CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI (14 MART 2018)  
14.03.2018
11321
Yazı Boyutu: A- A+

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI (14 MART 2018)

CHP MYK Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplandı.

Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan MYK Toplantısının gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şu açıklamalarda bulundu:

 

Değerli basın mensupları, hepiniz hoş geldiniz. Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı yapıyoruz. Yine Türkiye’nin ve dünyanın gündemiyle ilgili Merkez Yönetim Kurulumuz ayrıntılı görüşmelerini sürdürüyor. Tabi acı bir haber dün ve bugün şehitlerimiz var. Yine yüreğimizi yakan acı haberler aldık, dün Diyarbakır ve Afrin’de, bugün Hakkari’de şehit haberi aldık. Öncelikle şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Bütün milletimize başsağlığı diliyorum, ailelerine başsağlığı diliyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün 14 Mart Tıp Bayramı. Tıp camiasında mesleğini icra eden büyük zorluklar altında görev yapan hekimlerimiz başta olmak üzere bütün sağlık emekçilerine emekleri, çabaları, çalışmaları nedeniyle teşekkür ediyoruz ve Tıp Bayramlarını kutluyoruz.

Bugün Türkiye sağlıkla ilgili esaslı sorunların yaşandığı bir noktada ve bu süreçte özellikle hekimlerimiz zor koşullar altında görevlerini yapmaya çalışıyorlar. Türkiye bu konuda ne yazık ki AK Parti hükümetleri döneminde hekimlere yönelik saldırılar, hekimlerin mesleklerini yaparken haklarının teslim edilmesi konusunda çok ciddi sıkıntılarla karşı karşıyalar. Her şeyden önce bugün Türkiye’de bir doktora düşen hasta sayısı 572. Bu dünya ortalamalarının çok altında ve gerisinde. Bu şartlarda hizmet verebilmek mümkün değil. Hekimler açısından bir büyük ve ciddi yük, hastalar açısından bir büyük eziyete dönüşmüş durumda. Kişi başına düşen hekim sayısında dünyada en alt sıralardayız. Burada Endonezya, Güney Afrika gibi ülkelerle aynı sınıfta, aynı kategoride görülüyoruz. Hekimlere dönük saldırılar, görevlerini yapan hekimlere yönelik saldırılar, acil servislerde sağlığın paralı olmasından kaynaklanan yük nedeniyle ortaya çıkan yığılmalar sağlık alanının yeni baştan ele alınması ve bu çerçevede bir esaslı reform ihtiyacını hala gündemde tutuyor. Bu konuda İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığımızın Sayın Tekin Bingöl’ün başkanlığında hazırladığı çok güzel bir rapor var. Onu kamuoyuyla da paylaşacaklar, o raporda ayrıntılarıyla hekimlerimizin ve sağlık çalışanlarının sorunları ele alınmış durumda.

Değerli arkadaşlar, dün TBMM el çabukluğuyla milletten kaçırarak bir kanun geçirdi. AK Parti grubunun ve MHP grubunun işbirliği içerisinde el çabukluğuyla milletten gizleyerek ittifak ve seçim hileleri yasasını geçirdiler. Sabaha karşı Pazartesi günü televizyonların kapalı olduğu saatte sabaha kadar meclisi milletin göremediği, izleyemediği bir ortamda çalıştırarak.

Şimdi ben hem AK Parti, hem MHP’ye soruyorum yetkililerine. Neden milletin bu tartışmaları dinlemesinden korktunuz? Neyi kaçırdınız? İttifak yapmalarıyla ilgili kimsenin söylediği bir şey yok ama bu teklifin iç yüzünü milletin öğrenmesinden niye rahatsız oldunuz?

