyoruz, önerge veriyoruz, araştıralım diyoruz ses yok. Kendi halkına kahraman! Ne diyor? Ey Kılıçdaroğlu diyor. Neden? Çünkü…

Hakan ÇELİK- Genelkurmay Başkanı Kardak’a gitti efendim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Çünkü Kılıçdaroğlu bunları söylediği için rahatsız oluyorlar. Doğruları söylediği için rahatsız oluyorlar. Bunları milletin duymasını istemiyorlar. Ben de söylüyorum,  bu ülkenin çıkarı neyi gerekiyorsa biz onu söyleyeceğiz, ben söylüyorum, diğer arkadaşlarım söylüyor, dile getiriyoruz, yurtdışına gittiğimiz zaman söylüyoruz, orada Türkiye’nin çıkarlarını savunuyoruz. Her zaman, her ortamda eğer bizim bakanlara bir haksızlık yapıyorsa ona karşı eleştiri getiriyoruz. Ama her şeyi iç politikaya dönük yaparsanız dışarıda kaybedersiniz. Bugün Türkiye dünyadan soyutlanmış bir ülke. Kabul ediyor muyuz? Kabul ediyoruz. Dünyadan soyutlandı mı? Soyutlandı. Sözü geçerli mi? Hiçbir yerde geçerli değil. Ağırlığı var mı sözlerinin? Hiçbir ağırlığı yok. Neden? Hangisini söyledi, hangisini yaptı? Söylediklerinin tamamı havada kaldı.

Hande FIRAT- Bu Rakka konusunda ve Mümbiç konusunda şimdi orada dediğiniz gibi bir görüntü var Rusya, Amerika, PYD ve rejim. Diğer tarafta Rakka konusunda da etrafta belli bir takım köylerin alınmaya devam edildiği Suriye demokratik güçleri adı altında birlikte ABD’nin de merkeze doğruda yakın bir tarihte girileceği şeklinde. Yani bir nevi ABD kararını vermiş görünüyor. Gerçi Dışişleri Bakanı gelecek, Dışişleri Bakanıyla görüşecek ama bu nokta itibariyle El Bab’a kadar olan bölgede de El Bab dahil olmak üzere Türk ordusu var. Türkiye’nin yapması gereken Suriye politikası konusunda nedir? Özellikle PYD ve YPG konusunda tavır çok netken.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Suriye’nin parçalanmasına yol açan Türkiye’dir. Suriye’nin toprak bütünlüğünü bozan Türkiye’dir. Irak’ın bu tabloya dönüşmesi, Suriye’nin bu tabloya dönüşmesi, Mısır’la kavganın yapılması temel neden Türkiye’de izlenen yanlış dış politikadır. Şimdi ne yapacağız diyorlar. Biz 50 sefer demedik mi kardeşim senin Suriye’de ne işin var, niye oradaki militanlara silah gönderiyorsun? Komşuda yangın çıkarsa sana sıçrar onun belasını sen çekersin. Şimdi 4 milyon Suriyeli var, 3,5 milyon Suriyeli var. Ne diyorlar? Referandumda “Evet” çıksın Suriyelilere vatandaşlık vereceğiz diyorlar. Evet diyorlar bunu. Ben de vatandaşlara söylüyorum, Suriyelilere vatandaşlık verilecekse git “Evet” oyunu kullan kardeşim. O zaman başına gelenleri de sen çek. Suriye politikası yanlıştı. Evet yanlıştı. Salih Müslim’i ben mi davet ettim kırmızı halıyla Ankara’ya. Kim davet etti? Şimdi şikayet ediyorlar. Kime şikayet ediyorlar kime? Yeri geliyor Trump’ı kurtarıcı olarak görüyor hükümet, yeri geliyor Putin’i kurtarıcı olarak görüyor. Cumhuriyet tarihinde böyle bir şey olmadı, olmadı asla. Bu ülkenin gerçek kurtarıcısı bu ülkenin halkıdır. Sen kendi halkına güveneceksin. Bekliyor acaba Trump beni arayacak mı telefonla. Aramazsa ne olur ya! Ararsa arar, aramazsa aramaz, ayrı devlet. Sen seçildiği zaman açarsın telefonu kutlarsın kendisini, mesaj gönderirsin. Bu saygın bir devlet olmanın da gereğidir, orada Başkan seçilmiştir, kendisini kutlarsın tamam ben bunu anlarım.

Rusya politikası doğru muydu? Yarışıyorlardı talimatı ben verdim, talimatı ben verdim diye. Sonra ne oldu? Efendim uçağı FETÖ’cüler bu hale getirdiler. O noktaya geldiler. Gittiler Rusya’ya özür dilediler. Kendi açıklamaları var “asla özür dilemeyeceğim” diye. Mektup da gönderdi, ayağına da gitti, özürde diledi. Kimin itibarı kayboldu? Türkiye Cumhuriyeti Devletinin itibarı kayboldu.

