CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, NTV’DE “REFERANDUMA DOĞRU KILIÇDAROĞLU ÖZEL” PROGRAMINDA GÜNDEME İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU  
06.04.2017
15269
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, NTV’DE  “REFERANDUMA DOĞRU KILIÇDAROĞLU ÖZEL” PROGRAMINDA GÜNDEME İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU

- "ByLock kullananların sayısı 215 bin 92 kişi. Sayın Başbakana göre bunların içinde bir tek siyasetçi bile yok. Aklınız eriyor mu? Bizim aklımızla alay mı ediyorlar? 215 bin kişi varsa, açıklayın kardeşim. ’Bunlar darbeci, terörist’ demiyor musunuz? Açıklayın. Dönüp bize diyorlar ki ’Siz, FETÖ’yü destekliyorsunuz.’ Açıkla kardeşim, kimin destekleyip desteklemediği çıksın ortaya"
- "Beni suçluyorlar. ’Neden bunları ben dile getiriyorum’ diye suçluyorlar. Ben hiç sesimi çıkarmasam, Sayın Devlet Bahçeli gibi olsam, hayatlarından çok memnun olacaklar, beni el üstünde tutacaklar. İyi de bu şehitlerin hesabını kim soracak"
- "Bu darbe girişimini bu hükümet, başta da Sayın Cumhurbaşkanı kapatmak, örtmek istiyorlar. Derine inilmesini istemiyorlar, ucu kendilerine dokunacağı için"
- "(Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözleri) Siyasi hayatımda ne aldanan oldum, ne aldatan oldum’. Bu laf çok güzel bir laf. Bu laf aslında bütün bu olaylardan kendisinin haberinin olduğunu itiraf eden bir cümledir. Hiç aldatılmamışsa ve hiç aldanmamışsa bütün bu olaylardan kendisinin bilgisinin olduğunu söylüyor zaten. Bundan büyük itiraf olamaz"
- "Darbeyi kapatmak ne demektir? Darbeyi kapatmak ’suç işlemek’ demektir. Darbenin siyasi ayağını ortaya çıkarmamak ’suç işlemek’ demektir. Suçluların telaşı içindeler"
- "(Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları) Sayın Kılıçdaroğlu Atatürk Havalimanı’nda bekleyin, ben de oraya geliyorum’ diye bana haber mi verdi? Nerede olduğu belli değildi. Bir Cumhurbaşkanı konuşurken, neyi anlatmak istediğini, sade ve güzel bir dille anlatmalı. ’Beni bekleseydi, bana haber verseydin beklerdim, niye beklemeyeyim?"
- "Sen Adalet Bakanısın. Adalet dağıtan bir kurumun başındasın. Ahlakın varsa, bana gelen o maili çıkar açıklarsın"


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, NTV’de "Referenduma Doğru Kılıçdaroğlu Özel" programında Seda Öğretir ve Ahme Arpat’ın sorularını yanıtladı, canlı yayında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.



Seda ÖĞRETİR- 16 Nisan 2017 Türkiye Cumhuriyeti tarihine sistem değişikliği için referanduma gidilen gün olarak geçecek. Vatandaşın önünde iki seçenek var kabine girdiğinde “Evet”i ya da “Hayır”ı tercih edecek, zarfa koyup sandığa atacak. O sandıklar açılıp sayılmaya başlandığında “Hayır” oylarının daha fazla çıkması için çaba gösterenlerden biri de Ana Muhalefet Partisi ve Ana Muhalefet Partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu bu akşam yayın konuğumuz. Ahmed Arpat’la beraber yapacağız bu yayını. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu hoş geldiniz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Teşekkür ederim, sizler de hoş geldiniz.

Ahmed ARPAT- Çok teşekkürler. İzin verirseniz ilk soruyu ben sormak isterim. Şimdi tabi ki, referandum sürecini, anayasa değişikliği teklifini konuşacağız ama sizin yaptığınız bir açıklama çok konuşuluyor, çok tartışılıyor. Bu kontrollü darbe girişimi açıklamanız. Şimdi Cumhurbaşkanından, Sayın Başbakandan çok sert tepki var. Sonuçta 250 kişinin hayatını kaybettiği…

Kemal KILIÇDAROĞLU- 248 şehidimiz var.

Ahmed ARPAT- 248 şehidimiz var, yüzlerce yaralı. O gece meclis bombalandı, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi bombalandı, Polis Özel Harekat bombalandı, korkunç bir gece yaşadık tüm Türkiye olarak ve siz ülkenin ana muhalefet lideri olarak bunun kontrollü bir darbe girişimi olduğunu iddia ediyorsunuz. Bu iddiayı biraz konuşmak gerekiyor. Kontrollü darbe girişimi derken ne demek istiyorsunuz Sayın Kılıçdaroğlu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi Ahmed bey, 15 Temmuz’da bir darbe girişimi oldu mu? Oldu. 248 şehidimiz var mı? 248 şehidimiz var. Darbeye karşı parlamentoda grubu olan 4 siyasi parti mücadele etti mi? Etti. Bomba altında, kurşun sesleri altında mücadele etti mi? Mücadele etti. İnsanlarımız sokağa çıktı mı? Çıktı. 248 kişi hayatını kaybetti şehidimiz. Çok sayıda da gazimiz var. Üzerimize düşen nedir? Bu darbeyi bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkarmaktır. Darbeyi örtbas etmek değildir. Bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkarmaktır. Ne yaptık? TBMM’ye bir önerge verdik. Dedik ki, darbeleri araştırma komisyonu kuralım, 15 Temmuz darbe girişimini araştırma komisyonu kuralım. Önce mırın kırın edildi ama dayanamadılar, o günkü atmosfer de buna çok uygundu, hükümet de buna evet dedi. Yani Adalet ve Kalkınma Partisi de evet dedi ve sonunda darbeleri araştırma komisyonu kuruldu.

Buraya kadar her şey çok güzel. Yenikapı dendi Yenikapı’ya gittik, Yenikapı’da bir daha Türkiye Cumhuriyeti devleti bir darbe girişimiyle karşılaşmasın diye 12 madde halinde nelerin yapılması gerektiğini de söyledim. Bu kadar açık, bu kadar net. Darbe komisyonu toplandı, darbe komisyonu bizim arzu ettiğimiz şekilde görevini yapmadı ve yapmıyor da neden? Ben 248 şehidin kanının hesabının sorulmasını istiyorum. 248 şehidin ve çok sayıda gazinin kanının, yarasının hesabının sorulmasını istiyorum. Eğer bir siyasal iktidar darbe komisyonunu çalıştırmazsa, bizim arzu ettiğimiz kişileri darbe komisyonuna davet ettirmezse biz ne yapacağız? Hükümetin samimiyetini sorgulayacağız herhalde değil mi?

Bakın, ben size örnek vereceğim. Özel Kuvvetler Komutanı Zeki Aksakallı şöyle bir açıklama yapıyor, ifadesi: “Türk Silahlı Kuvvetlerinde kriz ve olağanüstü durumlarda, ilk haber alınır alınmaz personel kışlayı terk etmesin emri verilir.” Ve devam ediyor paşa Sayın Aksakallı. “Her zaman uygulanan bu temel ve basit kural, bir daha okuyorum. Her zaman uygulanan bu temel ve basit kural 15 Temmuz 2016’da ilk haber alındığı zaman uygulanmamıştır.” Niçin? Ben bunu sormayacak mıyım? Kime soracağım ben bunu? Darbe komisyonuna davet ediyoruz, darbe komisyonunun en kilit iki ismi var ikisi davet ediliyor. Israr ediyor CHP milletvekilleri gelsinler darbe komisyonuna bunlar ifade versinler, açıklama yapsınlar Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı. Soracağız bu temel kural neden yerine getirilmedi? Engelleniyor ve bunlar darbe komisyonuna gelmiyorlar. Kim engelliyor? Hükümet. Şimdi bu hükümet bana hesap soruyor. Önce kardeşim sen bu insanları neden TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonuna getirmiyorsun, neden engelliyorsun? Ben bunu sormayacak mıyım? Ben bunu sormazsam 248 şehidin kanı yerde kalacak. Ben bunu sormazsam bu darbe üstü örtülecek. Bana diyorlar ki, neden buna kontrollü darbe girişimi diyorsun? Ne deyim ben Allah aşkına? Bir hükümet darbe girişiminin ortaya çıkmasını engellerse ne diyeceğim ben ona, ne dememi istiyorlar? Söylesinler ben onu söyleyeyim. Bu kadar açık mı? Bu kadar açık.

Peki Aksakallı Paşa kim? Bütün milletim dinlesin, bütün vatandaşlarım dinlesin. Aksakallı Paşa Ömer Halisdemir’e şehit olan adı üniversiteye verilen ve darbe girişimini engelleyen en temel aktörlerden birisi. Ömer Halisdemir’e darbeci Semih Paşa’yı öldürme emrini veren kişidir. Şimdi biz hangi noktadayız? Bütün vatandaşlarıma söylüyorum elinizi vicdanınıza koyun ve konuşun ve düşünün değerli vatandaşlarım. Ben bu konuyu araştırmayıp da ben ne yapacağım? Devam edeyim bu birincisi.

FETÖ iddianamesini yazan savcı görevden alındı neden? FETÖ iddianamesini yazan savcı neden görevden alınır ve bu iddianame neden Adalet Bakanlığına gider? Neden bu iddianamenin içi boşaltılır? Ben 248 şehidin hakkını arayan savcı görevden alındığı zaman ne diyeceğim ben? Kim alır bu savcıyı görevden? Ben almıyorum, siyasi iktidar benim haberim yoktur diyemez. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu da diyemez. Kim aldı bu savcıyı görevden ve bu savcı ne yaptı? İçi boşaltıldı iddianamenin. Bir hurafeler iddianamesine dönüştürüldü. Bakın altını çiziyorum, hurafeler iddianamesine dönüştürüldü.

Seda ÖĞRETİR- O halde siz yargı sürecini takip ettikten sonra mı bu kanıya kapıldınız yoksa daha önce mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Darbe komisyonu kurulduktan ve bir süre çalıştıktan sonra biz anladık ki, bu hükümet bu darbe işini kapatmak istiyor. Bir yerlere sıçramasını engellemek istiyor. Bütün bu anlatımlar da zaten bu düşüncemizi destekliyor.

Bakın, bu iddianamede savcıyı görevden alıyorsunuz. İddianamenin içini boşaltıyorsunuz. Suçlu kim? Üst akıl. Kim bu üst akıl kim? İddianamede yok. Sizin aklınız yok mu arkadaş? Üst akıl kim? Efendim falan devletse devletin adını yaz, falan kişiyse kişinin adını yaz. Hurafelerden iddianame mi olur? Hurafelerden yola çıkılarak bir darbe girişimi mi soruşturulur? Ben bu 248 şehidin hakkını nasıl arayacağım? Ben bu darbe girişimine ne söyleyeceğim? Hükümet neresinde bunun? Bana hesap soruyorlar, biz hesap soruyoruz onlar bırakmışlar hesap vermeyi bize hesap soruyorlar neden bu soruları soruyorsun diye. Ben bu soruları 248 şehit için soruyorum. Bir daha Türkiye’de darbe olmasın diye soruyorum. Darbeden yararlanmak için değil, zarar gören herkes için ben bu soruları soruyorum.