Değerli arkadaşlar, TBMM’den geçirilen teklif, yasa bir ittifak yasası değil seçim hileleri yasasıdır. El çabukluğuyla milletvekili hırsızlığı yasasıdır. Milli iradenin gasp edilmesi yasasıdır. Bütün plan, proje bunun üzerine kurulmuştur. Bakın, yol görünen, gidici olan iktidarlar seçim kanunlarıyla uğraşmaya başlarlar, seçim kanunlarıyla oynamaya başlarlar. Bir iktidar seçim kanunuyla oynamaya başladıysa yolun sonu onun için görünmüş demektir. O yüzden AK Parti için artık yolun sonu görünmüştür. Onun kuyruğuna takılıp da kendisine bir ikbal ve istikbal bekleyen MHP yönetimi içinde yolun sonu görünmüştür.

Değerli arkadaşlar, bu kanun teklifi haksız temsili artırıyor. Millet bir partiye oy versin, milletvekilini ittifak adı altındaki bu yapı çıkarsın. Bunun üzerine kurulmuş, hileli kurgulanmış bir sistemdir bu sistem. Milli iradenin gasp edilmesine dönük bir yapı. Türk siyasetinin en önemli problemlerinin biri, başında geleni baraj sorunudur. Yüzde 10 seçim barajı siyaseti kimliksizleştiren, barajın altındaki partileri yok etmeyi planlayan ve hakim parti sistemi yaratmaya dönük bir uygulamadır. Türk siyasetinin önünün açılması, nefes alması, çoğulculaşması için barajın kaldırılması gerekir. Millet kime oy veriyorsa o parti mecliste temsil edilebilmelidir. Yüzde 1 oy alan partinin bile Genel Başkanı en azından TBMM’ye girebilmelidir, milletin sesi olabilmelidir. Bu teklif barajı ortadan kaldırmıyor, tam tersine barajın etkisini fiilen artırıyor. İttifak içerisine giren partiler ayrı ayrı milletvekili aday listesi vermesine rağmen oylar milletvekili çıkarma hesabına girerken, bölünürken ittifakın içindeki partiler tek parti gibi işlem görüyor. Bu ne demektir? Az oy alan partilerin milletvekillerini ittifak çemberi içerisinde oraya aktarmak, ittifak sepetine aktarmak demektir. Yani onların milletvekilliğini çalma üzerine planlanmış bir sistemdir. Bunun için karşı çıkıyoruz. Sayım ve dökümlerde bu tip aritmetik oyunlarla masa başında milletvekili çalma hesabıdır. Bu anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır, anayasanın temsilde adalet ilkesine aykırıdır. Barajın dışındaki parti yüzde 10’la yarışacak, onun önüne yüzde 10 barajını, duvarını öreceksin, ittifakın içindeki parti yüzde 10 duvarı problemiyle karşı karşıya kalmayacak. Onların oy toplamları ayrı ayrı değerlendirmeyecek oyları oy toplamları açısından bakılacak. Bu eşitsizlik yaratan, eşit yarışı ortadan kaldıran bir sistemdir. Yoksa hiç kimse ittifaka karşı değil, kategorik olarak bizde ittifaka karşı değiliz. Ama bu ittifak siyasette partilerin kendi kimlikleri, dilleri, ideolojileriyle, özgüvenle bir araya gelmelerine dönük bir ittifak değil, bu ittifak partileri kimliksizleştirme üzerine kurulmuş bir ittifak sistemidir. Bu sebeple buna karşı çıktık.

Bir başka önemli nokta, bu yasa teklifi seçim güvenliğini ortadan kaldırmaya dönük bir teklifti. Yasalaştı, bu yasa şuanda seçim hilelerini meşrulaştırma yasasıdır. Mühürsüz seçimi, gayrimeşru olan mühürsüz seçimi şimdi yasal hale getirmeyi planlamışlardır burada. Yüksek Seçim Kurulu daha önce kanuna aykırı olarak mühürsüz oyları kabul etmişti, şimdi kanuna aykırı YSK kararına kanunu uyduruyorlar. Kanunu YSK kararına uyduruyorlar. Bu sistem 16 Nisan referandumunun gayrimeşru olduğunun TBMM eliyle ikrar edilmesidir.