Şimdi deniyor ki, bütün bu olayları yapan her türlü yetkiye sahip olsun. Aldığı kararlar son 2,5 yılda fiili durum yaşıyor muyuz? Yaşıyoruz. Son 2,5 yıldır Başkanlık sistemi var mı? Var. Son 2,5 yılda Türkiye’nin nesi düzeldi? Bana çıkıp bir Allah’ın kulu desin ki, son 2,5 yılda Türkiye’nin şu olayı düzeldi. Son 2,5 yılda bütün göstergeler kötüye gitti. Şimdi biz bu fiili durumu alacağız anayasal konum haline getireceğiz ve Türkiye’yi ona teslim edeceğiz. 80 milyonu freni olmayan, nereye gittiği belli olmayan bir trene bindireceğiz hadi beyler buyurun diyeceğiz. Olmaz, yanlıştır.

Hakan ÇELİK- FETÖ’nün siyasi uzantıları konusunda elinizde yeni bir bilgi var mı? Paylaşabileceğiniz bir şey var mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yeni bilgiye gerek yok, siyasi uzantıları TBMM’de. Onları devletin kadrolarına yerleştirenler de Resmi Gazetede var. Bakın atamaların altında kimlerin imzası var? Benim imzam varsa desinler ki “Kılıçdaroğlu’nun imzası var.” Kimin imzası var? Bakanın var, Başbakanın var, ilgili bakanların var. Emniyette onların imzaları var.

Hakan ÇELİK- Sizin elinizde bir liste olduğu konuşuluyor. Öyle bir liste mi var sizin elinizde?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bylock listelerinin açıklanmasını istedik kim bylock kullanıyor. Çünkü en sağlıklı verinin bylock listeleri olduğu…

Hakan ÇELİK- Siz biliyor musunuz kimler olduğunu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi ben o konuya girmek istemiyorum, ama hükümetten şunu istiyorum. Böyle sağı, solu suçlamayı bırak kardeşim. Elinde bylock listeleri var mı? Var. Devletin elinde var mı? Var. Niye açıklamıyorsun? Açıklamaman ne demektir? Ben suçluyu gizliyorum demektir. Suçluyu gizliyorsun. Yani suç delilini gizlemek suç değil mi? Siz FETÖ’ye terör örgütü diyorsunuz karar çıktı, dünyaya ilan ettiniz, Birleşmiş Milletlere bildirdiniz.

Hakan ÇELİK- Siz de öyle görüyor musunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Öyle değil mi? Herhalde bu darbe sıradan bir darbe değildi, ölen insanlar sıradan insanlar değildi!

Hakan ÇELİK- Alman istihbaratından bu konuda bir açıklama geldi, terör örgütü olduğuna dair elimizde yeterince güçlü bir şey yoktur diye.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Benim istihbarat örgütüm yok. Alman istihbaratı böyle bir açıklama yaptı, İngiltere de başka bir açıklama yaptı.

Hakan ÇELİK- Niye böyle bir şey yapıyor?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Onu bilmiyorum ama işin gerçeği şu, bylock listeleri hükümetin elinde lütfen listeleri açıklasın. Kim bylockcu kim ya da onların deyimiyle FETÖ’cüdür ya da başka bir şeydir hepimiz öğrenelim.

Hande FIRAT- Siz bu siyasi ayağa uzanmak için mi bu listenin açıklanmasını…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Siyasi ayağı kapatmak için, gizlemek için. Kalkıyorsunuz Bank Asya’nın önünden geçen adamın işine son veriyorsunuz, onun okuluna izin veren adama bir şey demiyorsunuz. Onun okuluna çocuğunu gönderen öğretmeni, veliyi alıyorsunuz devlet memuriyetinden atıyorsunuz, maaşına el koyuyorsunuz, banka hesaplarına el koyuyorsunuz, okula izin verene hiçbir şey yapmıyorsunuz. Kim suçlu?

Hakan ÇELİK- Türkiye’de darbe tehlikesi yine bu FETÖ terör örgütü kaynaklı olarak böyle bir tehlike hala var mı Sayın Kılıçdaroğlu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben bir darbe tehlikesi görmüyorum. Niye darbe olsun ki?

Hakan ÇELİK- Türkiye bunu geride bıraktı mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette.

Hande FIRAT- Bir de efendim 15 Temmuz gecesi…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ama 15 Temmuz darbesinin ayrıntılarına ihtiyacımız var. Adil Öksüz’ün kim olduğuna dair ayrıntılara ihtiyacımız var. Hükümetin darbeden önceden haberdar olup olmadığının bilgisine ihtiyacımız var. Bunun bir kontrollü darbe olup olmadığını bizim bilmeye ihtiyacımız var. Pek çok bilgi, pek çok belge gizli tutuluyor.