Ahmed ARPAT- Peki Sayın Başkan, şimdi siz kontrollü darbe girişimi şimdi ya darbe girişimi başarılı olsaydı. Yani şimdi kontrollü darbe girişimi deyince sizin de anlattıklarınızdan…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Başarısızlığa mahkum edilen bir darbe girişimi. Öyle değil mi? Siz en basit kuralı, kriz anında asker sokağa çıkmasın diye talimat vermeniz gerekirken talimat vermeyip o askerleri sokağa salıyorsanız ne olur? Bana söyler misiniz linç edilen askerler vardı linç edilen, hiçbir günahı olmayan askerler. Sarayda söyledim, hepimiz erkektik masanın etrafında olanlar, dedim “Hepimiz askerlik yaptık. Komutan emir verir asker gereğini yapar. Asker ben emre uymuyorum diyemez, sorgulayamaz. Dünyanın bütün askerlik sisteminde bu böyledir. Mete Han’dan beri de Türk savunma sistemi, askerlik sistemi ne derseniz deyin adına, bu iş böyledir. O askerleri linç edenlerden hesap sorulmalı ve onlarla ilgili dava açılmalı” dedim. Açılan dava var mı? Niçin dava açılmıyor? Ben o askerlerin, o günahsız askerlerin hesabını sormayacak mıyım?

Başka? 6.6.2016 darbeden önce, 6.6.2016 numarasını da vereyim 2016/24769 numaralı iddianame FETÖ terör örgütü iddianamesi. Bakın, bu iddianamede ne söyleniyor? “FETÖ PDY’nin kuvvet komutanlıkları, jandarma ve emniyet teşkilatları içindeki mensuplarından oluşan ve 10 binleri bulan devletten ayrı hiyerarşiye bağlı silahlı bir yapılanmasının olduğu…” Darbeden önce söylüyor. Savcı söylüyor. Mahkemeye verilen iddianamede var. FETÖ’nün anayasal düzeni değiştirecek veya ortadan kaldıracak silahlı güce ulaştığı ve bir askeri darbe yapabilecek tek organize güç olduğu, darbeden önce söyleniyor. Aynı iddianameden okuyorum, “FETÖ PDY’nin darbe teşebbüsünde bulunma tehlikesinin açık ve yakın olduğu...” Bunu hükümet bilmez mi? Bilir. Düzenlenmiş mi bu iddianame? Düzenlenmiş. Bu iddianameye dayanılarak Anayasa Mahkemesinin iki üyesi şu anda hapiste. Ne söylüyor? Darbe yapabilecek güce ulaştı. Engellendi mi darbe girişimi? Engellenmedi. Bunu bilmiyorlar mıydı? Biliyorlardı. Gizleyebilirler mi? Gizleyemezler. Darbeden önce mi? Evet darbeden önce bunların tamamı tespit edilmiş savcılık tarafından. Başka?

Ahmed ARPAT- Peki yine aynı şeyi sormak istiyorum Sayın Genel Başkan. Şimdi bir hükümet düşünelim bir darbe girişimi planlandığının haberini alıyor, şimdi demek istediğiniz bu.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet, haberini alıyor ve kontrollü olarak…

Seda ÖĞRETİR- Göz yumuyor mu demek istiyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Göz yumuyor efendim bakın ben söylemiyorum.

Ahmed ARPAT- Peki ya o darbe, yani bir hükümet böyle bir riski alır mı? Ya o darbe girişimi gerçekleşse ve yönetime darbeci askerler gelse sonucu ne olacak? Öyle bir risk alınır mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Neden hükümet bu darbe girişimini örtmek istiyor? Neden açığa çıkmasını istemiyor? Asıl sorulması gereken soru o değil mi?

Seda ÖĞRETİR- Neden sizce?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Neden kapatmak istiyor? Hangi gerekçeyle kapatmak istiyor? Darbe komisyonu kuruldu, raporu Cumhuriyet Halk Partili ve diğer milletvekillerine darbe komisyonu üyelerine verilmiyor neden? Ne zaman verilecek? 16 Nisan’dan sonra. Niye 16 Nisan’dan sonra? Hangi gerekçeyle? Niye şimdi verilmiyor? Darbe raporunun 16 Nisan’la ne ilgisi var? Gerçekler açığa çıkmasın diye. Bizim bir dosyamız yok, birden fazla dosyamız var. Dosyalarımızdan birisi de bu darbe komisyonuna vereceğimiz dosya, darbe komisyonuna vereceğimiz.

Seda ÖĞRETİR- Ne var dosyanızda?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bütün bu ayrıntılar ve daha fazlası o dosyada olacak.

Ahmed ARPAT- Sayın Genel Başkan o dosya çok konuşuldu. Açık kaynaklardan hazırlanmış bir dosyadan mı bahsediyoruz. Yani açık kaynak derken…

Seda ÖĞRETİR- Yani mahkeme ifadeleri mi örneğin?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hepsi. Mahkemelerle ilgili ayrı dosyamız var. Bu darbe komisyonuna vereceğimiz dosya. Darbe komisyonuna verirken oradaki bütün görüşmeler, bütün ayrıntılar, pek çok yerden alınan bilgiler, ifadeler bütün bunların hepsi var. Ama bunlar şimdi bize karşı taraf, yani darbe komisyonu başkanı bize raporu vermiyor. Raporu vermediği için biz de dosyamıza son şeklini veremiyoruz. Raporu versin bir görelim bakalım bu raporda ne var?

Bakın size bir ayrıntı daha vereyim. Darbe komisyonu oturdu kendi aralarında anlaştılar. Raporun yazım aşamasında Cumhuriyet Halk Partisinin grup danışmanları da AKP’nin, MHP’nin ve HDP’nin de grup danışmanları birlikte yazacaklardı. Çünkü hepimiz darbeye karşıyız değil mi? Bundan vazgeçtiler. Bizim grup danışmanlarını raporun yazımına dahil etmediler. Neden? Darbeye karşıyız biz, onlarda darbeye karşı. Niye dahil etmiyorlar? Hangi gerekçeyle dahil etmiyorlar? Bana söyler misiniz bu nasıl bir hükümet? Darbeye karşı olduğunu söylüyor, ama darbeyi kapatmak istiyor neden, hangi gerekçeyle?

Adil Öksüz olayı. Adil Öksüz’ün ismini ilk kim telaffuz etti? Bir televizyon programında ben söyledim. Adil Öksüz’ün çok önemli bir isim olduğunu söyledim. Dikkat edilmesi gerektiğini söyledim. Önce bana yine bir sürü saldırı geldi, vay Adil Öksüz’ü söylüyor vs. falan filan diye. Şimdi onlar da telaffuz etmeye başladılar. Kimdir Adil Öksüz? İki cep telefonunu kullanır, CPS cihazı vardır…

Ahmed ARPAT- Kimdir yani?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Herkesin telefonları alınır, Adil Öksüz’ün telefonları alınmaz, Adil Öksüz’ün, CPS cihazı ve telefonlarıyla beraber Adil Öksüz serbest bırakılır neden?

Seda ÖĞRETİR- Şimdi siz böyle soruları sorunca tabi ister istemez bunların cevabını bildiğinizi düşünüyoruz. Ama cevaplarını biliyor musunuz? Yoksa açıklamak mı istemiyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben hükümetin bunların cevabını vermesini istiyorum. Hükümet. Bunun muhatabı siz değilsiniz, siz de değilsiniz, Ahmet Bey de değil. Bunun muhatabı hükümet. Bakın bütün bu soruları soruyorum hükümetin cevap vermesi lazım. Hükümet cevap vereceği yerde beni suçluyor. Ben de diyorum ki hükümete, benim iddialarım, benim sorularım yerinde ve doğru değilse çıkın deyin ki kardeşim şu sorun yanlış, şu sorunun cevabı budur. Sen bunu söylüyorsun ama bu gerçek değildir desinler bana. Diyemiyorlar. Tek yaptıkları var efendim işte bu kadar şehidimiz var, bu darbe oldu. Ben de biliyorum. Sen şehitlerin kanının hesabını sormuyorsun, ben soruyorum. Darbe bir daha bu ülkede olmasın diyorum, sen darbeyi kapatıyorsun. Kapatmıyorum desinler. Kapatmıyorum diyorlarsa onlara da soruyorum, neden darbeleri araştırma komisyonuna darbenin en önemli isimlerini çağırmadınız? Neden engel oldunuz? Neden gelmelerine engel oldunuz neden? Ben bunu sormak zorundayım.

Seda ÖĞRETİR- Çok önemli iddialar, sahiden de söylediğiniz çok önemli iddialar 15 Temmuz’la ilgili. Ancak şimdi örneğin referandum içinde memleket meselesi vurgusu yapıyorsunuz genellikle. Bu bir parti meselesi değil diyorsunuz, memleket meselesi diyorsunuz. Sahiden de memleket meselesiyse bu önünüzde güçlü bir done değil mi aslında açıklamak için soru sormak yerine.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim Adil Öksüz’ü ben açıkladım daha kimi açıklayayım? Şunu söylüyorum, Adil Öksüz’ün elindeki CPS cihazını devletin hangi kurumu ithal etti? Değil mi? Basit mi? Basit. Bilinen bir soru mu? Bilinmesi gereken bir soru. Kim yapacak bunu? Çok basit Başbakanlık talimat verecek, ya şu CPS cihazlarını devletin hangi kurumu ithal etti bakacaklar. Ben soruyorum. Desinler Adil Öksüz’ün elinde böyle bir cihaz yoktu. Var. İki telefonu yoktu. Var. Konuşmadı. Konuştu. Herkes kelepçelenirken onlara kelepçe vurulmadı neden?

Söyleyeyim neden. MİT yasasında bir değişiklik yapıldı 2014’te. Başbakanın emri ve talimatı olmadan hiçbir MİT görevlisi tutuklanamaz, gözaltına alınamaz. Kendi iktidarları döneminde yaptılar bunu. Adil Öksüz neden tutuklanmadı, neden gözaltına alınmadı? Efendim haberimiz yoktu diyecekler. Onu da söyleyeyim, darbeden önce…

Ahmed ARPAT- Sayın Genel Başkan, yani Adil Öksüz’ün MİT elemanı olduğunu mu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bilmiyorum.

Ahmed ARPAT- Ama bunu ima ediyorsunuz anladığım kadarıyla?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim bakın, bu soruları ben sormak zorundayım. Benim önüme keşke sizin yerinize Sayın Binali Yıldırım olsaydı da ben Binali Yıldırım’a sorsaydım ve Binali Yıldırım bunların cevabını verseydi bana. Benimle televizyona çıkmaya çekiniyorlar, korkuyorlar ama çıkıp meydanlarda beni suçluyorlar. Meydanlarda aleyhime olmadık laflar, ama olmadık laflar ediyorlar. Ben sorduğum soruları biliyorum. Ben bu ülkeyi savunuyorum, bu ülkenin demokrasisini savunuyorum. 248 şehit verdik yetmez mi arkadaş! 248 şehidin olduğu bir yerde, darbenin üstü örtülürse ben sessiz kalabilir miyim? Bu benim ahlakıma da, benim inancıma da, benim vicdanıma da uygun düşmez. Bedeli ne olursa olsun ben sonuna kadar gitmek zorundayım. Ya bu darbenin bütün ayrıntıları oraya çıkacak ya da ben bu soruları her ortamda, her yerde onlara soracağım.

Adil Öksüz’ü tanımıyoruz diyemezler. Niye diyemezler söyleyeyim. Darbeden önce savcı iddianame hazırlıyor. Adil Öksüz’ün Deniz Kuvvetleri İmamı olduğu yazıyor iddianamede, sonra bir başka iddianamede Hava Kuvvetleri İmamı olduğu yazılı. Yani Adil Öksüz bilinmeyen bir isim değil. Ben ismini söylemesem onun da üstünü tamamen kapatacaklar. Kim bu Adil Öksüz? Siz nasıl merak ediyorsanız ben de merak ediyorum. Öldü mü, ölmedi mi, hayatta mı, kaldı mı kim bu adam, gücü nereden alıyor? Efendim biz bununla ilgili soruşturma açtık. Siz onu külahıma anlatın. Bana değil külahıma anlatın. Ne demek soruşturma açtık? Koskoca Türkiye Cumhuriyeti iki telefonuyla, CPS cihazıyla koyuverilen Adil Öksüz’ün nerede olduğunu bilmeyecek, ama soruşturma açmış olacak. Bizi mi kandırıyorlar? Yok öyle bir şey.