Değerli arkadaşlar, bu bir sopalı seçim hazırlığıdır. Jandarma ve polisi sandık başkanı çağırmasa dahi sandık alanına sokabilecek ve sandığa müdahale etme imkanını sağlayacak bir hazırlıktır. Bu bir sopalı seçim hazırlığıdır. Türkiye 21.yüzyılda böyle bir seçim uygulamasını hak etmiyor. Fiilen sopalı seçimi uygulayan AK Parti iktidarı şimdi bunu yasal çerçeve içerisine oturtmaya çalışmaktadır. Siyasi partilerin denetimini ortadan kaldırmayı, azaltmayı planlayan bir yasadır. Siyasi partilere sandık başkanı önerme yetkisi ellerinden alınmıştır. Bu bütün sandıkları parti devletinin memurlarına emanet etme teklifidir. Türkiye parti devleti rejimi altındadır, AK Parti devlet partisidir ve şuanda sandıklar siyasi partilerin etkisi azaltılarak parti devletinin memurlarına teslim edilme noktasına gelmiştir ve sandığı seçmenden kaçırma planı söz konusudur. Valinin talebiyle seçim kurulları sandıkları vatandaşın ayağından, önünden alacak başka yerlere götürebilecektir. Bu iktidar bloğunun tek adam koalisyonunun oy alamayacağı sandıklarda sandığı vatandaşın önünden kaçırıp gitmesinler kardeşim, oy vermesinler deme teklifidir. Ya da oralarda denetim imkanını ortadan kaldırıp katakulliyle sandıklar üzerinde katakulli yapabilmek için sandıkları vatandaşın güçlü olduğu yerden alıp katakulli yapacağı bir alana çekebilme çabasıdır.

Şimdi bütün bunları söylüyorum ama sonunda şunun bilinmesinde yarar var. Türkiye bir güvenli seçim hareketi başlatacaktır. Bütün sivil toplum, millet önünden sandığını çalmaya çalışan, iradesini gasp etmeye çalışan bu seçim hileleri yasasına fırsat vermeyecektir. Bu yasayı da çıkartsalar, bu yasanın şeddelisini de çıkarsalar millet sandığa gidecek ve sandıkta her şeye rağmen seçim güvenliğini sağlayacaktır. Millet el koyacak. Önümüzdeki seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi başta olmak üzere bütün bu hilelere karşı çıkan ve milletin iradesine saygı duyan siyasi partilerle beraber, demokrasiyi isteyenlerle beraber, tek adam koalisyonuna karşı çıkanlarla beraber, sivil toplum örgütleriyle beraber, halkla beraber, milletle beraber milletin iradesini çaldırmayacağız. Bu iktidara çaldırmayacağız, sandıklara sel gibi akacağız, sandıkları koruyacağız. Buna hiçbir şekilde müsaade etmeyeceğiz.

Değerli arkadaşlar, şeker fabrikalarıyla ilgili problem hala devam ediyor. İktidar bocalıyor şuanda. AK Parti bocalamış durumda. Bakanlarından bir tanesi çıkıyor sattıkları fabrikaları kooperatiflere nasıl alırız diye açıklama yapıyor, Başbakan Tarım Bakanını tekzip etmek durumunda kalıyor. Niye? Çünkü yanlış yoldalar, niyetleri bozuk, kararları bozuk. Niyetleri bozuk olduğu için millete anlatamıyorlar. 24 şeker fabrikasını özelleştirmeye, satmaya kalktılar, yandaşlarına peşkeş çekmeye kalktılar 21 tanesi kar ediyor. Kar eden işletmeleri satıp yandaşlarına bir taraftan peşkeş çekerken öbür taraftan da Türk halkını, Türkiye’de yaşayan vatandaşlarımızı nişasta bazlı şekere, sağlıksız şekere mahkum etme peşindeler. Niye? Ortak oldukları ithalat lobisiyle, teslim oldukları Cargill gibi uluslararası tekellerle. Bunlar Türkiye çiftçisinin hizmetinde değiller. Bunlar pancar üreticisinin hizmetinde değiller. Bunlar bu fabrikalarda halka hizmet veren, emek veren emekçinin hizmetinde değiller. Bunlar uluslararası tekellerin hizmetindeler. Cargill’in hizmetkarı bunlar. Uluslararası şirketlerin hizmetkarı. Milletin, üreticinin, çiftçinin, pancar ekicisinin alın terini sömüren uluslararası tekellerin ortakçısı, şeri iştirakçisi bunlar. Onun için millet bunlardan en kısa sürede kurtulacak.