Hande FIRAT- Bunların bilgi ve belgesinin olduğunu mu ifade ediyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette, bylock listesi hükümetin elinde değil mi? Hükümetin elinde. Bylockçuları bilmiyor mu? Hepsini biliyorlar. Parlamentoda kaç tane bylockçu var? CHP’li olsaydı herhalde oturup hepsini açıklarlardı değil mi? Niye açıklamıyorlar? Kendi içlerinde.

Hakan ÇELİK- CHP’de FETÖ’cüler var mı efendim?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Niye olsun? Açıklasınlar, varsa açıklasınlar. Ben söylüyorum Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı olarak diyorum ki, bylockçuların listesini açıklayın. Bu kadar basit ben söylüyorum. Ama onlar açıklayamıyorlar niçin? Açıklasalar yer yerinden oynayacak onlar da bunu gayet iyi biliyorlar.

Hande FIRAT- Siz bu isimleri biliyor musunuz? Yani bir liste gördünüz mü? Hani yer yerinden oynayacak dediğiniz için söylüyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- O ayrıntıya şimdilik girmeyelim. Hükümetin bylockçuları açıklamasını istiyorum. Açıklasın. Onlar suçlu diyor değil mi, kimisini tutukluyor değil mi, kimisini hapse atıyor değil mi, kimisinin malvarlığına el koyuyor değil mi? Niye tamamını açıklamıyor?

Hande FIRAT- Biz daha evvel sizinle konuşmuştuk ama bir kere de canlı yayında tekrar soracağım o zaman. Siz şimdi hep yetkililer diyor ki, bu listenin tamamı verildi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kime verildi?

Hande FIRAT- Savcılıklara, işte emniyete, ilgili birimlere, siz verilmediğini mi düşünüyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tamamı verilmedi.

Hakan ÇELİK- Reklamdan sonra alalım mı efendim yanıtınızı gerçi verdiniz ama verilmedi dediniz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir cümle tabi.

Hakan ÇELİK- Peki reklama gidelim reklamdan sonra tekrar buradayız.

Hande son soruyu sen lütfen yönelt Sayın Kılıçdaroğlu’na.

Hande FIRAT- O zaman farklı bir konuyla bitirelim. Galiba oğlunuz nişanlanıyor değil mi? Bütün bu koşturmanın arasında bir de hafta sonu böyle bir durumunuz var.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Güzel, mutlu bir beklenti diyelim.

Hakan ÇELİK- Mutluluklar dileriz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Cici bir kızımız daha olacak.

Hande FIRAT- Mutluluklar diliyoruz.

Hakan ÇELİK- Düğün törenine Sayın Erdoğan’ı davet eder misiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani onu nasıl yaparız bilmiyorum. Ben böyle çok salonlarda falan düğün yapılmasından yana değilim. Mütevazı aile içinde bir nikah yapılmasını isterim. Tabi sonuçta bu kararı ben değil birazda onlar verecekler ama benim düşüncemi de bu vesileyle onlar öğrenmiş oldular. Mütevazı yaşamayı seviyoruz, böyle görkemli düğünler falan alışık değilim yani. Aile de alışık değil buna. Mütevazı, kendi halinde…

Hande FIRAT- Nişanda evde mi efendim?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kerem şu anda evet.

Hande FIRAT- Hayır nişan evde mi yapıyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Nişanı ona benzer bir yerde yapacağız. Aile arasında yapacağız.

Hakan ÇELİK- Birkaç gün içinde nerelere gideceksiniz onunla bitirelim efendim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yarın Kayseri’ye gideceğim. Ondan sonra programlarımız var, sonra İstanbul’a Kayseri’den İstanbul’a geçeceğim. İstanbul’a biraz ağırlık veriyoruz. İstanbul büyük bir kent, aynı zamanda herkese ulaşmak çok zor. İstanbul’un iş çevreleriyle, değişik meslek gruplarıyla, muhtarlarıyla, inanç önderleriyle zaman zaman bir araya geliyoruz ve onlar düşünceleri soruyorlar. Toplantılarımızı şöyle yapıyoruz genelde. Onlar önce soruları soruyorlar, ben onların sorularına yönelik olarak düşüncelerimi aktarıyorum. Böylece karşılıklı samimi bir diyaloğun oluşmasına da katkı veriyoruz.

Hakan ÇELİK- Efendim çok teşekkür ediyorum CNNTÜRK’ün bu davetini kabul ettiniz Sayın Kemal Kılıçdaroğlu. Bizi Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezindeki o büyük salonda ağırladınız. Hande Fırat Hürriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi, sevgili Hande sana da çok teşekkür ediyorum.

Bütün izleyicilerimize internette, Twitterde, Instagramda yoğun bir ilgi oldu bu sohbete. Yaklaşık iki saat boyunca sorularımızı yönelttik. Bütün izleyicilerimize soruları için, görüşleri, önerileri ve eleştirileri için de çok teşekkür ediyorum, iyi akşamlar.

 

CHPnet

SİTELERİ