Ahmed ARPAT- Sayın Genel Başkan, şimdi anlattıklarınızdan şöyle bir izlenim ediniyorum. Sanki sizin elinizde iddianamelere yansıyanlardan, sanık ifadelerinden, soruşturmada ulaşılan bilgilerden daha fazlası varmış gibi bir izlenim ediniyorum. Siz de zaten dediniz ki bir dosya hazırlıyoruz dediniz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- İki dosya bir dosya değil efendim.

Ahmed ARPAT- Daha önce duymadığımız, bilmediğimiz bir şeyleri biliyor mu CHP Genel Başkanı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Dosya teslim edilsin bize, yani darbeyi araştırma komisyonu dosyası bize verilmiyor arkadaşlar. Onlar dosyasını açıklamadan bize deniyor ki siz dosyanızı açıklayın. Niye açıklayalım? Ama ben bunları söylüyorum. Bunların tamamı doğru. Tek satırı, tek cümlesi, tek kelimesi yanlış değil. Onlara da mesaj gönderiyorum ve her seferinde söylüyorum. Diyorum ki, ben bir şeyi söylüyorsam bilerek söylüyorum. Bugün gazetelerde beni suçlayan pek çok yazıda var. Hiç önemli değil. Ama ben doğruların arkasında durmaya devam edeceğim.

Başka? Sayın Binali Yıldırım açıklama yaptı, darbenin siyasi ayağı yok diyor. Allah aşkına çocuk mu kandırıyorlar bunlar? Bu darbeciler gelip ülkeyi yönetmek istemiyorlar mıydı? Darbeciler gelseydi Cumhurbaşkanı olmayacaktı, Başbakan olmayacaktı, belki meclis kapatılacaktı, belki bizler hapishanelerde olacaktık. Yeni bir hükümet kurulmuştu, yeni Başbakanlık Müsteşarı, Bakanlar, Cumhurbaşkanı, adaylar. 12 Mart 71 darbesini gördük değil mi? 12 Eylül darbesini de gördük. Darbecilerin amacının ne olduğunu da gördük. Hem darbe girişimi olacak, kalın kalın dosyalar, kitaplar, broşürler, bilmem neler olacak, darbenin siyasi ayağı olmayacak. Niçin? Buna ben inanmıyorum. Allah aşkına elinizi vicdanınıza koyun siz inanıyor musunuz? Darbenin memur ayağı var. Sayayım, sendikacı ayağı var, ihracatçı ayağı var, işveren ayağı var, çikolatacı ayağı var, baklavacı ayağı var, siyasi ayağı yok. Ya siz çocuk mu kandırıyorsunuz Allah aşkına?

Ahmed ARPAT- O zaman bu sizin 180 Bylockçu AKP’li iddianızı birazcık deşmek isteriz.

Seda ÖĞRETİR- Biliyor musunuz o isimleri Sayın Kılıçdaroğlu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- En önemli delil ne ellerindeki en önemli delil? Bylock listeleri değil mi? Niye açıklamıyorlar Bylock listelerini?

Ahmed ARPAT- Şimdi siz diyorsunuz ki, 120 – 180 AKP’li Bylock kullanıcısı var o listede. Siz gördünüz mü o listeyi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Belki daha fazla.

Seda ÖĞRETİR- 180’den de mi fazla diyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben ısrarla şunu söylüyorum. Eğer Bylock kullananlar FETÖ darbe örgütünün birer üyesi iseler FETÖ darbe örgütünün üyelerini bu hükümet neden açıklamıyor? Bir daha soruyorum. Bylock kullananlar FETÖ terör örgütünün üyesi iseler bu hükümet darbecileri, onların deyimine göre teröristleri neden açıklamıyorlar? Düşünün polis bir yere baskın yapıyor, teröristleri yakalıyor, evde bulduğu gazeteyi, silahları, kitapları ve teröristlerin isimlerini yayınlıyor, televizyonlar gösteriyor. Ellerinde Bylock listesi var niye bunu açıklamıyorlar, hangi gerekçeyle açıklamıyorlar? Niye açıklamıyorlar? Dönüp bize diyorlar ki, Cumhuriyet Halk Partisi FETÖ’cüleri destekliyor. Siz FETÖ’cüsünüz diyorlar. Biz de gayet sakin, gayet akıllı, gayet vakur şunu söylüyoruz. Liste bende değil, liste sizde. Ben devlet değilim, devlet sizsiniz. Benim istihbarat örgütüm yok, sizin istihbarat örgütünüz var. Bylock listeleri sizin elinizde niçin açıklamıyorsunuz? Teröristleri niye saklıyorsunuz? Teröristleri saklamak suç değil mi? Niye açıklamıyorlar?

Seda ÖĞRETİR- Bu noktada Başbakan MİT müsteşarına sorduğunu, kendisine bilgi verildiğini ve bir tane bile milletvekili olmadığını söyledi Bylock kullanan. İkna olmadınız mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- O zaman açıklasın, açıklasın o zaman. Daha iyi ya, hiçbir milletvekili yoksa niye gizliyorlar Allah aşkına. Pastacıdan mı korkuyorlar? Bylock kullanan memurları attılar zaten. Hakimleri de attılar. Siz düşünebiliyor musunuz bir darbe yapılıyor, her ayağı var siyasi ayağı yok. Kim gelecekti, kim Başbakan olacaktı? Kim Başbakanlık müsteşarı olacaktı? Kim Cumhurbaşkanı postuna oturacaktı? Kim Devlet Başkanı olacaktı? Kim bunların arkasındaki güç?

Bakın size örnek vereyim. Trabzon milletvekilinin… Kadri Gürsel’i örnek vereyim, yani o kadar gerçekten dramatik bir sonuç ki üzülmeden edemiyorum. İddianame, Cumhuriyetin iddianamesinden okuyorum: “92 Bylock kullanıcısı şüpheli şahıs ile haklarında FETÖ, PDY silahlı terör örgütünden dolayı soruşturma bulunan 21 kişiyle iletişim kaydı bulunduğu...” Yani bir gazeteci Bylock kullanıcısı 92 kişiyle şu veya bu nedenle telefonla konuştuğu için şu anda hapiste. İddianamede bu var. Kim bu 92 kişi? Niye açıklanmıyor, hangi gerekçeyle açıklanmıyor?

Size örnek vereyim. AKP Trabzon milletvekili, ablası atıldı. Kilis milletvekilinin kardeşi, Hatay milletvekilinin kardeşi, Kırıkkale milletvekilinin kardeşi, Aydın milletvekilinin kardeşi, Sakarya milletvekilinin kardeşi, Kayseri milletvekilinin yakınları, belediye başkanının damadı. Bunlar da Bylockçu. Kadri Gürsel hapiste bunların tamamı dışarıda. Hangi adaletten söz ediyoruz ve darbeyle nasıl mücadele ediyorlar? Bana çıkıp birisi bunu açıklamak zorundadır.

Kaç kişi var biliyor musunuz o rakamı da size vereyim. Bylock kullananların sayısı 215 bin 92 kişi. Sayın Başbakana göre bunların içinde bir tek siyasetçi bile yok. Aklınız eriyor mu yani Allah aşkına yani. Bizim aklımızla alay mı ediyorlar yani? Böyle bir şey olabilir mi? 215 bin kişi varsa açıklayın kardeşim, niye açıklamıyorsunuz. Bunlar darbeci demiyor musunuz? Darbeci. Terörist demiyor musunuz? Terörist. Açıklayın. Dönüp bize diyorlar ki, siz FETÖ’yü destekliyorsunuz. Açıkla kardeşim, kimin destekleyip desteklemediği çıksın ortaya niye açıklamıyorsun? Beni suçluyorlar. Düşünebiliyor musunuz beni suçluyorlar. Niye suçluyorlar beni? Neden bunları ben dile getiriyorum diye suçluyorlar. Ben hiç sesimi çıkarmasam, Sayın Devlet Bahçeli gibi olsam hayatlarından çok memnun olacaklar, beni el üstünde tutacaklar, yaşa bravo Kemal Kılıçdaroğlu, ne kadar güzel şeyler, sen bu işlerle hiç uğraşmıyorsun. İyi de bu şehitlerin kanını kim soracak, şehitlerin hesabını kim soracak? Yazık günah değil mi o insanlara? Ben soracağım. Benim vicdanım var, benim ahlakım var, benim inancım var, benim memleket sevgim var, benim demokrasiye sevgim ve demokrasiye saygım var. Bu darbe girişimini bu hükümet, başta da Sayın Cumhurbaşkanı kapatmak istiyorlar, örtmek istiyorlar.

Seda ÖĞRETİR- Neden?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Derine inilmesini istemiyorlar, ucu kendilerine dokunacağı için. Yeri gelirse ona da değineceğim. Ucu kendilerine dokunacağı için. Bunu söylüyorlar. Bu kadar açık. Siz TBMM’de darbeleri araştırma komisyonu kuracaksınız, oraya gelecek kişileri hükümetin görevlendirdiği kişiler olacak, dışarıdan birisi gelmeyecek oraya. İlker Başbuğ gitti değil mi? Ne söyledi? Dedi ki, “MİT, benim Genelkurmay Başkanlığım sırasında bir tane FETÖ’cünün adını bile bana bildirmedi.” Daha ne desin, Allah aşkına ne desin bana söyleyin yani, ne desin daha? Kim bu bilgiyi vermeyen? MİT. Şimdi ben sormayacak mıyım, ya arkadaş sen neden bu bilgileri vermedin? Bir savcı tespit ediyor okudum bakın savcının iddianamesini. Silahlı Kuvvetlerde yerleştiklerini, darbe yapabilecek güce ulaştıklarını darbeden önce bir savcı tespit ediyor, koskoca MİT’in dünyadan haberi bile yok, orduya bir kişinin ismini bile vermiyor. Ben bunun hesabını sormayacak mıyım? Ben bu ülkede neler oluyor ey hükümet diye sormayacak mıyım? Bu 248 kişi hayatını kaybetti bu ülkede barış olsun, huzur olsun diye, bu ülkede demokrasi olsun diye hayatını kaybetti. Ben bunun hesabını sormayacak mıyım?

Ahmed ARPAT- Sayın Genel Başkan tekrar bu Bylockçu siyasetçiler tartışmasına geldiğimizde 120 – 180 AKP’li isim biliyor musunuz siz kimdir. Çünkü bu önemli bir iddia.

Seda ÖĞRETİR- Peki o liste sizde var mı?

Ahmed ARPAT- Listeyi gördünüz mü, size böyle bir liste ulaştırıldı mı? Ve şunu da sormak isterim mesela aynı cümleyi Bylockçu CHP’liler, Bylockçu MHP’liler, Bylockçu HDP’liler gibi de kurabiliyor musunuz? Var mı böyle bir elinizde veri?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben açık ve net hükümete bir çağrı yapıyorum Bylock listelerini açıklayın. Açıklamazsanız Bylockçuların ağırlıklı bir kısmı sizdedir. Bakın bu kadar açık söylüyorum. Niye açıklamıyorlar? Şimdi siz bana diyorsunuz ki, senin istihbarat örgütün var, sen bazı yerlerden bilgi alıyorsun, sen çık bunu açıkla. Ben de açıkça şunu söylüyorum. Ben darbeye karşıyım, onlar da karşı olduklarını söylüyorlar. Ben samimiyim, ama onlar samimi değiller. Ben darbenin açığa çıkmasını istiyorum, onlar darbecinin kapanmasını istiyorlar. Ben siyasi ayağı ortaya çıksın diyorum onlar siyasi ayağı yok diyorlar. O zaman nedir? Darbecilerin yanındadır onlar, darbecilerle beraberdir.