Bakın, Türkiye’de halk sahip çıkmaya başladı fabrikalarına. Şeker fabrikalarına halk sahip çıkmaya başladı, milletvekili arkadaşlarımız Anadolu’yu, Trakya’yı, Türkiye’nin dört bir yanını adım adım geziyorlar. Genel Başkan Yardımcımız Veli Ağbaba’nın Başkanlığındaki milletvekili heyetimiz her yerde varlar. Ne için? Pancar üreticisinin hakkını savunmak için. Ne için? Şeker fabrikalarında çalışan emekçilerin hakkını savunmak için. Ne için? Milletin alın teriyle yıllardan buyana dişinden, tırnağından artırarak elde ettiği bu milli varlığı, milli serveti korumak için. Kimden korumak için? Gayri milli olanlardan korumak için. Gayri milli olanların bu kararlarına karşı. Ne yaparlarsa yapsınlar bu mücadelede özelleştirmeyi engellemek için, satışı peşkeş çekmeyi engellemek için sonuna kadar mücadele edeceğiz.

Bugüne kadar bakın SEKA’yı, Telsim’i, Petkim’i, Telekom’u, bunların hepsini, daha bunun gibi sayamayacağımız milletin servetini sattılar oralara AVM’ler yükselttiler, işçileri çıkardılar. Şimdi bir kere daha aynı oyunu oynamaya çalışıyorlar. Sata sata doymadılar, yiye yiye doymadılar. Bir babanın böyle evladı olsa çoktan evlatlıktan reddederdi. Bu millette bunları evlatlıktan reddedecek. Bu kadar milletin serveti, malı satılmaz.

Şimdi Alpu’da termik santrali getirip tarım ovasını zehirlemeye çalışıyorsunuz. Bütün kuruluşlar ya burada tarımı öldürürsünüz demesine rağmen, bütün ciddi kuruluşlar zararlıdır burada tarım ortadan kalkar, en değerli arazileri perişan edersiniz demesine rağmen bir grup çıkar ilişkisiyle Alpu’da termik santralle tarımı yok etmeye çalışıyorlar. Bunlar çiftçi düşmanı, bunlar üretici düşmanı, bunlar uluslararası tekellerin dostu, çiftçinin, emekçinin, işçinin, milletin düşmanı. Böyle bir anlayış var. Bunun sonucunda işte Türkiye’de 6 milyon işsiz, 16 milyon yoksul var. Ayıp değil mi, yazık değil mi? 6 milyon işsiz, 16 milyon yoksulun olduğu bir yerde sen neden milletin kar eden şeker fabrikalarını satarsın, üreticiyi neden bir kere daha yoksulluğa mahkum edersin?

Fakat halkımıza söz veriyoruz, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bugün engelleyemeyip eğer satılsa dahi bu şeker fabrikalarını geri alıp yeniden köylüye vereceğiz. Milletin, emekçinin, köylünün emrine vereceğiz.