Bakın burada bazı illerin milletvekillerini verdim değil mi? Bu milletvekilleri herhalde kardeşleriyle konuşuyordur. Onların listelerinde Bylock da var. Nerede bu milletvekilleri? Parlamentoda görev yapıyor. Bu milletvekillerinden birisi özellikle eline anayasa oylamasında alıp bütün AKP milletvekillerine göstermedi mi? Gösterdi. Ben oyumu böyle kullanıyorum diye, beyaz oy kullanıyorum diye. Niçin böyle bir ihtiyacı hissediyor? Hangi gerekçeyle böyle bir ihtiyacı hissediyor? Bunu bizim sormamız lazım. Ben soruyorum onlar da desinler ki, açıklamıyorum. Öyle ya açıklamıyorum desinler. O zaman yine soracağım niye açıklamıyorsunuz, hangi gerekçeyle açıklamıyorsunuz?

Seda ÖĞRETİR- O noktada şöyle bir argüman olabilir. 17 – 25 Aralıktan sonra iki seçim geçti Türkiye’de 7 Haziran, 1 Kasım. Dolayısıyla bu seçimlerle belki milletvekilleri bu Bylock kullananlar ya da FETÖ’cü olanlar temizlendi ve ayıklandı.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Nasıl temizlendi, nasıl ayıklandı? Darbe girişimi bu dönemde oldu. Bylockun çözümü bu dönemde yapıldı. Eagle var daha. Bylock kullanıldığı anlaşıldıktan sonra Eagle’a geçildi. Sayın Adalet Bakanı diyor ki, Kemal Kılıçdaroğlu’na Amerika’dan mail geldi FETÖ’cülerden yanlış hatırlamıyorsam. Sen Adalet Bakanısın, adalet dağıtan bir kurumun başındasın. Ahlakın varsa bana gelen o maili çıkar açıklarsın. Neden? Ben böyle bir mail gelmediğini söylüyorum. Geldiğini söylüyorsan Adalet Bakanısın sen çık açıkla. Bak ben ne kadar rahatım, çık açıkla. Ama ben size Cumhuriyet Halk Partisinin bu konuda ne kadar duyarlı olduğunu anlatmak için bir örnek vereceğim.

Bizim anonim mail adresimize Amerika’dan David Keynes diye birisi ki, bu Bylock’u kurduğunu, programı yaptığı söylenen kişiydi. Bize bir maili geldi, CHP’ye bir maili geldi. Biz bunun dokümanını aldık, bir dosya halinde Başbakanlık Müsteşarlığına gönderdik. Neden? Biz Türkiye’nin bekasını her zaman savunduk. Hangi tarihte gönderdik? 19 Ekim 2016’da. Bizim devlete, bizim hükümete, bizim Türkiye’nin çıkarlarına bakış açımıza bakın, bir de onların bakış açılarına bakın. Yalan söylemek bu kadar kolay olmamalı. Bir Adalet Bakanı için hele hele bu kadar hiç olmamalı. Arzu ederlerse buradan açık çağrı yapıyorum Sayın Binali Yıldırım gelir oturur, bu konuyu ikimiz rahatlıkla konuşabiliriz. Niye gelmiyorlar? Ellerinde her türlü bilgi var gelsinler oturup konuşalım. Darbeyi kapatmak ne demektir? Darbeyi kapatmak suç işlemek demektir. Bakın bir daha söylüyorum, darbeyi kapatmak suç işlemek demektir. Darbenin siyasi ayağını ortaya çıkarmamak, suç işlemek demektir. Suçluların telaşı içindeler.

Ahmed ARPAT- Sayın Genel Başkan şunu da sormak isterim. Şimdi 15 Temmuz gecesine ilişkin yine konuşulan bir konu. Sayın Cumhurbaşkanı dün NTV canlı yayınında da dile getirdi, bugün meydanlarda da tekrar yineledi. Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki, 15 Temmuz gecesi biz İstanbul’a geldik Marmaris’ten, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu da İstanbul’a gelmiş Atatürk havalimanına inmiş keşke bekleseydi, birlikte orada tanklara karşı dursaydık. Ama Kemal Bey durmadı başka bir yere geçti. O geceye ilişkin bu açıklamalara ne diyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bana haber mi verdi Sayın Kılıçdaroğlu Atatürk havalimanında bekleyin, ben de oraya geliyorum diye. Bana haber mi verdi? Nerede olduğu belli değildi. Ya bir insan Cumhurbaşkanısınız siz, bir Cumhurbaşkanı konuşurken neyi anlatmak istediğini sade ve güzel bir dille anlatmalı. Beni bekleseydi. Bana haber verseydin beklerdim niye beklemeyim. Sayın Kılıçdaroğlu orada bekleyin ben şimdi oraya geliyorum. Kiminle? Benim korumalarım var, koruma müdürüme açar telefonu onun koruma müdürü, Sayın Cumhurbaşkanı geliyor Genel Başkanla havaalanında buluşacak. Beklerdim niye beklemeyim. Niye bana haber vermiyor? Laf söylemek kolaydır. Önemli olan niyettir niyet. Beni eleştirmek için bunu söylüyor. Gelirsin havaalanına dersin ki ben geliyorum Sayın Kılıçdaroğlu da orada beklesin, biz ikimiz beraber, üçümüz beraber, beşimiz beraber oturalım darbeye karşı çıkalım. Peki geldi de tankın üstüne mi çıktı Allah aşkına? Yani Atatürk havalimanına geldi de tankın üstüne mi çıktı? Yok öyle bir şey.

Ahmed ARPAT- Orada belki şöyle de bir itiraz olabilir. Yani Sayın Cumhurbaşkanını beklemenin yanında orada bir nümayiş var belki Sayın Kılıçdaroğlu da orada ona bir karşılık verebilirdi oradaki…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Nümayiş yoktu ki, bir şey yoktu. Giriş – çıkış uçaklar çalışmıyor. Sadece ben yoktum Sayın Hayati Yazıcı da vardı, beraberdik orada zaten.

Ahmed ARPAT- Siz indiğinizde havalimanının girişinde tanklar?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Çıkışta vardı. O kadar. Sonra biz geçtik darbeye karşı olduğumuzu açıkladık zaten. Doğru olmadığını söyledik. Üstelik ben bunu uçakta, daha söyledim öğrenir öğrenmez uçakta söyledim. Her türlü darbeye karşı olduğumuzu söyledim. Bu kadar basit.

Sorun aslında daha derinde. Sayın Cumhurbaşkanı bugün açıklama yapıyor okuyayım size metni. “Siyasi hayatımda ne aldanan oldum, ne de aldatan oldum.” Bugün gene miting meydanında galiba “Siyasi hayatımda ne aldanan oldum, ne aldatan oldum”. Gazeteci arkadaşlarımıza bir mesaj verelim izin verirseniz. Bu sözü acaba başka birisinden duydular mı? Noktayı burada bırakalım.

Şimdi bakınız, diyor ki şahsım başta olmak üzere, 19 Temmuz 2015 darbeden çok önce. 19 Temmuz 2015 Harp Akademilerinde söylüyor, “Şahsım başta olmak üzere tüm ülke yanlış yönlendirildi, aldatıldı”. Tüm ülke ve şahsı yanlış yönlendirildi ve aldatıldı.” Ama ne diyor bugün? “Siyasi hayatımda ne aldanan oldum, ne aldatan oldum”. İkisini aynı kişi söylüyor. Sonra dönüyorum 3 Ağustos 2016’ya, yani darbeden sonra, “Bu yapının bambaşka niyetleri olduğunu uzun süre görmedik, göremedik.” FETÖ terör örgütüyle ilgili söylüyor. “Bu yapının bambaşka niyetlerini olduğunu uzun süre görmedik ve göremedik” diyor. Sonra “Allah bizi affetsin” diyor.

Şimdi 25 Ağustos 2004, kendisi Başbakan, Milli Güvenlik Kurulunda FETÖ terör örgütünün ne kadar tehlikeli olduğuna dair brifing veriliyor. Görmedik. Ne demek görmedik? Söylediler, gösterdiler, doküman verdiler. Her hafta, her ay MİT’in raporları geldi. Ne demek görmedik? Göremedik ne demek? Aynı menzile yürüyen siz değil miydiniz? Aynı menzile paralel yürüyen siz değil miydiniz? İtiraf eden siz değil miydiniz? “Siyasi hayatımda ne aldanan oldum, ne de aldatan oldum.” Bu laf çok güzel bir laf. Bu laf aslında bütün bu olaylardan kendisinin haberinin olduğunu itiraf eden bir cümledir bu cümle. Hiç aldatılmışsa ve hiç aldanmamışsa bütün bu olaylardan kendisinin bilgisinin olduğunu söylüyor zaten. Bundan büyük itiraf olamaz. Sayın Cumhurbaşkanını bu itirafı yaptığı içinde aslında yürekten kutluyorum. Çünkü bu itirafı yapmak yürek ister. Türkiye bu kadar derin felaketler yaşadı, hepsinden kendisinin bilgisi varmış demek ki. Çünkü ne aldatılmış, ne kandırılmış, ne de birisini aldatmış. Ama bunların hepsi gözünün önünde ve onun bilgisi dahilinde olmuş. Pes! Ne diyeyim ben başka, ne söylenebilir?

Seda ÖĞRETİR- Bu cümleyi kuran başka biri daha mı var dediniz az önce?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu cümleyi acaba bir yerden mi aldı, birisi mi kullandı onu gazeteci arkadaşlarımız bir araştırsınlar.

Seda ÖĞRETİR- Yine bir soru sormuş oldunuz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Gazeteciler bulur. Onlar araştırmayı severler, bulurlar.

Seda ÖĞRETİR- Bir ara verelim şimdi aradan sonra devam edeceğiz.

11 gün kaldı Sayın Kılıçdaroğlu, devam ediyorsunuz sahada çalışmalarınıza Gaziantep’teydiniz bugün ve “Evet çadırına” girdiniz. Neler yaşandı çadırda?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Otobüsle üniversite öğrencilerinin yoğun olduğu alandan geçerken AKP’li gençlerin oluşturduğu bir “Evet çadırı” vardı, onlara selam verdim. Onlar davet ettiler, gelin dediler. Otobüsten indim, önce otobüste arkadaşlarla tokalaştım. Çadıra davet ettiler,  olur dedim, çadıra gittik çadırda her bir gençle tokalaştım, nasılsınız diye sordum. Bana sorular sordular neden “Hayır” dediğimi sordular bana. 600 milletvekilinin doğru olmadığını, makul sayının 450, hadi bilemedin 550 olduğunu söylediğimde daha önce 650 milletvekili vardı diye söylediler. Tabi daha önce yoktu. Belki senato ve milli genel meclisin olduğu dönemi büyük bir ihtimalle hatırlamış olabilirler. Güçlü bir meclis olacağını, tabi yetkileri alınan bir meclisin güçlü olamayacağını, gücün sayısal değil de, gücün yetkilerle sağlanabileceğini ifade ettim. 18 yaşında niçin askerliğe karşı çıkıyorsunuz yani 18 yaşında çocuklar, affedersiniz milletvekili olacak neden karşı çıkıyorsunuz diye sordular. 18 yaşında milletvekilliğine karşı çıkmadığımızı ama 18 yaşında milletvekili olup ömür boyu askerlikten muaf olmaya karşı çıktığımızı, bunu ifade ettim kendilerine. Güzel bir sohbet oldu. Yani sonuçta onları tahrik eden ifadelerde hiç bulunmadım. Sayın Cumhurbaşkanı “Hayır” çadırını ziyaret ederken kullandığı bir ifade var özür dileyerek, bizi izleyenlerden de özür dileyerek ifade edeyim, “Kılıçdaroğlu yalan söylüyor” diye bir ifade kullanmış. Ben böyle bir ifadeleri hiç kullanmadım ve onlara şunu da söyledim. “Evet” oyu da, “Hayır” oyu da kullanan herkesin başımın üstünde yeri vardır, hiçbir ayrım yapmayız. Ama neden “Evet”, neden “Hayır” dediğimizi çok iyi bilmeliyiz. Çünkü bu bir anayasa değişikliği o çerçevede gitmeliyiz diye.

Seda ÖĞRETİR- O iki konuda ikna oldular peki 18 yaş ve milletvekili sayısı konusunda?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır. Yani bir özel zaman yoktu orada. Çünkü ben bir soruya bir yanıt verirken bir başkası başka bir soru soruyordu. İçlerinden daha kıdemli olan birisi, daha yaşlı diyelim olan birisi özellikle benim daha fazla açıklama yapmama izin vermedi. Biz “Evet” diyoruz diye daha yüksek sesle kendisi konuşmaya başladı. Tabi biz ona da saygı gösterdik. Yani illa beni dinleyecekler diye bir kural yok. Ben şunu çok arzu ederdim. Mesela o gençlerle herhangi bir ortamda bir arada olmayı, onların bana soru sormalarını, benim de onlara cevap vermemi isterdim. Böyle bir diyaloğun olmasını isterdim. Çünkü şunu gördüm. Bizi pek dinlemiyorlar. Neden “Hayır” dediğimizi pek iyi bilmiyorlar. Oysa neden “Hayır” dediğimizi bilmelerini ben çok isterdim.

Seda ÖĞRETİR- Sizin ulaşmayla ilgili bir sorununuz olabilir mi öyleyse o kitleye?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Öyle, büyük bir sorunumuz var. Sorunumuz değil, büyük bir sorunumuz var. Örneğin “Evet”i savunan, salt “Evet”i savunan ve Cumhuriyet Halk Partisini hiç görmeyen ve sadece kendi tabanına mesaj veren kendi televizyon kanalları var. Ben o televizyon kanallarına çıkmak istedim. Yani siz arzu ettiğiniz gazetecileri davet edin ben de geleyim oraya, yani o gazeteci arkadaşlar soru sorsunlar. Yani ben gazeteciler arasında bir ayrım da yapmıyorum. Hatta hiç CHP’yi sevmeyen, hatta beni hiç sevmeyen, beni zor duruma sokmak için çok aykırı sorular sormak isteyen gazetecileri de davet edin. Yani sonuçta anayasayı konuşacağız. Benim düşüncelerimi de ben aktarayım belki sizin televizyonu izleyen vatandaşlar da bilgilenmiş olacaklar. Veya ben çok zor durumda kalırım, onlar çok memnun olacaklar. Kabul ettiremedik.

Seda ÖĞRETİR- Sokakta sormak istemiştim. Sokakta ulaşmanızla ilgili bir sorun yaşıyor musunuz? Yani kendinizle ilgili bir özeleştiri yapıyor musunuz bu konuda?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sokakta herhangi bir sorun yok. Bugün Gaziantep’te birisi geldi ben kadınlarla toplantıya giderken. Israrla geldi, polis arkadaşlar engel olmak istediler ben hayır yani gelsin vatandaş bir şey soracak herhalde. Elindeki cep telefonunda Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafı vardı. Ben AKP’liyim, 15 yıldır AKP’liyim, AKP’ye oy veriyorum ama bu kadarı fazla bu doğru değil, böyle bir şey olamaz dedi ve “Hayır” oyu kullanacağını ifade etti. Bu tür manzaralarla çok karşılaşıyoruz. Çünkü bir adaletsizlik olduğunu onlar da görüyorlar. Bir vicdan muhasebesi yapıldığını da bu bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkıyor. Şimdi bakıyorsunuz bütün caddeler, bütün sokaklar, neredeyse bütün binalar “Evet”lerle donatılmış vaziyette. “Hayır”a asla tahammülleri yok. Kenan Evren 12 Eylül’de ne yaptıysa benzeri şimdi yapılıyor. Şimdi gören birisi, vicdan sahibi olan birisi kendisine şu soruyu doğal olarak soruyor, ne oluyor bu memlekette? Bir anayasa değişikliği yapıyor “Hayır” diyenler acaba neden “Hayır” diyor. En büyük günahlardan birisi de aslında çıkardıkları, OHAL kanunda çıkardıkları bir kararname. Özel televizyon kanallarının aykırı düşüncelere veya diğer partilere yer verme koşulunu kaldırdılar. Dolayısıyla biz ancak sınırlı sayıda kendisini merkezde gören televizyon kanallarına çıkabiliyoruz. Ki, TRT’ye çıkmak için de araya bakanlar koyduk, Numan Kurtulmuş’a söyledik. Ya bakın dedik siz Binali Bey’i çıkarıyorsunuz, Binali Bey çıkarken TRT’nin bütün kanallarında yayınlanıyor. Bizi de çıkarın, yani üstelik biz sizden gazeteci ayrımı da yapmıyoruz. Bizi de çıkarın televizyona, üstelik TRT benim paramla. Hadi özel televizyon kanallarını anladık kendi güçleri, kendi imkanlarıyla yayın yapıyorlar. Ama devletin televizyonu benim vergimle, benim elektriğimden kesilen paralarla yayın yapacak, bize yer vermeyecek birde kuruluş yasasında da tarafsızlık ilkesi olacak. Pes yani. Neyse Numan Bey’i devreye soktuk, rica etti arkadaşlar sonunda TRT Haber ve TRT1 radyodan yayınlanma, kanaldan değil, yani televizyonda. Radyodan yayınlanabilir, böyle bir dar alanı uygun gördüler. Gelip burada ancak sizinle röportaj yapabiliriz dediler. Bir adaletsizlik var. Koşullar eşit değil.

Ahmed ARPAT- Sayın Genel Başkan biraz tartışmalı başlıklar var onlara gireceğiz, girmek istiyoruz ama öncesinde kısacık bir yanıt. Meydanlardan aldığınız izlenim en başta kararsızlardan çok bahsediliyordu. Yüksek oranlı bir kararsız seçmen olduğu iddia ediliyordu. Anketler öyle söylüyordu. O kararsızlar sizce kararını verdiler mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bakın samimi olarak şunu ifade edeyim. Öyle bir atmosfer var ki, öyle bir atmosfer yaratılmış ki, insanlar düşüncelerini rahatlıkla ifade edemiyorlar. Acaba “Hayır” dersem başıma bir bela gelir mi? Bunu sahada çalışma yapan anketörlere bile söyleyemiyorlar. Kararsızların yüksekliği buradan kaynaklanıyor. “Hayır” diyecek ama “Hayır” diyemiyor. Kararsızım diyor.

İki; bütün bunlara rağmen vatandaşın büyük bir kısmı bu anayasa değişikliğinde ne öngörülüyor, ne getiriliyor onu bilmiyor. Çünkü “Evet” için sahaya çıkanlar, “Evet” için sahada çalışanlar, mitingler yapanlar “Evet”i anlatamıyorlar. Onların tek konusu var Kemal Kılıçdaroğlu sabah, öğle, akşam. Şu kanaate vardım. Demek ki, Kemal Kılıçdaroğlu olmasaydı miting yapacakları konu bulamayacaklardı. Neden Kemal Kılıçdaroğlu? Ne günah işledik? Sabah, öğle, akşam koro halinde beni eleştiriyorlar. Ya arkadaş beni eleştirebilirsin,  saygı gösteririm. Beni eleştiriyorsan gel, yüzüme karşı siz nasıl soru soruyorsanız, gel sen de bana soru sor. Senin televizyonuna çıkalım, oturalım, konuşalım medeni insanlar gibi. Kim doğruyu söylüyor, kim yanlış söylüyor, kim eğridir, kim doğrudur çıksın ortaya. Bunu yapmıyorlar, dolayısıyla vatandaş sağlıklı bilgilenmiyor. Bilgilenmediği içinde ya kararsız veya sandığa giderken partime oy vereceğim diyor. Parti? Parti seçimi değil ki. Bir partiyi iktidara getirip veya götürmüyoruz. Bunlar belli değil, bunlar bilinmiyor. Böyle kararsız bir alan var.

Ama gördüğümüz tablo şu; bir haksızlık olduğu meydanda, vicdanları sızlatan bir tablo meydanda, devletin forsunu kullanıyorlar, devletin uçaklarını kullanıyorlar, devletin arabalarını kullanıyorlar, devletin televizyonlarını kullanıyorlar, devletin paralarını kullanıyorlar biz mağduruz diyorlar. Peki ya biz? Kim mağdur?

Seda ÖĞRETİR- Örneğin sizin verdiğiniz bazı örnekler, yeni sistemde Cumhurbaşkanının yetkileriyle ilgili olarak, diyorsunuz ki muhtarlıkları kaldırabilir Cumhurbaşkanı isterse kararnameyle, lokantaları kapatabilir.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Muhtarlıkları.

Seda ÖĞRETİR- Muhtarlıkları evet.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sadece muhtarlıkları değil Türkiye Odalar Borsalar Birliğini de kapatabilir.

Seda ÖĞRETİR- Neden böyle bir şey yapsın?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yetki veriyorsunuz. Canı isterse yapar.

Seda ÖĞRETİR- Hani bu örnekleri neye dayanarak söylüyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu kadar yetkinin verilmesinin sakıncalarını anlatıyorum.

Seda ÖĞRETİR- Yani basitleştirmeye mi çalışıyorsunuz bu örneklerle?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette. Şimdi bu yetkiler neyi getiriyor? Bu yetkiler devletin yapısı ve işleyişiyle ilgili, kararname çıkarma yetkisini bir kişiye verdiğiniz andan itibaren devletin temelini dinamitlemiş oluyorsunuz. Örnek vereyim, sadece muhtarlıkları değil, bakanlıkların tamamını kapatabilir. Yetkisi var. Kaç bakanlık kurulacağına o karar verir.

Ahmed ARPAT- Kanunla belirlenen konular değil mi muhtarlıkların…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bugün kanunla belirlenen konular. Bugün bakanlık kurulsa kanunla kurulur, muhtarlık kurulursa muhtarlıklar yasası var. Ama devletin yapısı ve işleyişiyle ilgili yetkiler parlamentodan alınıyor bir kişiye veriliyor. Dolayısıyla kaç bakan olacağına, kaç başkan yardımcısı olacağına Başkan karar verecek.

Ahmed ARPAT- Ama Başkanın ya da Cumhurbaşkanının ben muhtarlığı ortadan kaldırıyorum deme kararnameyle yetkisi var mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Var tabi.

Ahmed ARPAT- Ama kanunla belirlenmiş bir yani anayasada öyle yazıyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yetki veriyorsunuz.

Ahmed ARPAT- Kanunla belirlenmiş konularda kararname yetkisi yok bildiğim kadarıyla.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır yetki veriyorsunuz. Bakanlıkların kanunu var mı? Var. Bakanlıkların sayısını belirleme kime ait? Cumhurbaşkanına ait yeni modelde. Yani yeni rejimde diyelim Başkana ait. Başkan Milli Eğitim Bakanlığını kapatabilir mi? Kapatabilir. Yetkisi var mı? Var.