Değerli arkadaşlar, bugün İstanbul milletvekilimiz Enis Berberoğlu’nun yine duruşması var. Hukukun yok edildiği ve çiğnendiği, iktidarın hoşuna gitmeyen şeyleri söyleyenlerin rehin alındığı bir süreçten geçiyoruz. Enis Berberoğlu bir proje çerçevesinde özellikle rehin alınmıştır. O proje tek adam koalisyonunun projesidir, tek adam rejiminin projesidir ama bu proje boşa çıkacaktır. Enis Berberoğlu ve haksız yere tutuklu bulunan gazeteciler, siyasetçiler, milletvekillerinin Türkiye’nin utancı olmaktan çıkacağı bir düzene doğru hızla gidiyoruz. Bu düzen devam etmeyecek, etmez, edemez.

Bakın, Cumhuriyet Gazetesinden uzun süre haksız tutuklu olan Ahmet Şık ve Murat Sabuncu geçen hafta tahliye oldu. Bu çok memnuniyet verici bir şeydir. Tahliye olmaları memnuniyet vericidir. Bugüne kadar haksız biçimde içerde tutulmuş, rehin alınmış olunmaları utanç verici bir tablodur. Ve işin ilginci hala Akın Atalay bugün 500. gününü doldurdu hala haksız yere rehin alınmıştır. Tutuklu değil, haksız yere hapishanede tutulmaktadır. Türkiye’de saray hukuku hakim olmuştur. Saray hukuku sadece adı hukuk olan ama gerçekte hukukla ilgisi olmayan bir vicdansız düzenin adıdır ve hakimler, savcılar bugün Türkiye’de vicdanlarının sesiyle sarayın sesi arasında sıkışmıştır. Türkiye vicdanlarının sesiyle sarayın sesi arasında sıkışan hakimler ve savcılar ülkesi haline gelmiştir. Bir an önce hukukun hakim olduğu bir Türkiye yaratacağız. Davamız, kavgamız, mücadelemiz bunun mücadelesidir.

Değerli arkadaşlar, bu çerçevede en son Anayasa Mahkemesiyle ilgili bugün arkadaşlarımız Grup Başkanvekillerimiz ve Hukuktan Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Muharrem Erkek Anayasa Mahkemesine müracaat ettiler. Türkiye’de hatırlayacaksınız 696 sayılı kanun hükmünde kararnamenin 121. maddesiyle sivil silahlı çete oluşturma maddesi getirilmişti. Sivil silahlı çete oluşturulması kanun hükmünde kararnameye girmişti. O kanun hükmünde kararname TBMM’de görüşüldü, kanunlaştı. Şimdi bu iktidar tek adam koalisyonu kanun eliyle sivil silahlı çete oluşturma adımı atmıştır. Buna karşı Anayasa Mahkemesinde iptal davası açtık. Biz Anayasa Mahkemesinin bütün bu olumsuzluklara rağmen hukuk ekseninde karar vermesini bekliyoruz, hukuk ekseninde karar vermek zorunda olduğunu düşünüyoruz.

Hepinize teşekkür ediyorum, soracağınız sorular varsa alabilirim.

Soru- Serdar Gün, FOX TV Ankara Haber Merkezi. İki sorum olacak efendim, bir tanesi bu ittifak yasasına ilişkin rahatsızlıklarınızı dile getirdiniz. Bu konuyla ilgili Anayasa Mahkemesine başvurmayı düşünüyor musunuz? Bölüm bölüm mü yoksa toptan mı iptalini isteyeceksiniz? Bir diğer sorumda Sayın Selin Sayek Böke’nin seçimleri boykot çağrısı oldu. Sayın Kılıçdaroğlu kazanılacak seçimi neden kaybedelim şeklinde bir açıklama yaptı. Başbakan ana muhalefet iktidarın alternatifiyse boş işleri bıraksın, güvenli seçimden mi rahatsız oluyorlar şeklinde. Bu açıklamaları nasıl değerlendireceksiniz?