Seda ÖĞRETİR- Ama tabi bütün bunlara ihtiyaç olduğu için neden böyle bir şey yapsını sorguluyoruz aslında.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Zaten biz de diyoruz ki, bu kadar yetkiyi neden veriyorsunuz? Hangi gerekçeyle? Bu yetki TBMM’nin. Kaç bakanlığın kurulacağına yürütme organı getirir, ihtiyaç duyarsa yeni bir bakanlık kurar, o yeni bakanlık parlamentoda görüşülür, komisyonlarda görüşülür, o konuyla ilgili sivil toplum örgütleri davet edilir bakanlık sonunda parlamentonun onayından geçer ve yasalaşır.

Şimdi diyorsunuz ki, yeni rejimde parlamentoda bunu görüşmeye gerek yok, bunu Başkan belirler. Sadece bunu da değil, devletin liyakat sistemi temelden dinamitlenebilir. Müsteşarın nitelikleri, büyükelçilerin nitelikleri, genel müdürlerin nitelikleri, daire başkanlarının nitelikleri, valilerin nitelikleri devletin yapısı ve işleyişiyle ilgili rol alan bütün aktörlerin niteliklerini yine bir kişi belirleyecek. Bugün kim belirliyor? Bugün TBMM belirliyor. Yasası var, Milli Eğitim Bakanlığı Yasası var. Hem görev tanımı var, genel müdürlüklerin görev tanımları var, müsteşar var. Müsteşar kim olacak? Devlette 12 yıl çalışacak, üst düzeylerde görev yapacak. Bu niteliklere uyan birisi yürütme organı tarafından müsteşar olarak atanacak. Yeni modelde? Başkan kimi isterse. İster ilkokul mezunu, ister üniversite mezunu onu ben atadım der atayabilir. Biz diyoruz ki, bu yetki verilemez. Parlamentodadır bu yetki. Bu yetkiyi parlamentodan alır bir kişiye verirseniz bunun çok ciddi tehlikeleri, çok ciddi sonuçları olur. Paralel devlet yapılanmasını unutmayın. 30 – 35 yılda devlete sızdılar değil mi? Şimdi bir kişiyi ikna ettiğinizde veya satın aldığınızda veya kandırdığınızda zaten devleti ele geçiriyorsunuz. Bir sabah uyanacaksınız resmi gazetede göreceksiniz bütün bu değişimleri. Doğru değil bunlar.

Ahmed ARPAT- Bir diğer itiraz siz diyorsunuz ki, bu yeni anayasa değişikliğiyle, teklifle birlikte eğer Cumhurbaşkanlığı sistemi gelirse meclisin yetkisi elinden alınacak, meclis ortadan kaldırılacak diyorsunuz. Buna karşı…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Meclisi ortadan kaldıracak sözcüğünü hiç kullanmadım.

Ahmed ARPAT- Düzeltelim o zaman, meclisin elinden yetkileri…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yetkilerini alacak evet.

Ahmed ARPAT- Şimdi buna karşıt şöyle bir argümanla geliyor “Evet” cephesi. Hayır, aksine milletvekili sayısı 600 oluyor, Cumhurbaşkanına hesap sorma yetkisi veriliyor. Cumhurbaşkanlığı seçimini yenileme yetkisi geliyor. Bunun yanında daha önce elinde olmayan HSYK’ya üye seçme hakkı meclise veriliyor. Aksine meclis mevcut sistemden daha güçlü bir hale geliyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sayısal olarak güçlü hale geldiği doğrudur. 550’den 600’e çıkıyor neden? Niye 600 milletvekili? Bedeli ne kadar? 187 trilyon lira. Niye vatandaşın cebinden bu parayı alıyorsunuz? 550 milletvekili neyimize yetmiyor? Komisyonlarda çalışan milletvekilleri belli. Bütün genel kurulda olan yani 550 milletvekilinin tamamı komisyonlarda yer almıyor zaten. Komisyonlarda yer almayan milletvekillerinin parlamentodaki görevleri de çok sınırlı. Yasa görüşmelerinde el kaldırıp indiriyorlar zaten. Yasaların içeriğini de çok fazla bilmiyorlar, araştırmıyorlar da, bunu zaten kendileri de söylüyor, iktidar partisinin milletvekilleri de söylüyor bunu.

Ahmet ARPAD- Mevcuda itirazınız bu.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Yetkilerine gelince, bakanlıkların kurulması yetkisini niye alıyorsunuz TBMM’den? Niye alıyorsunuz? Bakanlıklar kurulabilmeli, bakanlık kurulacaksa ihtiyaç olur gelir TBMM yeni bir bakanlık kurabilir. Niye bu yetkiyi alıyorlar? Elinden yetkileri alınmış bir TBMM ne zamandan beri güçlü meclis oluyor? Yetkileri azalan bir millet meclisi ne zamandan beri güçlü bir meclis oluyor?

Ahmet ARPAD- Yürütme yetkileri doğrudan Cumhurbaşkanına geçiyor ve de yasama sadece kendi işi yani meclis yasama görevine odaklanıyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Size şöyle bir örnek vereyim. Bugünkü anayasaya göre, diyelim Ankara’nın Ayaş’ında bir sorun var. Konu Ulaştırma Bakanlığına ait, çözülmüyor. Bir vatandaş Ankara milletvekiline dedi ki, şunu parlamentoda bir dile getirir misin dedi? Çıktı milletvekili, Ankara milletvekili parlamentoda “Ayaş’ın şu sorunu çözülmüyor, Sayın bakan bu soruya cevap ver” diye sözlü sorusunu sordu. Bakan anayasaya göre kürsüye çıkıp o sorunun cevabını vermek zorunda. Yeni düzende, yeni rejimde bu milletvekili bu soruyu asla soramayacak ve o Bakan da meclise gelip bu soruya cevap verme tenezzülünde bulunmayacak. Bu mudur meclisin yetkisini arttırmak? Soru sormuyor, sözlü soruyu bile elinden alıyorsunuz.

Ahmet ARPAD- Yazılı olarak verebiliyor.

Seda ÖĞRETİR- Ama yazılı var.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yazılı olarak verebilir. Size söyleyeyim mi yazılı soru önergeleri nedir? Kaç yazılı soru önergesine bugüne kadar cevap verildi? Niye cevap versin? Yazılı soru önergelerine cevap verilmeyen yazılı soru önergelerinin sayısı 1000’i aşkın. Ben her bütçe görüşmesinde Sayın Meclis Başkanı bütçe görüşmelerini yönettiği için şu soruyu sorarım ve sayılarını veririm, şu kadar soruya yürütme organı, bakanlıklar neden cevap vermemiştir diye sorarım?

Ahmet ARPAD- Teklifte 15 gün içerisinde cevap vermek…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bugün de var 15 gün içinde, vermiyor. Cezası var mı orada, “15 gün içinde vermezse bakanlığı düşer” var mı? “15 gün içinde cevap vermezse maaşından kesilir” var mı? Yok. Vermiyorum. Vermiyor. Benim bildiğim yıllardır cevap verilmeyen soru önergeleri bu 15 günden falan vazgeçtik, yıllardır cevap verilmeyenler var. Birbirimizi kandırıyoruz, bugün olan şeyi sanki yeniden geliyormuş gibi.

Hükümet programı mecliste güvenoyu almayacak neden? Bu mu meclisin yetkisini güçlendirmek? Bir meclis var, hükümet var, güvenoyu alma tenezzülünde bile bulunmuyor parlamentoda, bu 600 milletvekilini niye seçiyoruz biz Allah aşkına? Hükümet gelip kendi programını okuyup ben şunu yapacağım ey TBMM, bunu bile demeyecek, diyemeyecek. Bu yasaklanıyor, anayasayla kaldırılıyor bu. Buna vatandaş neden “Evet” neden “Hayır” diyecek? O nedenle ısrar ediyorum Binali Bey’e, ısrar ediyorum Sayın Bahçeli’ye gelin beraber konuşalım, vatandaş bizi dinlesin, kim yanlı kim doğruyu söylüyor gerçekleri öğrensin de vatandaş ona göre gidip oy kullansın, yazık günahtır bu memlekete. Hangi yetkiler artıyor? TBMM yargıçları seçecek, biz itiraz etmiyoruz seçebilir. İtiraz ettiğimiz ne? Bir partinin Genel Başkanı hakim tayin edemez nokta. Cumhurbaşkanının tarafsız olması lazım, hem Cumhurbaşkanı, hem partinin Genel Başkanı, Anayasa Mahkemesine hakim tayin edecek, Hakimler Savcılar Yüksek Kuruluna tayin edecek hakim, kim hakime güvenir? Yani ben Genel Başkan olarak herhangi bir mahkemeye hakim tayin ettiğimde veya Hakimler Savcılar Kuruluna hakim tayin ettiğimde, bir dava görüşülürken kim güvenecek o hakime? Ne olacak biliyor musunuz? Bir sürü adam devreye girecek. Başkana ulaşmaya çalışacaklar, aman ne olursun beni buraya tayin edin, aman ne olursunuz beni Anayasa Mahkemesine tayin edin, vallahi söz veriyorum Cumhurbaşkanının hiçbir kararnamesini geri göndermem, ne derse emri başımın gözümün üstüne olur. Bunlar çıkacak ortaya, bunlar yazıktır devletin temeline dinamit demektir.

Ahmet ARPAD- Bir başka tartışma konusu.

Seda ÖĞRETİR- Bir ara vereceğiz de bölünmesini istemiyorum.

Ahmet ARPAD- Bunu istersen kısaca soralım. Yani çünkü çok konuşuldu yine iktidar cephesinin sizin kamuoyunu yanlış yönlendirdiğinizi iddia ettiği bir nokta; o fesih, meclisi fesih yetkisi var mı yok mu? İktidar cephesi diyor ki, “fesih diye bir şey yok. Seçim yenilenmesi diye bir şey var.”

Seda ÖĞRETİR- Peki.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Adalet Bakanı TBMM’de konuşurken TBMM’ye fesih yetkisinin verildiğini tutanaklarda söylüyor. Ben söylemiyorum. Herhangi bir AKP’li milletvekili de söylemiyor. Kendi partisinin Adalet Bakanı söylüyor. Yine kendi partisinin Anayasa Komisyonu Başkanı söylüyor, diyor ki “Amerika’da olmayan fesih yetkisini biz bu anayasayla getiriyoruz” diyor. Nerede söylüyor? Kocaman gazetelerde ilanı var, daha doğrusu haberi var, röportajı var. Fesih yetkisi nedir? Tabi orada fesih diye bir cümle yok, kelime yok orada. Fesih şudur, bir kurumun seçilen üyelerinin görev süreleri dolmadan onların iradelerinin dışında görevlerine son verilmesidir. Fesih budur. TBMM’ye seçildi mi milletvekilleri? Seçildi. Kaç yıl süreyle? 5 yıl süreyle. Kendileri erken seçim kararı alsalar bu fesih değil, çünkü kendi iradeleriyle yapıyorlar. Ama kendi iradelerinin dışında başka bir irade onların görev süresine son veriyor. Bunun adı fesihtir.

Ahmet ARPAD- Şöyle bir itiraz var, fesih denilince fesih sanki ortadan kaldırıyor, dağıtıyor, yok artık yani.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Dağıtıyor tabi, tamamen dağıtıyor, Türk Dil Kurumu sözlüğünde de “Parlamentonun Feshi…” diye, Türk Dil Kurumunun sözlüğü, benim değil, devletin bir organının sözlüğü, parlamentonun feshi diyor. Nedir? Kapatıyorum, yani kapatıyorum derken kapısına kilit vuruyorum değil, ben TBMM’de seçilmiş üyelerin görev sürelerine son veriyorum, buyurun beyler yeniden seçime. Ben de gireceğim diyor, beraber seçime girelim diyor. Bu fesihtir. Yeni anayasada böyle, özelliği şu hiçbir gerekçe göstermeden meclisi feshetme hakkına sahip, hiçbir gerekçe göstermeden. Peki, mevcut anayasada var mı? Var. Orada da var. Onu da gayet iyi biliyorlar. Orada nasıl?

Ahmet ARPAD- Hükümet kurulamazsa.

Kemal KILIÇDAROĞLU- 45 gün içinde hükümet kurulamazsa Cumhurbaşkanı ihtiyari kurulamazsa, meclisi feshedip tekrar erken seçime götürebiliyor. Şimdi o yetkiyi alıyorlar, 45 gün içinde kuralını kaldırıyorlar, gerekçe göstermeyi kaldırıyorlar ki orada da Cumhurbaşkanı o kararı alırken TBMM’den meclisin başkanıyla görüşmek ve görüşünü almak zorundadır anayasaya göre. Şimdi Meclis Başkanı tamamen devre dışı, Meclis Başkanıyla ilgili isterseniz aradan sonra bir ayrıntı daha aktarmak isterim.

Ahmet ARPAD- Peki.

Seda ÖĞRETİR- Peki, bir ara verelim şimdi. Cumhuriyet Halk Partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu sorularımızı yanıtlıyor. Bu yeni sistemle ilgili olarak genel olarak Cumhurbaşkanının verdiği bir örnek var, devlette çift başlılığın kalkacağı yeni sistemde ifade ediliyor ve hep de Ecevit, Sezer arasındaki anayasa kitapçığı krizi örnek veriliyor. Ondan sonra yaşanılanlar hatırlatılıyor, işte yeni sistemde bu olmayacak, dolayısıyla daha hızlı hareket edilecek ve olası krizlerin de önüne geçilecek diyor. Sahiden de böyle bir hareket hız ya da olası krizlerin önüne geçmesi söz konusu olamaz mı yeni sistemde?

Kemal KILIÇDAROĞLU- İzin verirseniz bu Meclis Başkanıyla ilgili demokrasiyle ilgili bir…

Ahmet ARPAD- Aradan önce bıraktığını yer.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bıraktığım, onu tamamlamak isterim. Sonra sizin sorunuza cevap vereyim.

Seda ÖĞRETİR- Peki.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi bugünkü rejimde Sayın Cumhurbaşkanı bir yere gittiğinde Afrika’ya, Amerika’ya veya bir başka yere veya hastalandığında yerine TBMM Başkanı vekalet eder. Çünkü TBMM Başkanı seçimle gelmiştir. TBMM Başkanı parlamentoyu temsil eder, yani milli iradeyi temsil eder. TBMM’nin bütün parti gruplarına eşit mesafededir, yani tarafsızdır. Dolayısıyla Cumhurbaşkanlığını TBMM Başkanı temsil eder. Yeni önerilen rejimde ise, Sayın Cumhurbaşkanı bir yere gitmiş olduğunda veya gittiğinde veya hastalandığında yerine seçimle gelmeyen birisi vekalet edecektir, TBMM Başkanı değil. Diyorsunuz ya meclisin yetkileri diye, meclis tamamen güdük hale getiriliyor. Bana söyler misiniz koskoca Türkiye Cumhuriyetinde Cumhurbaşkanına seçimle gelmeyen birisi hangi dönemlerde vekalet etmiştir? Darbe dönemlerinde. Neden seçimle gelen birisi Cumhurbaşkanını temsil etmeyecek? TBMM Başkanı neden Cumhurbaşkanını temsil etmeyecek? Bana bunu birisi bir anlatsın ben de öğreneyim. Demokrasiden vazgeçiyoruz. Darbe dönemlerine öykünen bir Türkiye içerisine giriyoruz. Çift başlılığa gelince…

Ahmet ARPAD- Ona da itiraz belki Cumhurbaşkanı yürütmenin başı sonuçta yürütmenin başı olarak, yürütmenin başına da kabineden bir ismin vekalet etmesi denebilir.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hiç itiraz etmem ama demokrasiye uygun değil. Neden seçimle gelen birisi vekalet etmesin, neden TBMM Başkanı vekalet etmesin, neden TBMM’yi devre dışı bırakıyorsunuz, hangi gerekçeyle? Makul bir gerekçe söylenmesi lazım bize, seçim demokrasinin temel unsurlarından birisi mi? Evet, temel unsurlarından birisi, Sayın Cumhurbaşkanı da seçimle geliyor, TBMM Başkanı da seçimle geliyor. O da tarafsız bu da tarafsız. Başkan Yardımcıları tarafsızlık üzerine yemin etmezler, Cumhurbaşkanı tarafsızlık üzerine yemin eder. Meclis Başkanı da tarafsızdır. Kuralları yerli yerine oturttuğunuz zaman, getirilen yeni rejimin Türkiye’yi demokrasiden uzaklaştırdığını görüyoruz. Sorun burada.

Çift Başlılık, geçmişte Sayın Sezer’le Başbakan arasında tartışmalar oldu mu? Olabilir. Nasıl aşıldı bunlar? Parlamentoda aşıldı. Sayın Abdullah Gül, parlamento seçmedi mi Cumhurbaşkanı seçti. Yani bütün o krizleri demokratik parlamenter sistem içinde aştık. Zaman kaybı mı oldu? Hayır. Aşıldı onların hepsi.

Seda ÖĞRETİR- Ama Ecevit, Sezer örneğini verdikleri zaman elbette bir ekonomik bedeli oldu o krizin.

Kemal KILIÇDAROĞLU- O krizin ekonomik bedelini iyi ölçüp tartmak lazım, neden biliyor musunuz? Nedeni şu, ekonomi zaten çok zor durumdaydı, Amerika’dan Kemal Derviş’i getirdiler. Ekonomiyi düzlüğe çıkartmak için çok önemli kararlar aldılar. Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurulu gibi, bağımsız dış denetim kurulları, bağımsız kurullar oluşturdular, Merkez Bankasını siyasi otoritenin biraz dışına daha özerk bir yapıya bütün demokrasilerde olduğu gibi çıkardılar ve ekonomiyi düzelttiler. Enflasyonu yüzde 100’lerden çok daha düşük rakamlara indirdiler. Gecelik faizler 1100’ken 1200’ken onları düşürdüler. Bütün bunların hepsi dikkate alınarak o dönem değerlendirilmeli. Çift Başlılık bu yeni rejimle geliyor asıl, neden? Çünkü en tepedeki kişinin iki şapkası olacak. Bir partinin Genel Başkanı, birde Cumhurbaşkanı. Nasıl olacak, kimi temsil edecek? 80 milyonu mu temsil edecek, kendisine oy veren partilileri mi temsil edecek? Kimi? Çift başlı. Çift başlılık taşraya da yansıyacak. Valiyi kim tayin edecek? Kendisi. Partisinin İl Başkanını kim tayin edecek? Yine kendisi. Cumhurbaşkanını kim temsil ediyor ilde? Hem Vali hem İl Başkanı. Orada da çift başlılık. Daha dramatiğini söyleyeyim, diyelim ki seçim oldu, seçimlerde çoğunluk partisi A partisi oldu. Ama yüzde 51 bulunmadığı için A partisinin Başkanı parlamentoda çoğunluğu olmasına rağmen Başkan seçilemiyor, 2. Turda Başkan başka birisi seçildi. Parlamentoda çoğunluğu olan partiyle Başkan arasında ciddi bir uyumsuzluk çıkacak. Asıl çift başlılık orada çıkacak bu yeni rejimde. Bunlar düşünülerek mi getirildi? Hayır. Bir partinin mutfağında anayasa hazırlarsanız, anayasa hukukçularına sormazsanız, sivil toplum örgütlerine sormazsanız, hukuk fakültelerine sormazsanız, oturup sağlıklı bir tartışma zemini hazırlamazsanız tam bir felaket anayasası çıkar. 12 Eylül darbe anayasası, yüzde kaç oyla kabul edildi? 91.7. 2010 Anayasa değişiklikleri kaçla kabul edildi? Yüzde 58. 12 Eylül darbe anayasasını şimdi hepimiz ya nereden çıktı bu darbe anayasası diye dizimize vuruyor muyuz? Vuruyoruz. Kim kabul etti? Bir kişi meydanlara çıktı, “Hayır” oyunu kullanmak yasaktı, “Hayır” sözcüğünü kullanmak yasaktı, Kenan Evren cadde cadde, sokak sokak, kaza kaza, il il dolaştı 91.7 oy aldı. Aynı programı, aynı düzeni şimdi yaşıyoruz. Neredeyse “Hayır” demek yasak, “Evet” diyen valisi, kaymakamı, başkanı, yardımcısı, bakanları, Cumhurbaşkanı herkes sokaklarda devletin parası gırla, buna rağmen “Evet” i anlatamıyorlar. Ama tek düşmanları var Kemal Kılıçdaroğlu, tek düşmanları bu. Neden? Kılıçdaroğlu doğruları söylüyor. Rahatsız oluyorlar bundan. Çıksınlar bakın siz soru soruyorsunuz değil mi? Gönül isterdi ki şurada iki tane sandalye üç sandalye daha olsaydı. Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Binali Yıldırım, Sayın Devlet Bahçeli onlar da bana sorsalardı veya siz hepimize sorsaydınız. Bak Kılıçdaroğlu bunu söylüyor çift başlılık asıl şimdi geliyor, onlar da anlatsalardı hayır efendim çift başlılık yoktur deselerdi. Vatandaş daha iyi bilgilenmez miydi? Daha iyi bilgilenirdi. Daha doğru olurdu. Amerika’da bu tartışma yapılır, Japonya’da yapılır, Almanya’da yapılır, İspanya’da yapılır, İtalya’da yapılır. 80 öncesi bizde de yapılırdı. Şimdi de yapılsın. İnsan gibi oturalım konuşalım. Sonuçta ülkemizin bekasını düşünmüyor muyuz?

Ahmet ARPAD- Sayın Genel Başkan yine gündem de partinizin Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt’un açıklamaları, “Evet” çıkarsa işte İzmir’den denize dökeriz bu güçleri dedi. Bu tür açıklamaların siz kampanyanıza zarar verdiğini düşünüyor musunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu tür açıklamaları doğru bulmadığımı, onaylamadığımı daha önce birkaç kez ifade etmiştim. “Hayır diyenler teröristtir”  diye özel bir suçlama geldiğinde de ben çıkıp meydanlara, televizyonlara “Evet diyenin de Hayır diyenin de başımın üstünde yeri vardır” demiştim. Dolayısıyla “Evet” oyunu kullananları suçlamak, “Hayır” oyunu kullananları suçlamak gibi bir süreçten siyasetçilerin uzak durması lazım, Sayın Cumhurbaşkanının “Hayır” diyenlerin de saygınlığı vardır noktasına gelmesi bu açıdan benim için sevindiricidir. Doğru bulmuyorum ve katılmıyorum.

Ahmet ARPAD- Konuştunuz mu Sayın Hüsnü Bozkurt’la?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır, konuşmadım ama ilgili arkadaşlara söyledik onlar konuştular.