Birde CHP’de boykot çatlağı var mı efendim?

Bülent TEZCAN- Teşekkür ederim. Öncelikle birinci sorunuz üç tane oldu soru iki değil bu arada. İlk sorunuz ittifak yasasının Anayasa Mahkemesine götürülmesi meselesi. Onunla ilgili Sayın Genel Başkanımızda bir açıklama yapmıştı sanıyorum. Seçim güvenliğini ihlal eden maddeleriyle ilgili Anayasa Mahkemesine gideceğiz. İttifaklara kategorik olarak karşı değiliz. İttifakla ilgili bölümlerinin sadece ortaya çıkan adaletsizlikleriyle ilgili açıklamaları yaptık. Onun çerçevesini arkadaşlarımız oturacaklar değerlendirecekler bir karar verecekler. Ama şu kesin, seçim güvenliğini ihlal eden kısımlarıyla ilgili Anayasa Mahkemesine gidilecek. İttifak bölümüyle ilgilide arkadaşlarımız çalışıyorlar. Bu bir siyasi karar konusu. Oturulup o siyasi kararı vereceğiz, değerlendireceğiz önümüzdeki günlerde.

Diğer sorunuz, aslında birbiriyle irtibatlı ikinci ve üçüncü sorunuz. Cumhuriyet Halk Partisinde boykot çatlağımı var diye. Cumhuriyet Halk Partisinde hiçbir çatlak yok arkadaşlar. Cumhuriyet Halk Partisinde farklı düşündüğünü zaman zaman paylaşan arkadaşlarımız olabilir. Onlar kendileri de ifade ederken kişisel görüşlerini ifade etmişlerdir. Cumhuriyet Halk Partisinin seçimleri boykot kararı yoktur. Böyle bir düşünce yoktur. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’yi bu deli gömleğinden kurtaracaktır. Neyle kurtaracaktır? Sandıkla kurtaracaktır. Bu deli gömleğini yırtıp atacağız. Kazanacağımız seçimleri niye boykot etmeyi peşinen konuşup da bunların üzerinden çalışalım. Ne diyoruz? Ne kadar milletin oyunu ve iradesini çalmaya kalkarlarsa kalksınlar halkla beraber, milletle beraber el ele vereceğiz, sel olacağız sandıklara akacağız, sandıkları oy hırsızlığı peşinde olanlardan kurtaracağız. O yüzden herhangi bir biçimde seçimleri boykot ya da seçimlere girmemek gibi bir kararımız yoktur. Tam tersine milleti kurtarmak gibi bir kararlılığımız vardır.

Soru- Sayın Başbakanın açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz efendim?

Bülent TEZCAN- Sayın Başbakan zaman zaman ne söylediğini bilmeden konuşuyor. Bizim söylediğimiz çok açık. Ne dedik biz? Diyoruz ki, seçim güvenliğini ortadan kaldırıyorsunuz. Lafı tersine çevirip de güvenli seçimden mi rahatsız oluyorsunuz? Güvenli seçimden rahatsız olan Sayın Başbakan ve onun temsil ettiği tek adam koalisyonu. Güvenli seçim getirseydiniz bizimde sesimiz çıkmasaydı. Partileri sandıktan çek, polisi jandarmayı canının istediği zaman sandığa sok, istediğin gibi sandıkları milletin önünden kaçır, ondan sonrada çık güvenli seçimden mi rahatsız oluyorsunuz diye. Sizin seçim güvenliğini yok etme çabanızdan rahatsız oluyoruz. Fiilen yaptığınızı şimdi yasaya sokma çabasından rahatsız oluyoruz. Onun için Başbakana düşen milletin oyunu güvence altına alacak bir tablo yaratmakken Başbakan lafı tersinden alıp yine milleti aldatmanın peşinde. Ama artık o çabaların faydası yok. Millet inanmıyor, inanmayacak da.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.