Seda ÖĞRETİR- Parti içinde herhangi bir soruşturma ya da herhangi bir aksiyon olacak mı Bozkurt’la ilgili?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kendisi sözlerinin çarpıtıldığını da ifade ediyor. Kullandığı sözcüklerden birisi şu, emperyalist sözcüğünü de kullanıyor. Şimdi oradaki bu cümleyi kullanmasının temelinde yatan düşünce şu, onu da sanıyorum kendisi de açıkladı. Şimdi bu yeni rejimde anayasa değişikliğiyle bir kişiye olağanüstü yetkiler verdiğinizde, o bir kişiyi ikna edip kandırdığınız da veya satın aldığınızda 24 saatte Türkiye Cumhuriyeti devletini birileri ele geçirebilir, bir kurum ele geçirebilir, bir devlet ele geçirebilir. Çünkü bir kararnameyle, tek bir kararnameyle devletin bütün bakanlarını, bütün Başkan yardımcılarını, bütün müsteşarlarını, bütün valilerini, bütün emniyet müdürlerini, bütün komutanlarını tek bir kararnameyle değiştirebilirsiniz. Bu devletin ele geçirilmesi demektir. Şu örneği veriyorum, bir kişiye bu kadar yetkinin verilmesinin Türkiye’ye hangi felaketleri getireceğini, Çanakkale örneğini veriyorum. Çanakkale savaşında 7 düvelle çarpıştık mı? Çarpıştık. Avusturalya’dan, İngiltere’den, Fransa’dan, Almanya’dan bir sürü insan geldi, savaş gemileri geldi. Çanakkale’yi geçmek ve İstanbul’a gelmek istiyorlardı. Her karış toprağında şehit kanı vardır ama Çanakkale geçilmez destanı yazıldı. 3 yıl sonra bir kişiye yetki verildi, gitti bir anlaşmayı imzaladı, bütün o gemiler tek kurşun atmadan boğazdan geçtiler, Dolmabahçe’nin önünde demirledirler ve İstanbul’u işgal ettiler. Bunlara karşı mücadeleyi hep birlikte verdik. Sağcısı, solcusu, ortacısı, Kürdü, Türkü, Lazı, Çerkezi hep beraber verdik. Kendi bayrağımızın altında bağımsızca, özgürce yaşamak için. Çünkü bir kişinin Türkiye’ye getireceği felaketi bundan daha güzel bir örnek anlatamaz. Şimdi bütün bu yetkileri bir kişiye veriyorsunuz. Yazıktır günahtır bu memlekete, gerçekten yazıktır, günahtır. Vatandaşlarımın ne kadarı bu gerçekleri biliyor, bilmiyorum. Ama bu gerçekleri anlatmak sadece benim görevim değil, hepimizin ortak görevidir. Bu gerçekleri anlatmalıyız. Yani bu anayasa değişikliğinin Türkiye’ye getireceği felaketi anlatmalıyız. Bu kadar yetkiyi bir kişiye vermek, o kişi içinde haksızlık olur. O kişi çok iyi niyetli birisi olabilir, bunları yapmayabilir ama ondan sonra gelen yapacak. Çünkü bu sıradan bir kanun değil, sıradan bir kanun olsa meclis çoğunluğu toplanır değiştiririz. Ama bu bir anayasa, anayasa değişikliğinin zorluklarını biliyoruz. Ne kadar zor olduğunu biliyoruz. O nedenle söylüyorum, bütün vatandaşlarıma söylüyorum, akıl süzgecinden geçirin vicdanınızla ölçün tartın ve oyunuzu öyle kullanın.

Ahmet ARPAD- Peki, Sayın Genel Başkan son 5 dakika o yüzden araya gireyim. Şunu sormak istiyorum şimdi, 17 Nisan sabahı hep konuşuluyor, siz eğer “Hayır” çıkarsa hiçbir şeyin değişmeyeceğini söylüyorsunuz mevcut düzen devam edecek. Peki, “Evet” çıkarsa eğer Cumhuriyet Halk Partisi olarak tavrınız ne olacak? “Evet” çıkarsa demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz. Bu ülkede çok partili hayata geçerken demokraside önemli bir adım attık. Parlamenter sistem kurulurken çok önemli bir adım attık. 141 yıllık parlamento geleneği var, 141 yılık ve her aşamada parlamentonun yetkileri büyütülmüştür, genişletilmiştir. Bizim parlamentomuzun bir özelliği var, bu parlamento Milli Kurtuluş Savaşını yöneten bir parlamentodur, o nedenle Gazi unvanı vardır. Bu parlamento Barış Harekatını, Kıbrıs Barış Harekatını yöneten bir parlamentodur. Bu parlamento 15 Temmuz darbe girişimini savuşturan bir parlamentodur. Şimdi bu parlamentonun yetkilerini almak doğru değildir. Tarihimize saygılı olmalıyız, kültürümüze saygılı olmalıyız, geleneklerimizi korumalıyız, örfümüzü, adetimizi korumalıyız. Parlamento geleneğinden neden vazgeçiyoruz? Neden Başkanlık rejimi? Bir rejimi niye değiştiriyoruz? Bir rejimi değiştiriyoruz, toplumun yarısı istiyor, yarısı istemiyor diye bir tablo çıkıyor ortaya, toplumun yarsı bir rejimi istemiyorsa orada huzuru sağlayamazsınız, barışı sağlayamazsınız. Orada kavga olur. Bizim isteğimiz ne? Rejimi değiştireceksiniz oturun hep beraber bir oturun konuşun bu rejimi niye değiştiriyoruz biz? Hangi gerekçeyle değiştiriyoruz biz?

Seda ÖĞRETİR- Kılıçdaroğlu, Sayın Kılıçdaroğlu şimdi Cumhuriyet Halk Partisi parlamenter sistemin devamından yana o yüzden de “Hayır” diyor. Ama az önce dediniz ki evet 80 anayasası darbe anayasasıdır, hepimiz karşı çıkıyoruz, siz de karşı çıkıyorsunuz. O noktada sivil bir anayasa için Cumhuriyet Halk Partisi bugün öyleyse ne öneriyor?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şunu söyleyeyim biz sadece anayasa değişikliğini değil, darbe hukukunu değiştirmek istiyoruz. Yani 12 Eylül döneminde çıkan ve demokrasiye aykırı olan hem yasaları, hem anayasayı birlikte değiştirmek istiyoruz. Bu ülkeye tam demokrasi gelsin. Efendim Avrupa dayatacak, Avrupa diyecek şunu yap biz ondan sonra toplanacağız mecliste onu yapacağız. Ben Sayın Binali Yıldırım’a da söyledim, Sayın Davutoğlu’na da söyledim. Dedim ki, “Gelin bu parlamentodan el birliğiyle demokrasi çıtasını yükseltebileceğimiz bütün yasal değişiklikleri yapalım. Hiç Avrupa bize dayatmasın şunu yapın bunu yapın diye. Biz diyelim ki, kardeşim biz bütün o değişiklikleri yaptık. Üstelik oy birliğiyle yaptık, üstelik gönül birliğiyle yaptık. Bizi tam üye olarak alın bakalım. Biz onları zorlayalım niye onlar bizi zorlasınlar?” Emin olun bakın parlamenter demokratik sistem bugün sorunları var mı? Var. Nereden kaynaklanıyor? 12 Eylül darbe hukukundan kaynaklanıyor. Bugün sordular, dediler ki 600 milletvekili olacak “Evet çadırında” sordular. 600 milletvekili olacak milli irade oraya yansıyacak. Dedim ki milli irade oraya yansımıyor, yüzde 10 seçim barajı olduğu zaman milli irade tam yansımaz oraya, yüzde 1 oy alan partinin Genel Başkanı da meclise gelsin konuşsun. Yani meclise gelip konuştuğu zaman ne olur, eksiğimiz mi olur? Fazlamız olur, artımız olur. Milli irade tam yansımış olur oraya. Siyasi ahlak kanunu niye yok?  Neden siyasi ahlak kanunu yok? Lider sultasına neden son vermiyoruz. Bu değişiklikleri yapalım. Çağırdık, söyledik. Ben TBMM Başkanına yazdığım bir mektupta da bütün bu talepleri kendilerine ifade ettim. Gelin bu değişiklikleri yapalım demokratik standartlarımızı yükseltelim. Demokrasi geliştiği zaman büyür Türkiye. “Evet” çıkarsa ne olur? Yabancı sermaye gelmez. Hiç kimsenin can ve mal güvenliği olmaz. Bir Başkan kalkar, OHAL ilan eder 3 gün sonra sizin mal varlığınıza el koyar. Şimdi OHAL ilan etmek o kadar kolay değil. Çünkü Milli Güvenlik Kurulu kararı gerekiyor. Başbakanlık görüşmesi gerekiyor Bakanlar Kuruluyla ve meclisin kararı gerekiyor. Meclis yok ortada,  meclis OHAL bile ilan edemez. OHAL kararı da almıyor, onu da Başkana veriyoruz. Bu nasıl bir meclis? 

Ahmet ARPAD- Son soru artık bir dakikam kaldı. Şimdi “evet” çıkarsa ne olur bunu konuşuyoruz, kendi adınıza istifa eder misiniz sorusu size çok soruldu. Belki o soruyu şöyle de formüle edilebilir, yani iktidar cephesinin eleştirisi şimdi diyorlar ki Sayın Kılıçdaroğlu tek adamlıktan bahsediyor ama Cumhuriyet Halk Partisi başında, iktidar cephesinin ifadesiyle, seçim mağlubiyetleri sonrası hala koltuğunda oturuyor. Bu da bir tek adamlık değil mi Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Benim gibi tek adam olsunlar, ben demokrasiyi savunuyorum. Bizde kurultaylar var, bizde onlar gibi değil, bizde Genel Başkan adayları çıkarlar, delegeler kendi özgür iradeleriyle gelir, Genel Başkanlarını seçerler. Biz Grup Başkanvekillerimizi bile seçimle belirliyoruz. Onlar hangisini belirliyorlar? Sayın Davutoğlu’na bakın yüzde 49.5 oy aldı. Bir saray darbesiyle gitti. Koca Başbakan gitti, yuvarlandı gitti. Ne oldu? Binali Bey geldi. Kim getirdi Binali Bey’i? Kendi kurultayları mı seçti? Bir kişi seçti sen dedi Genel Başkan olacaksın bitti. Çift Başlılık diyorlar ne çift başlılığı yani Binali Bey’le Sayın Erdoğan arasında bir sorun mu var Allah aşkına? Bir uyumsuzluk mu var? Nerede çift başlılık var? Espri olsun diye onu da söyleyeceğim, espri olsun diye söylerim yani Binali Bey’in 80 düğmesi olsa ceketinde, Sayın Erdoğan’ı 8 metre öteden görse 8 saniyede bütün düğmelerini ilikler. Yani öyle karşı çıkacak falan filan yok bunlar. Hangi gerekçeyle istifa edeceğim? Bir anayasa oylaması yapıyoruz. Bir parti seçimi yok, bir lider seçimi yok, bir seçim yok. Anayasa oylaması, zaten sorun da oradan çıkıyor. Hala biz bir anayasa oylaması yaptığımızın farkında değiliz. Efendim işte falan partiye oy vereceğiz diye düşünülüyor, falan kişiye oy vereceğiz diye düşünülüyor. Biz bir anayasa, bir rejim değişikliğini oyluyoruz. Cumhurbaşkanı taraflı mı olmalı, Cumhurbaşkanı tarafsız mı olmalı? Bu kadar basit bir soruya cevap arayacağız. Tarafsız olmalıdır Cumhurbaşkanı deniyorsa “Hayır” denilecek bu kadar basit. Bir partinin Genel Başkanı mahkemelere hakim tayin etsin mi? Etmesin mi? Hakim tayin etmesin diyorsan “Hayır” diyeceksin. Hakim tayin etmesin, biz istemiyoruz. Bir kişi 80 milyonun seçtiği TBMM’yi hiçbir gerekçe göstermeden feshedip seçime götürmesin diyorsan “Hayır” oyu kullanacaksın. Ben milli iradeye saygılıyım, bir kişiye Mustafa Kemal Atatürk’e bile bu yetki verilmedi ben bu yetkiyi, benim yetkimi ben kimseye vermem deyip “Hayır” oyu kullanacaksın, bu kadar basit. Bunun partilerle ilgisi yok, şahıslarla ilgisi yok olay bu.

Seda ÖĞRETİR- Peki, süremizin sonuna geldik, Sayın Kılıçdaroğlu, teşekkürler Referanduma Doğru Özel programımızı burada noktalıyoruz efendim iyi akşamlar.